06 October 2026, Tuesday
Yasak kalkınca geriye ne kalıyor?
Gündem

Yasak kalkınca geriye ne kalıyor?

Yasemin GİRİTLİ İNCEOĞLU Bir erişim engeli kaldırıldığında doğal olarak seviniyoruz. Site yeniden açılıyor, hesap yeniden görünür oluyor, haberler yeniden dolaşıma giriyor, hukuki itiraz sonuç vermişse, en azından bu...

Yasemin GİRİTLİ İNCEOĞLU Bir erişim engeli kaldırıldığında doğal olarak seviniyoruz. Site yeniden açılıyor, hesap yeniden görünür oluyor, haberler yeniden dolaşıma giriyor, hukuki itiraz sonuç vermişse, en azından bu kez hukukun işlemiş olduğunu düşünüyoruz. Fakat tam da bu noktada üzerinde pek durmadığımız başka bir soru ortaya çıkıyor.

Bir yasağın kaldırılması, onun yarattığı sonuçların da ortadan kalktığı anlamına geliyor mu, başka bir ifadeyle, gerçekten yasaktan önceki duruma geri dönebiliyor muyuz? Galiba erişim engellerini tartışırken bu soruyu yeterince sormuyoruz. Genellikle hangi haberin, hesabın ya da internet sitesinin ne kadar süreyle erişilemez olduğunu kayda geçiriyor, ardından engelin kaldırılmasını sürecin sonu olarak değerlendiriyoruz.

Oysa dijital sansürün etkisini yalnızca içeriğin görünmediği süreyle ölçmek, müdahalenin zaman, hafıza, kamusal tartışma ve gazetecilik pratiği üzerinde bıraktığı izleri gözden kaçırmamıza yol açıyor. Yasak hukuken sona ermiş olsa bile geride bir tür sansür artığı kalabiliyor. BİLGİNİN YALNIZCA İÇERİĞİ DEĞİL, ZAMANI DA VAR Bir haberin kamusal değeri yalnızca içerdiği bilgiyle belirlenmez, o bilginin ne zaman dolaşıma girdiği de en az içeriği kadar önemlidir.

Bir araştırma haberi yayımlandığı gün siyasal sonuç yaratabilirken birkaç hafta sonra yalnızca arşiv değeri taşıyabilir. Tam bir kamusal tartışmanın ortasında görünmez hale getirilen bir bilginin daha sonra yeniden erişilebilir olması da bu nedenle kaybettiği etkiyi kendiliğinden telafi etmiyor. Dijital sansürü yalnızca bir içeriğin görülmesini engelleyen bir mekanizma olarak düşünmek bu açıdan eksik kalır.

Çünkü bazı durumlarda bilginin sonsuza kadar ortadan kaldırılması gerekmez, seçimden önce değil seçimden sonra, bir ihale tartışılırken değil ihale sonuçlandıktan sonra, bir toplumsal olay yaşanırken değil kamuoyunun dikkati başka bir meseleye yöneldikten sonra erişilebilir olması, o bilginin kamusal etkisini önemli ölçüde değiştirebilir. Sansür böylece yalnızca neyin görülebileceğine değil, ne zaman görülebileceğine ilişkin bir iktidar biçimi haline geliyor. Bu noktada bilgiye erişim hakkını da biraz daha geniş düşünmek gerekir.

Demokratik bir toplum açısından mesele yalnızca yurttaşın bilgiye sonunda ulaşıp ulaşamaması değildir, karar verebileceği, tartışmaya katılabileceği ve siyasal kanaatini oluşturabileceği anda o bilgiye erişebilmesi de önemlidir. Seçim bittikten sonra öğrenilen bir bilgi kuşkusuz hâlâ bilgidir, ancak yurttaşın siyasal tercihini oluşturabileceği anda sahip olduğu bilgiyle aynı demokratik işlevi yerine getirmez. Dolayısıyla bilgiye zamanında erişebilme hakkı, dijital çağın ifade ve basın özgürlüğü tartışmasına dahil edilmesi gereken kavramlardan biri olmalıdır.

İNTERNET GERÇEKTEN UNUTMUYOR MU? Dijital çağın en sık tekrarlanan kabullerinden biri internetin unutmadığıdır. Ancak erişim engelleri bu kabulü de yeniden düşünmeyi gerektiriyor.

Bir haber yeniden erişilebilir hale geldiğinde, onu bıraktığımız dijital ortama geri dönmez. Bu süre içinde gündem değişmiş, sosyal medyadaki paylaşım zinciri kopmuş, arama sonuçlarındaki konumu farklılaşmış ve okur başka kaynaklara yönelmiş olabilir. Burada bir içeriğin internette bulunmasıyla kamusal dolaşımın parçası olması arasındaki fark önem kazanır.

