Yaşamak için yan yana
Ekonomi

Yaşamak için yan yana

Bülent TANIK Yan yana olmak bir örgütlenme türüdür. Sıkı bağlar, katı kurallar ve çok uzun vadeler öngörülmeyen bir örgütlenme türü! İş-üstü/ad hoc*, çok somut, yakın hedefli, anında, eylem bazlı ve birbirine güç verme...

2 okuma

Bülent TANIK Yan yana olmak bir örgütlenme türüdür. Sıkı bağlar, katı kurallar ve çok uzun vadeler öngörülmeyen bir örgütlenme türü! İş-üstü/ad hoc*, çok somut, yakın hedefli, anında, eylem bazlı ve birbirine güç verme temelli bir birliktelik bence!

Yan yana olmak... İnsanın, arzın üzerinde arz-ı endam eyleyebilmesi, doğumundaki biyolojik kapasitesi ile değil onu kuşbaşka insanların varlığı ile ancak mümkün olabilmektedir. Başka insanlarla olan birliktelik, yan yanalık insan canlısının onsuz yapamayacağı yaşamak için gereksindiklerini karşılamaktan aciz kalacağı bir düzenektir.

En basit örgütlülüktür. Varlığını koruyabilmesi, kendini geliştirebilmesi, uygarlıklar kurabilmesi ancak geçmişten-geleceğe tüm, başka insanlarla ilişkilenerek sağlayabileceği imkanlarla koşuttur. İnsan insansız; örgütsüz-toplumsuz yaşayamaz.

"Yok yaa; ben yaşarım" diyenler yanılırlar. Sadece, bu özgüvenin kaynağı olan birikim ve yeteneklerini başka insanlar olmasa edinememiş olacaklarını hatırlatırım. Anne karnından çıplak çıktığını, görme, duyma, anlama, anlamlandırma vb.

tüm yeteneklerini -kalıtsal oldukları düşünülenler dahil- başka insanlardan edindiğini, öğrendiğini de! Yan yanalık bir tür "centilmenlik sözleşmesi" içerir. (A.

Ersoy, Y. Coşar, Kendi Kendini Yönetmek) Siyaset dünyasında diplomasi özeninin bile "out" olduğu bir dönemde centilmenlikten söz etmek; hiç olmazsa böyle bir kavramın varlığını unutmamak için iyi olur diye düşünürüm. Centilmenliği ve diplomasiyi -sahici olmamaya indirgeyen tutum ve yorumların ötesinde- insanlar ve toplumlar arası ilişkilerin iyileştirilmesine katabilecekleri, çözüm getirebilme potansiyelleri ile anlamayı tercih ediyorum.  İnsan öğrenerek, uygulayarak ve biriktirerek kavramların içini yeniden-yeniden doldurarak kültür oluşturur.  NOT DÜŞELİM Örgütlenme temel yaşamsal bir hak ve gereksinimdir.

Bölerek iktidar ol. Bölerek yönet. Çatıştırarak zengin ol!

Savaştırarak sermaye birikimini devam ettir. Ne hatırlatıyor?12 Eylül 1980’de yönetime el koyan faşist askeri cuntanın, IMF dayatması 24 Ocak Kararlarıyla bir bütün oluşturduğunu ve toplumsal muhalefetin örgütlenme potansiyel ve kapasitesini yok etmenin yanı sıra neo-liberal bir toplum ve devlet örgütlenmesini hedeflediğini not edelim.  Bu darbenin desteği ile yerleştirilmeye çalışılan toplumsal düzen; devletin küçültülmesi ve "serbesti" adı altında, toplumun örgütsüzleştirilmesi, kurumsuzlaştırılması ve kuralsızlaştırılması yoluyla, özelleştirme ve ticarileştirmenin egemenliğinin kurulması, "kamusallığın" literatürden silinmesi esasını taşıyordu. 12 Eylül Diktatörlüğü işe siyasi partileri, sendikaları, meslek kuruluşlarını, dernekleri vb.

örgütleri kapatarak ve yasaklayarak başladı. Örgüt kavramı korkutucu, örgüt üyeliği, suçlulukla özdeş hale getirildi. Örgüt düşmanlığı yaygınlaştırıldı.

