Tekin UÇAR Erich Fromm’u yalnızca bir psikanalist olarak okumak, onun düşüncesini eksik anlamaktır. O, ruhu tedavi etmeye çalışan bir terapistten çok, çağını teşhis etmeye çalışan bir hekim gibidir. Modern İnsanın Ruhsal Durumu da bu bakımdan bir psikoloji kitabından ziyade modern uygarlığın klinik dosyasıdır.
Say Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılan ve farklı dönemlerde kaleme alınmış metinleri bir araya getiren bu eser, bireysel kaygıyı toplumsal yapıyla ilişkilendiren güçlü bir düşünce atlası sunuyor. Fromm’un temel iddiası açık: Modern insan hasta değildir çünkü mutsuzdur; mutsuzdur çünkü kendi yarattığı dünyanın içinde kendine yabancılaşmıştır. Kitabın merkezinde yer alan “yabancılaşma” kavramı, Fromm’un düşüncesinde Marx ile Freud’un kesiştiği en önemli kavşaktır.
Ancak Fromm, bu kavramı ne yalnızca ekonomik ilişkilerle ne de bilinçdışının dinamikleriyle açıklar. Ona göre yabancılaşma, insanın kendi üretimini, kendi sevgisini, kendi aklını ve hatta kendi kimliğini kendisinden bağımsız güçlere devretmesidir. İnsan, kendi elleriyle kurduğu düzenin öznesi olmaktan çıkıp nesnesi hâline gelir.
Bu nedenle çağımızın en büyük trajedisi özgürlüğün eksikliği değil, özgürlüğün anlamını yitirmesidir. Fromm’un en sarsıcı tespitlerinden biri, toplumun “normal” kabul ettiği birçok davranışın aslında sağlıklı olmayabileceği düşüncesidir. Başarı takıntısı, sürekli üretme zorunluluğu, tüketim üzerinden kurulan kimlik ve görünür olma arzusu...
Bunların her biri modern yaşamın doğal parçaları gibi görünür. Oysa Fromm, bunları bireyin ruhunu sessizce aşındıran mekanizmalar olarak okur. Bugün sosyal medya algoritmalarından performans kültürüne kadar uzanan birçok olgu, kitabın yazıldığı dönemden sonra ortaya çıkmış olsa da Fromm’un analizleri şaşırtıcı ölçüde güncel görünür.
Çünkü onun ilgilendiği şey teknolojinin kendisi değil; insanın kendi yarattığı araçlar karşısında giderek güçsüzleşmesidir. Araçlar değişir, yabancılaşmanın biçimi değişir, fakat mekanizma aynı kalır. Bu yüzden kitap okura yalnızca psikolojik kavramlar öğretmez; gündelik hayatın sıradan alışkanlıklarını yeniden sorgulatır.
Fromm’un düşüncesini bilenler için Sahip Olmak ya da Olmak eserindeki temel ayrım burada da güçlü biçimde hissedilir. Modern insanın değerini sahip olduklarıyla ölçen düzen, kişiyi giderek içsel boşluğa sürükler. Ne kadar çok nesne edinilirse, özne o kadar silikleşir.
Kitapta dikkat çeken nokta, bu eleştirinin romantik bir kapitalizm karşıtlığına dönüşmemesidir. Fromm geçmişi kutsamaz. Sanayileşme öncesi dünyayı cennet olarak sunmaz.
Onun önerdiği şey, üretimi reddetmek değil; üretimin insana hizmet ettiği bir hümanizmi yeniden düşünmektir. Bu yaklaşım, Frankfurt Okulu’nun eleştirel geleneğiyle de güçlü bağlar kurar. Ancak Fromm, Adorno’nun karamsarlığından ya da Marcuse’nin radikal tonundan farklı olarak umut kapısını tamamen kapatmaz.
Ona göre insan hâlâ değişebilir; çünkü yabancılaşma kader değil, tarihsel bir durumdur. Kitabın arka planında sürekli hissedilen başka bir tema ise Fromm’un klasik eseri Özgürlükten Kaçış ile kurduğu düşünsel sürekliliktir. İnsan özgür oldukça mutlu olmaz; bazen, tam tersine, özgürlüğün yükünü taşıyamadığı için otoriteye sığınır.
Bu fikir, kitabın en güncel taraflarından biridir. Günümüzün kutuplaşmış siyasal atmosferinde, güçlü lider arayışları ya da kesin cevaplar sunan ideolojilerin cazibesi düşünüldüğünde Fromm’un çözümlemeleri tarihsel bir yorum olmaktan çıkıp bugünün psikolojisini açıklayan araçlara dönüşüyor. Modern İnsanın Ruhsal Durumu, okuru rahatlatan bir kişisel gelişim kitabı değil; aksine huzursuz eden bir aynadır.
Fromm, mutsuzluğu bireysel bir kusur olmaktan çıkarıp uygarlığın örgütleniş biçimiyle ilişkilendirirken cesur bir soru soruyor: Ya sorun biz değilsek; bizi şekillendiren dünya ise? Belki de kitabın en kalıcı yanı, çözümü reçete gibi sunmamasıdır. Onun önerdiği hümanizm, nostaljik bir geçmiş özlemi değil; insanın yeniden özne olabileceği bir gelecek ihtimalidir.
Çünkü Fromm’a göre insan, kendi yarattığı dünyanın esiri hâline gelmiş olsa bile, aynı dünyayı yeniden kurabilecek tek varlıktır. Bugün ekranların, algoritmaların ve tüketim kültürünün arasında yaşayan okur için bu kitap şaşırtıcı derecede güncel bir uyarı niteliği taşıyor. İnsanın kendini kaybetmesi, gürültülü bir çöküşle değil; çoğu zaman herkesin “normal” dediği sessiz alışkanlıklarla başlıyor.
Fromm’un kitabı da işte tam bu sessizliği bozuyor... İyi okumalar.