2011 yapımı Zamana Karşı (In Time) filmini izledim ve aklıma geldi: İnsanlar gerçekten aynı zamanı mı yaşıyor? Filmde para yoktur; para yerine zaman vardır. Zenginlerin yılları, hatta yüzyılları varken yoksullar birkaç saat daha yaşayabilmek için koşturur.
İlk bakışta bilim kurgu gibi görünür. Fakat biraz düşününce insanın canını sıkan bir gerçek belirir: Bizim dünyamızda da zaman herkese eşit verilmiş gibi görünse de herkes kendi zamanının sahibi değildir. Parası olan hız satın alır.
Özel hastaneye gider, taksiye biner, işini danışmanla çözer, bazı kapılarda sıra beklemez. Parası olmayan ise hastane koridorunda, devlet dairesinde, otobüs durağında, randevu sırasında, müşteri hizmetlerinin ucunda bekler. Bir işlem belki beş dakika sürer; fakat o beş dakikalık işlem için bazen yarım gün feda edilir.
İşte görünmeyen eşitsizlik biraz da burada başlıyor. Yoksulluk yalnızca cebinde az para bulunması değildir. Bazen sabahın köründe yola çıkmak, saatlerce toplu taşıma kullanmak, bir imza için gününü vermek, hakkına ulaşmak için haftalarca telefon beklemek demektir.
Kendi saatlerine sahip olamamak da bir yoksulluk biçimidir. Üstelik bütün bunlara çoğu zaman “sabır” denir. Elbette sabır kıymetlidir.
Fakat kötü işleyen bir sistemin insanı sürekli bekletmesini sabırla süslemek başka şeydir. Vatandaştan sabır isterken onun ömründen eksilen saatlerin de bir bedeli olduğunu unutmamak gerekir. Çünkü beklemek yalnızca beklemek değildir.
Bekleyen işçi yevmiyesinden olur. Esnaf dükkânından uzak kalır. Anne çocuğuna ayıracağı vakti kaybeder.
Hasta hem sağlığıyla hem zamanıyla mücadele eder. Uzakta ve ucuz yerde yaşamak zorunda kalan insan, her gün ömrünün bir kısmını yolda bırakır. Zamana Karşı filminde zenginlerin kasasında yıllar, yoksulların bileğinde dakikalar vardır.
Bizim bileğimizde sayaç görünmüyor olabilir. Ama sayaç çalışıyor. Bu yüzden eşitlik yalnızca “kimin ne kadar parası var?” sorusuyla ölçülmemeli.
Bir de şu soruyu sormalıyız: Kimin zamanı kendisine ait, kimin zamanı başkalarının iki dudağının arasında? Çünkü para yeniden kazanılabilir. Makam yeniden bulunabilir.
Mal yeniden alınabilir. Ama insanın bir devlet dairesinin sırasında, bir hastane koridorunda, bir otobüs durağında ya da cevapsız bırakılmış bir telefonun başında kaybettiği bir saat… Ve belki de çağımızın en sessiz adaletsizliklerinden biri tam olarak budur: Bazıları parasıyla zaman satın alırken, bazıları hayatının bedelini zamanıyla ödüyor.