Dönemin bir başka özelliği de siyaset düşmanlığıydı. Kapatılan, kapatılmayan, "kapatılmamakla birlikte faaliyetlerinin devamına" izin verilen örgütler, birbirleriyle siyasi amaçlı ilişki kuramayacak, işbirliği yapamayacaklardı. Bu yasaklar, hayatın akışına karşı yerlerinde duramadı.

Duramaz da! Çünkü insanın tabiatına aykırıdır. Öte yandan insana dair bunca önemli bir şey, bir araç, bir eylem olan "örgüt" üzerine geliştirici çabalar da gereksinim de sürüyor.

Her an yeni örgütlenme tip, ortam ve yordamları geliştirilip kurulacaktır. Zaman, mekân ve ölçek, yeni gereksinimlerin, yeni amaç tanımlamalarının örgütlenmelerine ışık tutacak temellerdir. Örgütler toplumsal oldukları kadar tarihsellik de taşırlar.

Doğar, gelişir, yıpranır, eskir ve yenilenebilirler. Örgüt kavramının soyutlaştırılması, kötülükle özdeşleştirilmesi, yasaklanması iki yönlü fetişleştirilmesini de çağırmıştır: Adeta âşık olunan, ölesiye sevilecek ya da girince çıkılamayacak cehennem gibi, vaz geçilmesi günah çağrıştıran örgütlerden başka tür örgütlenme olamazmış gibi. Mükemmel ve artık en son gelişkinlik düzeyine ulaşmış; değişmez, tartışılmaz, eksiksiz insan toplumu olmayacağı gibi örgütü de olamaz.

ÖZÜNDE HAKSIZLIK 12 Eylül’den miras "devletin küçültülmesi", iktidarın tekleştirilmesine dönüşmüş, toplumun örgütsüzleştirilmesi ise tüm örgütlenmelerin koflaştırılmasına, başta siyasi partiler olmak üzere parlamentonun işlevsizleştirilmesine dönüşmüştür. Yerel toplumsal iktidar odakları olan belediyelerin itibarsızlaştırılma ve güç kaynakları budanarak toplumsal destekten mahrum bırakılmaları da aynı sürecin parçasıdır. 1980’li yıllarda başlayan eritme, güçsüzleştirme, saygınlığını zayıflatma uygulamalarının bugün geldiği noktayı belediyesizleştirme olarak tanımlıyorum.

Belediyelere yeterli karşılığı olan kaynakları vermeden sorumluluk yüklemek ve bu yükümlülüklerin, mülksüzleşmeye- kıymetli varlıklarının elden çıkarılması yoluyla karşılanmasını zorlamak özünde kente yapılan haksızlıktır.  Belediye kurumunu ranta mecburcu yapan, hizmeti ticaret ile karıştırarak yozlaştıran kâr etmeden başka kamu kurumlarına bile bir şey vermeyi yasaklayan mevzuat ve anlayış ya da onları basit hizmet şirketlerine dönüştürerek karaktersizleştirmektedir. Halkın bizzat kendi öz örgütü olan belediyeler hakkında bugün duyduğu inançsızlığın, olumsuz duyguların ve öfkenin kaynağı bu değil midir? Belediyesizleştirme adı açıkça konulmamış, gizil bir örgütsüzleştirme politikasıdır.

Siyasal iktidarın tekleşmesinin ve en genel anlamıyla, kendinden başka hiçbir güçle iktidar paylaşmak istememesinin de sonucu ve göstergesidir. Belediyeleşmek, belediyesizleştirmeye karşı, kentli toplumun kendini yerinden yönetim ve demokratik esaslar çerçevesinde, yeniden ve yeniden belediye olarak örgütlemesidir. Kent, insanın yaşama mücadelesinde geliştirdiği en karmaşık, en çeşitli ve katmanlı örgütlenme deneyimidir.

Bu örgütler örgütlülüğü içinde belediye, kurucu, kapsayıcı ve dayanışmacı yönü en köklü olanlardan biridir.  Belediye örgütü, farklıların bir aradalığını zenginliğe dönüştürmenin, yan yana yaşayanların gereksinimlerini dayanışarak çözmenin, uygarca yaşamak için birlikteliklerden güç almanın örgütüdür.   * Latince “O anki ihtiyaca göre, amaca özel.”

İlgili Haberler