Vakitlerden Üsküdar. Tam kalbinde oturmadım ama yakındım, oraya bağlıydım. İstanbul’a çalışmaya ilk geldiğimde Kuzguncuk, hayli çalıştığımdaysa Paşalimanı’nda oturdum.
Mütedeyyin değilim, muhafazakar hiç değilim ama Üsküdar’ı severim. Hem kim sevmez? Şiirler ve gönüller dolusu, yaşamlar ve anılar dolusu, İstanbul’un adıyla anılan iki yakasından, iki İstanbul’dan Anadolu’su Üsküdar, Avrupa’sı Galata diye anılmış ve sevilmişken bir de. Peyami Safa’nın Fatih-Harbiye’sinden Yahya Kemal’in “Ezansız Semtler” yazısına, hoş onlarda Üsküdar geçmiyor geçmesine de yine de bir belediye seçimiyle Üsküdar el değiştirince “sular mı karardı?” dizesindekine benzer bir ‘eyvah’ duygusu yaşandı.
Üsküdar Anadolu’yu temsilen daha mistik, gizemli, sırlı, hülyalı durabilir, görünebilir, İstanbul’un pek çok yerinde olduğu gibi türbeler, tekkeler, mezarlıklar bulunabilir, Ramazan günleri ve geceleri daha ruhani duygularla yaşanabilir, kutlanabilir, tıpkı yine Yahya Kemal’in “Kocamusta’paşa” şiirinde “Hüznü bir zevk edinenler yaşıyorlar burada/Kaldım onlarla bütün gün bu güzel rü’yada” dediği gibi, ‘hüznü bir zevk edinenler’den bir bölümü de Üsküdar’da yaşıyordur. Üsküdar’ı sevmek için mütedeyyin, muhafazakar, dindar, vs olmaya gerek var mı, yok, orada yaşamak için de yoktur öyleyse! Üsküdar, Eyüp dışardan daha ‘kapalı’ görünmesine karşın eskiden yeniye, ahalinin birbirlerine, giysilerine, yaşamlarına karıştığı yer midir, duymadım, Nişantaşı, Levent, Cihangir de dışardan daha ‘açık’ görünür, oralardan da bir şey duymadım bu konuda. “Ayıptır söylemesi vakitsiz Üsküdarlı’yız abiler” diyen de Üsküdarlı’dır vakitlerden Üsküdar’sa!
O, Türk şiirine ‘Selamsız sabahsız’ bir Üsküdarlı olarak, hatta Sait Faik’in adası Burgaz’sa, onun adası da Üsküdar’dı diyebileceğimiz Metin Eloğlu, şimdi olsa ne derdi yani? Dergiler çıkarmış, akımlar yaratmaya çalışmış, esmiş yağmış, Ankara’dan Üsküdar’a taşınmış ‘İslamcı’ bir ‘şair’, ve akademisyen, ‘şair’ olduğunu özellikle vurguluyorum, ‘Hoş geldin Üsküdar!’ diye sevinç belirtmiş! Ne zaman?
Atı çalan Üsküdar’ı geçtiği zaman! ‘Şair’ zamanında kendi tarafı da içinde olmak üzere her yana saldırıp çatıyordu, ‘dünyaya saldıran şair’di, şimdi ‘eller havada’ yapan gençlik kolları gibi görünmek istemediğinden olacak, ‘bir suçlu gibi ezik’, ‘hoş geldin’ diyor Üsküdar’a! Üsküdar evden mi kaçmıştı, kötü yola mı düşmüştü, ne olmuştu yani?
Şairsin, bu toplumi şairi, eskiden yeniye Hakkın, hukukun, adaletin tarafındadır, mazlumdan yanadır, egemenlerin sofrasından beslenmez, kul hakkı yemez, yenmesine karşıdır, utanma duygusu vardır, mahcubiyet taşır, vicdanlıdır, merhametlidir, şefkatlidir, doğruyu gözetir, yalanı, yanlışı desteklemez, başkasının malına, mülküne, evine barkına, işine gücüne çökene kardeşi olsa eyvallah demez filan diye bilir, biliriz, daha toplumsal yanları da var da, bu kadarı yeter ‘şair’ olana! Hele ‘öbür dünya’ inancı olanlara! ‘İstanbul’u alan Türkiye’yi de alır’ denilmişti, şimdi ‘Üsküdar’ı alan İstanbul’u da alır!’ diye davullar çalınıyor, ne yapsın Eloğlu Metin bu durumda, “Yitikçi”, şiirin adı da bugüne tam uyar, “Hadi git azıcık İstanbul iste/Kosunlar o denizi bir çanağa/Bir çıkına elesinler o günlerimi/O yazdan Üsküdar’dan Elif’ten ne kaldıysa geriye” demekten başka! Üsküdar iki kesimin diyelim yaklaşık sayılarla, oranlarla temsil edildiği bir semt, bir kültür oldu her zaman.
Halk İslamı ya da Kent Müslümanlığı denilen yorumun da geçerli olduğu bir yer oldu. İstanbul’dan önce Üsküdar’ın kadim varlığı, eski İstanbullular, Anadolu’dan göçüp yerleşenler derken, hoş bir resim çıkıyordu ortalığa. Başta camileri, türbeleri, az da olsa kilise ve sinagoglarıyla da ‘asude’, barışçıl, sakin, huzurlu bir hava yayılıyordu hep. Cumhuriyetçi, sosyal demokrat, aydınlık, güleç yüzlü Sinem Dedetaş, hemşehrim de, Eskişehirli, belediye başkanlığını kazanınca başladı saldırı, balo yapılıyormuş, vals, dans ediliyormuş, bunlar yakışır mıymış, Üsküdar’ı ne sanıyorlarmış?
Üsküdar’ı ne sanacağız, İstanbul’un Vefa gibi, Eyüp gibi, Emirgan gibi, Fatih, Galata, Cihangir gibi kadim yerleşimlerinden biri. Yedi tepeli şehri güzelleştirenlerden bir kalender, babacan semt. Uzaktan da, vapurla yaklaşırken de, meydanına indiğinizde de hep huzur veren, konukseverliğini hissettiren, eskiyle yeniyi birleştiren, alçakgönüllü varlığını fısıltıyla bile duyurmaktan çekinen Üsküdar.
Eloğlu Metin, ki Üsküdar’da onun da sözcüklerinden damlayan bir güneş vardır, sabah erken yola çıkanlara, denizi geçenlere, denizden geçenlere Üsküdar’ın göz aydınlığı, hoş geldini yerinedir, o şunu da demişti: “Şu köşede kopuklar olacaktı/Yol yakınken gittiler/Bir de eski eylül vardı gözleri dolu/öldü mü kaldı mı kimse bilmiyor”. Güzel insanlardan, şairlerden, ağabeylerden, mazlum yaşadı, sessiz gitti, Refik Durbaş’la da sevmiştim Üsküdar’ı, onun “Kuşlar da Ölür” şiirindeki şu dizelerini hala mırıldanırım: “Sabah olsun, giderim, sen kalırsın/ kalır seninle binlerce kuş cesedi/içimde sönmeyen o diri yangın/ve sessizliği özetlemek hüneri/ …/Aydınlığından damlarken umutlar/zulmün ve kederin bir de acının/hala barınaysa yalnızlığın/artık her sabah ağlasın Üsküdar” Ne Üsküdar ağlasın ne de biz, ama sonraki adımın İstanbul olduğunu hepimiz bilmeliyiz!