Batı medeniyetinin ortaya çıkardığı insan tipi “zevk almak, zevkine göre yaşamak” denince ilk önce nefsi özgür bırakarak hiçbir sınırlamayı kabul etmeyerek bedeni hazları öncüler ve hayvan derecesinde yaşayarak aşağıların aşağısına düşer. İslam medeniyetinin ortaya çıkardığı insan tipi, nefsi dizginlemekle ruhu, kalbi, aklı güzelleştirmek insanı meleklerden daha üstün hale getirmek en yüksek mertebeye ulaştırmak ister. , hazzın mutlak anlamda iyi olduğunu ve insan eylemlerinin nihai amacının hazza ulaşmak, acıdan kaçınmak olması gerektiğini savunan felsefi bir görüştür.
Hedonizm, bireyin sürekli olarak haz veren durumlara yönelmesi gerektiğini sadece fiziksel veya çılgınca zevkleri önceleyen, anlık bedensel zevklerin en gerçek ve güvenilir olduğunu savunur. Batı medeniyeti insan tipi acıyı sızıyı keyfini bozan, rahatını kaçıran hiçbir şeyi hayatında istemiyor. İslam medeniyetinin insan tipi ise insanın güzelleşmesi, bedenin olgunlaşması, ruhun özgürleşmesi için ise “acıyı” gerekli görür, acıyla barışık bir hayatı kabullenir.
Acı, hüzün, ıstırap, şairi Fuzûlî bunun en güzel örneğidir. Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabip Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır Nefsi hazların baskısından, hâkimiyetinden kurtulamayan bir insanın hedefine odaklanması şahsiyet sahibi bir insan olması, göz temizliğini koruması, ruhen özgürleşmesi ve dünyada büyük işler başarması düşünülemez. İnsan dünyaya gelir ve belirli bir zaman sonra iki yoldan birini tercih eder.
Necip Fazıl Kısakürek nur ve kir oluğundan bahseder. Önümüzde son nefesi verene kadar yürünmesi gereken iki yol var ve tercih bize aittir. Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir; Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
Ya hayvani yoları ya insani yolları, Ya değişmeyen ezeli ve ebedi yolu ya da değişen yolları tercih edeceğiz. İslam medeniyetinin düşünce mimarları bize asıl ve kalıcı zevkin Rabbimizin katında, imanda, ilimde, nefse muhalefette, aşkın bir hedefte, sonsuzluğa bakan yönde olduğunu söylerler. “İlmin, münacatın ve Allah Teâlâ’yı zikrin zevki, bütün zevklerden üstündür.
Belki kötü olan geçici ve baki olmayan zevklerdir, geçici olan zevk makbul değildir.” “Ateşe benzeyen şehvet, yanıp durdukça eksilmez; o, ona dileğini vermemekle eksilir. Bir ateş, odun attıkça hiç söner mi?” “İnsanın nefsinin zevk sandığı şeyler, gelip geçicidir. Çorak yere ekilmiş tohum gibidir.
Bitmez, meyve vermez. Ondan elde edilecek mahsul pişmanlıktır. Kârı da zarardan başka bir şey değildir.” (Mevlânâ, Mesnevî, 486-487.
beyitler) “Bütün putların anası, sizin nefsinizin putudur. Dışarıda görülen putlar, birer yılandır, hâlbuki nefis putu bir ejderhadır. Nefis, çakmak taşı ile demirdir.
Put ise, çakmak taşından sıçrayan kıvılcımdır. O kıvılcım su ile söner. Kıvılcım söner ama çakmak taşı ile demir su ile söndürülebilir mi?
İnsanoğlu, bu ikisi kendisiyle beraber oldukça nasıl emin olabilir? Çakmak taşı ile demirin ateşi, kendi içlerinde gizlenmiştir. Onların içlerine su girmez ki ateşi söndürsün.
Su, ancak dışarda bulunan ateşi söndürür. O, taşın ve demirin içine nasıl girer? Nefsin ve şehvetin sembolü olan çakmak taşı ile demirden, küfrün ve bütün kötülüklerin kıvılcımları sıçrar.
Dumanları yükselir. Kaptaki, küpteki su bitse de nefis çeşmesinin suyu tazedir, kesilmeden akar durur. Nefsin, her anda bir hilesi vardır ki, onun her hilesi ile isyan denizinde yüzlerce Firavun ile o Firavuna uyanlar batmadadır.
Sen, kurtulmak istiyorsan, Mûsâ’nın Rabbi ’ne sığın. Benliğe kapılıp, firavunluk ederek imanını kaybetme. Ey kardeş!
Sen Allah’ın emrine ve Aziz Peygamberimizin sünnetine uy da ten Ebû Cehil’den ve nefsânî isteklerden kurtul...” (bk. Mevlânâ, Mesnevî, 371-383. beyitler) “Ey kardeş!
Sen, tefekkür ile hayat bulmalısın. Bedenin, kemik ve etten ibarettir. Bu yönün, hayvanlarla aynıdır.
Eğer tefekkürün gül ise, sen gül bahçesindesin. Yani dünya cennetindesin. Tefekkürün diken ise, külhan kütüğüsün.” “İnsan, gıdaya ihtiyacı gibi zevke de bir ihtiyacı var.
Nefs ve heva cihetinde tatmin edilmezse ruh ve Hüda canibinde zevkini arayacaktır.” “Hayatınızın zevkini ve lezzetini isterseniz hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve lezaizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.” “Ve sermâyece, cihazâtça serçe kuşundan meselâ yirmi derece ziyâde ve bu kâinatın ve zîhayatın en mühim, yüksek ve ehemmiyetli mahlûku olan insan, serçe kuşundan, saadet-i hayat cihetinde yirmi derece aşağı düşüp en bedbaht, en zelîl bir bîçare olacak.” Furkân Sûresi 43 ve 44. ayetlerde Rabbimiz şöyle buyurur: “Resulüm! Nefsinin kötü arzularını kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü?
Senin vazifen sadece tebliğken, şimdi onun doğru yola gelip gelmemesinden sen mi sorumlu olacaksın?” “Yoksa sen onların çoğunun gerçeği dinlediklerini veya akıllarını kullandıklarını mı sanıyorsun? Onlar tıpkı hayvan sürüsü gibidir. Hatta izledikleri yol bakımından hayvanlardan daha şaşkın durumdadırlar.” Batı medeniyetinin ortaya çıkardığı insan modeli kutsal olan her şeyi hayatından kovar.
Vücut binasını serseri, şeytani akılla ve nefsani hazlarla mide hazlarıyla oyun eğlence hazlarıyla hız, haz, ayartı hazlarıyla ekranlardaki ve çarşı pazardaki hazlarla besler ve cehenneme yuvarlanır. İslam medeniyetinin ortaya çıkardığı insan modeli ise kutsal olanı hayatının merkezine alır, vücut binasındaki vahiyle yıkanmış aklı, manevi kirlerden arınmış kalbi ve imanla özgürleşmiş ruhunu besler ve cennete layık hale gelir. Özetle “ bütün levm ve ve nefret, heva ve hevese tabi olanlara olsun; selam ve selamet Hüda’ya tabi olanların üstüne olsun.”