Mustafa KARADAĞ* TBMM içinde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun bir dizi öneriler içeren raporu 18.02.2026 tarihinde kabul edilerek kamuya açıklandı. Bu rapora bağlı olarak Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun TBMM’de 467 oyla kabul edilerek yasalaştı. Cumhurbaşkanı da onayladı, ama kanun yürürlüğe girmedi.
Çünkü kanunun yürürlüğe girmesi MGK kararı şartına bağlandı. Anılan raporun yasa kapsamına alınmayan bir de demokratikleşme önerileri var. İktidar cenahı demokratik adımların atılması, AİHM kararlarının uygulanması gibi "tartışmalı konuların" konuşulmasına sıra geldiğini, bir an önce yasal sürecin tamamlanması gerektiğini söylüyor.
Devlet Bahçeli şimdi de 16 Nisan 2017’de gerçekleştirilen anayasa değişikliği ile Parlamenter Sistemden, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçişin önemli bir reform olduğunu savunarak, "Önümüzdeki süreçte sistemin ruhuna uygun, siyasi istikrarı ve demokratik gelişimi esas alan bir anlayışla siyasi partiler ve seçim sisteminin yeniden düzenlenmesi gerektiği" fikrini ortaya attı. 46 yıllık bir hukuk deneyimime göre son yıllarda iktidarın demokratikleşme üzerine yaptığı şeylerle ilgili olarak Ziya Paşa’nın "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz / Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde" sözünün aynıyla vaki olduğunu söyleyebilirim. Komisyon raporuna dönecek olursak, Komisyon iktidara; • Demokrasinin eksiksiz işlemesi gerektiğini, • Fikirlerin eşit koşullarda ve özgür bir ortamda serbestçe ifade edilebildiği bir kamusal alan gerektiğini, • Anayasaya göre Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağladığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmadığını, • AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyumu temin edecek mevcut mekanizmaların güçlendirilmesi ve ayrıca etkili yeni mekanizmaların oluşturulması, kararlara uyumun sağlanması çerçevesinde, idarenin işlemlerinden ve yargının işleyişinden kaynaklanan engellerin kaldırılması gerektiğini, • Doğuştan gelen, dokunulmaz ve devredilemez nitelikteki, insan onurunun vazgeçilmez bir parçası olan temel hak ve özgürlüklerin tam ve eksiksiz kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması hedefiyle mevzuatın gözden geçirilmesi gerektiğini, • Şiddet içermeyen hiçbir fiilin terör suçu olarak nitelendirilmemesi ve ifade özgürlüğü kapsamında olması gereken eylemlerin terör suçu sayılmaması gerektiğini, • Hukuki sınırlar içinde kalan her türlü eleştiri, itiraz ve talebin demokratik yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak korunması gerektiğini, • Anayasanın 79.
maddesi çerçevesinde genel yargısal süreçler ile seçim yargısının belirlilik ve kanunilik ilkelerine uygun şekilde düzenlenmesi gerektiğini, Ve daha birçok şeyi hatırlatıyor. Her ne kadar Komisyon raporunda önerilme kavramı kullanılıyor ise de mevcut "önermelerin" zaten anayasa ve yasalarda yer alması nedeniyle "hatırlatma" sözcüğünün daha doğru olduğunu düşünüyorum. Zira iktidarın yukarıdaki tavsiyeleri yerine getirmesi için tek bir mevzuat değişikliğine ihtiyacı yoktur.
Gösterilmesi gereken sadece iyi niyettir, ama iktidarın sahip olmadığı tek şey iyilik olup ölümcül bir kötülük hali kılcal damarlarına kadar her yerine yerleşmiştir. Tüm bunların sonunda yukarıdaki saptamamız doğrultusunda söyleyeceğimiz tek söz var, Türkiye’de hiçbir iktidar bu kadar çok umut istismarı, simsarlaşma yapmamıştır. Bugüne kadar gördüğümüz, yaşadığımız AKP iktidarında demokrasinin ve özgürlüklerin hiçbir zaman önemsenmediği, korunmadığıdır.
Yaşadığımız şey tam anlamıyla bir faşizmdir. Ne var ki AKP her dönemde kullanışlı bir aparat bulmuştur. İkinci cumhuriyetçilerden yetmez ama evetçilere, yargıda birlik platformu bileşenleri sosyal demokrat, alevi ve ülkücü, şimdi de CHP ve her zamanın umutkarı ve hülyalı Kürt siyasetçileri ile AKP kurmuş olduğu totaliter yönetim sisteminin varlığını sürdürmeye çalışmaktadır.
Reel olarak yapılması gereken ise her zaman ve herkesin söylediği gibi birleşik güçlü bir muhalefet hattının kurulabilmesidir. Bunun yolu da görünen itibariyle memlekete yeni bir soluk vadeden Yeni Parti ve tüm sol, sosyalist partiler ve demokrasi güçlerinin bagajlarını bir tarafa bırakarak bir hat oluşturmalarıdır. İktidar haddini aşmış ve hududun anlamı kalmamıştır.
Hak ve özgürlüklerin, demokratik, laik Cumhuriyetin korunması feda edilmemesi gereken bir haddir. *Eski Yargıçlar Sendikası Başkanı