Vurun gazeteciliğe!
Bir eve hırsız girerse, polisler önce hasar tespiti yapar. Hırsız neler almış, neler bırakmış? Hırsızlar bir ülkeye girerse hasarı sadece polisler tespit edemezler. Önce gazeteciler devreye girer, ardından Meclis konuyu...
Bir eve hırsız girerse, polisler önce hasar tespiti yapar. Hırsız neler almış, neler bırakmış? Hırsızlar bir ülkeye girerse hasarı sadece polisler tespit edemezler.
Önce gazeteciler devreye girer, ardından Meclis konuyu enine boyuna araştırır, suçlu olanların en üst mahkemeye sevki sağlanır. Kısa adı “Fon Soygunu” olan krizin sivri noktalarda yıllanmış ve yıpranmış iktidar partisinin yönetim kademelerinde yer alan tanınmış isimleri bulunuyor. Ülkemize uzaktan bakanlar rahatlıkla şu tespiti yapabilirler: -Uzun yıllar “muhalefetsiz” ve basın özgürlüğü engellemiş bir ülkede bunların hepsi beklenilen gelişmelerdir!
Artık herkes kimin ne kadar “götürdüğünü” biliyor. Ortaya çıkanların hepsi yazıldı söylendi. Ama bunların hiç biri etki etmiyor.
Beykoz Deri ve Kundura Fabrikasında üretilen ve katiyen eskimeyen ayakkabıların kösele tabanları gibi, siyasi cilt söz konusu! O yüzden Tevfik Fikret’i saygıyla anmak için Aşiyan durağında inelim: “Yiyin efendiler yiyin bu han-ı iştaha sizin, Doyuncaya, aksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!” Fikret, “Yağma Sofrası” adlı şiirindeki bu mısraları 1908 sonrası İttihat ve Terakki yönetiminin yaptığı yolsuzlukları devlet kaynaklarının haksızca tüketilmesi ve liyakatsizliği eleştirmek için yazmıştı. Günümüzde yaşasaydı ne yazardı bilemeyiz.
Ama kaleminin gücü ve ülke sevgisi bakımından Tevfik Fikret’i aratmayan büyük şairimiz Ataol Behramoğlu “Kara Bir Rüzgar” şiirinde, benzer bir duyguyla şu dizeleri yazmıştı: “Kara bir rüzgardı, can alıcı, Yedeğinde cellatlar, mezbahalar, cezaevleri; Buyruğunda kara büyü, kara ruh, kararmış adalet, Elinde ölüm terazisi, cinayet kılıcı.” Ataol Behramoğlu bu şiiri yazdığı yıllarda yargıda Fetullah Gülen rüzgârı esiyordu. Şimdi yargıda Gülen Cemaatinin rüzgârları esmiyor. Hangi rüzgârların estiğini ise başta İBB Davası olmak üzere diğer davalarda görüyoruz.
Gelecek yıllarda kendini ifade edemeyen izahatlar, anlamsız konuşmalar için bu bir deyim haline gelecek: İBB İddianamesi gibi! -Bilmiyorum… Duydum… Hatırlamıyorum… Öyle söylendi… Tahmin ediyorum… Böylesi “sağlam” gizli tanık beyanlarıyla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu 578 gündür 12 metrekarelik hücrede tutuluyor. Seçilmiş belediye başkanları arasında “en kıdemli tutsak” olan Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler 600 gündür Silivri’deki hücresinde… CHP’den seçilip de tutuklanan belediye başkanlarının sayısı 40’ı aştı.
Bu yargılamalarda ortaya atıgibi şeyler daha iddianamelerin sayfaları arasında duruyor. AKP’lilerin üzerine atılı suçlar ise, kimsenin kıpırdayamayacağı kadar somut elle tutulur gözle görülür miktarları belli… Milyon liralarla başlayıp milyarlara uzanıyor. Gazeteciler de haliyle bunları yazıp çiziyor.
Sadece Fatma Betül hanımefendinin sebep olduğu skandal birkaç hükümeti devirmeye yeterde artar bile… 1990’larda İstanbul’da çok ünlü bir çevik kuvvet müdürü vardı. Necmettin Yıldırım gazetecileri çok severdi! Toplumsal gösteriyi dağıtma komutunu verirken şöyle demeyi ihmal etmezdi: -Önce gazetecilere!..
Özellikle foto muhabirlerinin makineleriyle birlikte elleri kolları da cop darbeleriyle kırılırdı. Polisler arasında “Neco” adıyla anılan bu efsane müdürün çalışma ruhu hala ülkenin üzerinde esmeye devam ediyor. Vurgun yapanlar ellerini kollarını sallayarak dolaşırken gazeteciler tutuklanıyor.
Başta Merdan Yanardağ, Tuğba Tekerek, Murat Ağırel, Şaban Sevinç, İsmail Saymaz olmak üzere yirmiye yakıgazeteci tutuklu olarak cezaevlerindeler… Son olarak İsmail Arı tutuklandı. İktidar, yılların yıpranmışlığı ve elinde tuttuğu yaygın basınla eleştirisiz ortamda doludizgin koşturdu… Şimdi eller ayaklar birbirine dolaştı. Düzeltme hamlesiyle neresini tutsalar ellerinde kalıyor.
Akıllarına ilk önce “Çevik Neco” geliyor: -Vurun gazeteciliğe!