Dijital görünürlük artık yalnızca bir içeriğin yayımlanmış olmasıyla oluşmadığı gibi, arama motorları, sosyal medya akışları, tavsiye sistemleri, bağlantılar ve paylaşım ağları da içeriğin kimlere, hangi hızla ve ne ölçüde ulaşacağını belirliyor. Bu nedenle erişim engeli sonradan kaldırılsa bile haber teknik olarak geri dönerken bir zamanlar sahip olduğu kamusal konuma dönemeyebilir. Bu içerikleri bir anlamda dijital hayaletler olarak düşünebiliriz.

Varlıklarını sürdürürken, daha önce içinde bulundukları dikkat ve dolaşım ağının dışında kalabilirler. Dolayısıyla çağdaş sansürün etkisini anlamak için yalnızca hangi içeriğin silindiğine ya da engellendiğine değil, hangi içeriğin kamusal dolaşımının ve zamanlamasının bozulduğuna da bakmak gerekiyor. SANSÜRÜN KAYDI DA SANSÜRLENİRSE Türkiye’de erişim engellerini yıllardır belgeleyen İfade Özgürlüğü Derneği’nin EngelliWeb projesinin X hesabının da erişime engellenmesi, meselenin başka bir boyutunu görünür kılıyor.

Burada artık yalnızca gazetecinin, haberin ya da yurttaşın ifadesi değil, sansür uygulamalarının kaydını tutan mekanizmanın kendisi de müdahalenin konusu haline geliyor. Bu durumun yalnızca ifade özgürlüğü açısından değil, toplumsal hafıza açısından da düşünülmesi gerekiyor. Bir toplum hangi haberin, hesabın ya da internet sitesinin ne zaman engellendiğinin kaydını tutamazsa, zaman içinde kendi yasaklarının tarihini de izleyemez hale gelir.

Arşiv, bu anlamda geçmişi saklayan teknik bir depo olmanın ötesinde, gelecekte geçmiş hakkında ne bilebileceğimizi belirleyen demokratik bir altyapıdır. Dolayısıyla sansürün arşivinin de görünmez hale gelmesi, bugünün bilgi alanına yönelik müdahalenin ötesinde, gelecekte bugünü nasıl hatırlayacağımızı da etkiler. Dijital sansür bu açıdan yalnızca bugünün bilgisini sınırlamakla kalmaz, yarının geçmişinin nasıl kurulacağına da müdahale eder.

GERÇEKLEŞMEMİŞ OLANIN TARİHİNİ NASIL YAZACAĞIZ? Burada daha ilginç bir şey var göz ardı edilmemesi gereken. Erişim engellerinin bilançosunu çıkarmaya çalışırken doğal olarak gerçekleşmiş müdahaleleri sayıyoruz: kaç haber, kaç hesap, kaç internet sitesi engellendi?  Oysa sansürün sonuçlarının bir bölümü, tam tersine, gerçekleşmemiş olanlarda saklı olabilir.

Sosyal bilimlerde kullanılan karşı-olgusal düşünme, nedenselliği anlamaya yarayan bir düşünme biçimidir, yani gerçekleşmiş olanın yanına “Başka türlü olsaydı ne olurdu?” sorusunu koyar. Aynısını sansür açısından sorduğumuzda; bir haber engellenmeseydi daha fazla kişi tarafından okunacak mıydı, başka gazeteciler konunun peşine düşecek, yeni belgeler ortaya çıkacak, bir siyasetçi yanıt vermek zorunda kalacak ya da Meclis’te yeni bir soru gündeme gelecek miydi? Soruları gündeme gelir.

Bunların hiçbirinin gerçekleşmeyeceği de düşünülebilir, ancak asıl sorun, bunu artık bilemeyecek olmamızdır. Bu anlamda sansürün bir karşı-olgusal tarihinden söz etmek mümkün. Bu, gerçekleşmediği için hiçbir arşivde bulamayacağımız ihtimallerin tarihidir.  Bir muhabirin peşinden gidemediği dosyanın linki, sorulmayan sorunun kaydı, hiç başlamamış bir kamusal tartışmanın tutanağı yoktur.  Dolayısıyla sansürün bilançosunu yalnızca gerçekleşmiş müdahaleler üzerinden çıkarmak, onun kamusal alan üzerindeki etkisinin ancak görülebilen kısmını ölçmemize olanak sağlar.

Buradan hareketle “Kaç içerik engellendi?” sorusunun yanına belki de şu soruyu eklemek  gerekir; Bu müdahaleler olmasaydı kamusal alanda neleri konuşuyor olacaktık? Bu sorunun kesin bir cevabı olamasa da zaten önemli olan bu belirsizliktir. Sansürün gücü yalnızca konuşulanların sınırını çizmesinden değil, hangi tartışmaların hiç başlamayacağını etkileyebilmesinden kaynaklanır.

Böyle bakıldığında müdahale, mevcut kamusal alanı daraltmanın ötesine geçerek mümkün kamusal alanlardan bazılarının ortaya çıkma ihtimalini de ortadan kaldırabilir. MÜDAHALENİN İHTİMALİ DE BİR AKTÖRE DÖNÜŞEBİLİR Erişim engellerinin uzun vadeli sonuçlarını tartışırken gazetecilik pratiğinin kendisini de hesaba katmak gerekiyor. Bir gazeteci ya da haber kuruluşu tekrar tekrar benzer müdahalelerle karşılaştığında, önceki deneyimlerin sonraki editoryal kararların tamamen dışında kalmasını beklemek gerçekçi olmayabilir.

Hangi başlığın atılacağı, hangi haberin öne çıkarılacağı, hangi ifadenin kullanılacağı tartışılırken henüz verilmemiş bir erişim engeli kararının ihtimali bile karar sürecinin görünmez unsurlarından biri haline gelebilir. Burada klasik anlamdaki doğrudan sansürden daha karmaşık bir mekanizma ortaya çıkıyor. Müdahale artık yalnızca dışarıdan gelip bir içeriği ortadan kaldırmıyor, müdahale ihtimali gazeteciliğin yapıldığı ortamın özelliklerinden birine dönüşüyor.

Bu nedenle, sansürün etkisini yalnızca kaç içeriğin kaldırıldığıyla ölçmek yetersiz kalıyor. Bir müdahale düzeninin uzun vadeli gücü, zaman içinde hangi davranışları teşvik ettiği ya da caydırdığı üzerinden de değerlendirilmelidir. AYNI KARAR, EŞİT SONUÇLAR DOĞURMUYOR Bütün yayın kuruluşlarının bu süreçten aynı biçimde etkilenmediğini de unutmamak gerekiyor.

Güçlü mali kaynakları, hukuk birimleri, teknik ekipleri ve alternatif dağıtım kanalları bulunan bir medya kuruluşuyla birkaç gazetecinin emeğiyle ayakta duran bağımsız bir yayın organının aynı erişim engelini karşılama kapasitesi doğal olarak farklıdır. Bu nedenle kâğıt üzerinde herkese aynı biçimde uygulanan bir hukuki karar, medya alanındaki mevcut eşitsizlikleri derinleştirebilir. Hukuki ve teknik maliyeti kim karşılayabiliyor, kim alternatif erişim yolları oluşturabiliyor, kim okuruyla bağını yeniden kurabiliyor ve kim tekrarlanan müdahaleler sonucunda giderek görünmez hale geliyor?  Bu sorular erişim engellerinin yalnızca ifade özgürlüğüne yönelik tekil müdahaleler olmadığını, aynı zamanda medya alanındaki güç ilişkilerini de etkileyebildiğini gösteriyor.

Basın özgürlüğünü yalnızca devletin belirli bir içeriğin yayımlanmasına izin verip vermediği üzerinden düşünmek bu nedenle yeterli değil.  Bir hakkın hukuken var olması ile o hakkı kullanabilecek kurumsal, ekonomik ve teknik koşulların mevcut olması birbirinden farklı şeylerdir. BİR YASAĞIN BİTİŞ TARİHİNİ NASIL BELİRLİYORUZ? Belki de erişim engelleri hakkında tuttuğumuz kayıtlarda eksik olan bir sütun var.

Kararın tarihini, erişim engelinin başladığı günü ve kaldırıldığı tarihi kaydetsek de müdahalenin etkilerinin ne zaman sona erdiğini aynı kesinlikle belirleyemiyoruz. Hukuk, erişim engelini kaldırsa da arada geçen zamanı, başlamamış kamusal tartışmaları, kopmuş bağlantıları ya da gazetecilik pratiğine yerleşmiş ihtiyatı aynı kararla ortadan kaldırması mümkün değildir. Bu nedenle erişim engellerinin bilançosunu yalnızca kaç haberin, hesabın veya sitenin engellendiği üzerinden çıkarmak, müdahalenin sonuçlarının ancak bir bölümünü görünür kılar.

Belki de asıl bakmamız gereken şey, yasak yürürlükteyken ortadan kaldırılanlar kadar, kaldırıldıktan sonra geride bırakılanlardır. Çünkü bir erişim engelinin karar numarasını, başlangıç ve bitiş tarihini kayda geçirmek mümkün olsa da etkilerinin bitiş tarihini ise çoğu zaman aynı kesinlikle yazamayız.

İlgili Haberler