17 October 2026, Saturday
Ekonomi

Umuda yol açmalı

Bir çağ dönüşümünün arifesindeyiz: Tarihin belli dönemleri vardır; savaşların, çatışmaların, gerilimlerin arttığı, otoriterleşmenin tırmandığı bunlara koşut olarak da sınıf öfkesinin kabardığı… İki dünya savaşı öncesi...

Bir çağ dönüşümünün arifesindeyiz: Tarihin belli dönemleri vardır; savaşların, çatışmaların, gerilimlerin arttığı, otoriterleşmenin tırmandığı bunlara koşut olarak da sınıf öfkesinin kabardığı… İki dünya savaşı öncesi dönemler, 19. yüzyıl sonları, 18. yy başları vs.

Zaman kesitleri, örnekler çoğaltılabilir. Günümüzde de benzer bir siyasal ve toplumsal iklim söz konusu. Kapitalist-emperyalist sistem krizde: Dünya ekonomik, politik, askeri, toplumsal büyük bir alt üst oluş içerisinde.

Neoliberal kapitalist emperyalist sistem krizde. Kapitalizm yapısal krizini aşamıyor, emperyalizm yeni savaş ve çatışmalarla kendisini var etmeye çalışıyor. A.

Gramsci’den alıntılarsak “eski ölmeye yüz tutarken, yeninin sancıları yaşanıyor.” Bu “canavarlar zamanı”nda baskılar artıyor, saldırılar yoğunlaşıyor. On yılda yüzyıllık gelişmeler yaşanıyor: Ekonomi-politik bize tüm bunların sebepsiz olmadığını, maddi bir gerçekliğin tezahürü olduğunu söylüyor. Sermaye, güç, hegemonya el değiştiriyor, para-ekonomi-sermaye farklı kanallarda birikiyor.

Paylaşım kavgasının semptomları farklı şekillerde kendisini gösteriyor. Tarihsel sürecin hızlandığı bir  dönemdeyiz. Dünya tam da Lenin’e atfedilen sözü doğrularcasına sarsıcı günlerden geçiyor; On yıldan daha kısa süre içinde düzinelerce yılın gelişmeleri yaşanıyor.

Gök kubbenin altında güzel şeyler oluyor: Neo faşizmin ayak seslerinin duyulmaya başlandığı, emperyalist saldırganlığın tırmandığı, otoriter yönelimlerin hız kazandığı bugünlerde Mao’dan aktarırsak “gök kubbenin altında muazzam bir kaos var, vaziyet harika.” Sınıfın kabaran öfkesi sokakları yakıyor: Dünya halkları sokaklarda. Kabaran sınıf öfkesi bileniyor, ayağa kalkan ezilenler, sömürülenler sokakları, meydanları kuşatıyor. “Sınıf” geri dönerken dünyanın tüm sokakları alev alev.  Liseliler, üniversiteliler, gençler umut ekiyor: Arjantin’den Arnavutluk’a, Fransa’dan Brezilya’ya, Belçika’dan Fas’a, Hindistan’dan Pakistan’a dört bir kıtada öğrenciler, ezilenler, halklar ayakta.

Liseliler, üniversiteliler, gençler bitmeyen bir öfke seli ile hesap soruyorlar, umut ekiyorlar. Talepler, itirazlar ortak, öfke keskin: Kıta, ülke, coğrafya fark etmiyor. Sokakları kuşatanların, şatoları, sarayları, hükümet binalarını ateşe verenlerin talepleri ve öfkesi ortak.

Neo liberalizme, kapitalist sömürüye, savaş ve kötü yönetimlere karşı isyan var. Sokaklar yanarken bardağın boş tarafına bakmak: Bir tarafta umut ayaktayken diğer tarafta da tüm bunlar yaşanmıyormuşcasına memleket sathı dâhil fena bir karamsarlık hâkim. “Yenemeyiz”, “değiştiremeyiz”, “dönüştüremeyiz” gibi yılgınlık halleri bir kesimi sarmış, sarmalamış halde.

Güney Amerika, Avrupa, Güney Asya sarsılırken sadece “aşırı sağ”ın yükselişini görmek, kıtayı bu esinti üzerinden okumak bardağın boş tarafını görmenin göstergesi. Berlin’den Graz’a solun başardıkları: Berlin’de sol kazandı, Graz’da komünistler iki dönemdir kazanıyor, İsveç’te, Belçika’da sol yapılar yükseliyor. Fransa’da liseliler Elysee Sarayı’nı sarsıyor, Arnavutluk yanıyor.

Brezilya, Hindistan’da milyonlar meydan okuyor. Kapitalizmin krizinin derinleştiği, emperyalist barbarlığın saldırganlaştığı iklimde sol, sosyalistler daha fazlasını yapabilecek güçte.. Lenin’in kuşağı devrimi gördü: Oğuz “Umuda Yol Açmalı” kitabından aktaralım: Lenin 1916’ının sonlarında Zürih’te sürgündeyken katıldığı düşük katılımlı toplantıların birinde, o dönemin elverişsiz ortamından hareketle, “Sanırım benim kuşağım Rusya’da devrimi göremeyecek” der kederle.

Lenin daha 46 yaşında, hiçbir umut görmüyor ve bu konuşmasından üç ay sonra Şubat Devrimi’nin patlak vereceğini, bundan iki ay sonra kendisinin ülkeye döneceğini ve yıl sonuna varmadan da iktidara hayal bile edemiyordu. Ancak olmaz denilen oldu. Hayal etmekte bir beis yok, umudu örgütle: Ezilenlerden, emekçilerden, halklardan umut kesilmez.

Bolşevikler, emperyalist barbarlığın ortasında Büyük Ekim Devrimi’ni gerçekleştirdi. Bugünkü koşullar o zamanlardan daha kötü değil, ancak onlar umudunu kaybetmediler, örgütlendiler, kavga verdiler. Tekno feodalizm ve liberal faşizmlerden doğan fırsat: Kapitalist emperyalist sistem açlık, sefalet, eşitsizlik, kan ve gözyaşı üretiyor.

Zenginlik sadece bir avuç kişide toplanıyor. Eşitsizlik derinleşiyor.  Egemenler rıza üretemiyor.

“Merkez” çöküyor. Tekno oligarklar tüm dünyaya yön veriyor. Neo faşizmin ayak sesleri gelse de koşullar sola, sosyalistlere de fena halde alan açıyor.

Kapitalizm kendi mezar kazıcılarını yaratıyor: Marx ve Engels’in Komünist Manifesto’da vurguladığı gibi, “Burjuvazi her şeyden önce kendi mezar kazıcılarını yaratıyor. Kendi çöküşü de proletaryanın zaferi de eşit derecede kaçınılmazdır.” Lenin de kapitalizmin en yüksek aşaması olan emperyalizmin devrime en yakın an olduğunu söyler. Egemenler kendi mezarlar kazıcılarını yaratırken çelişkiler derinleştirilmeli hep birlikte sınıf bayrağı daha da yukarı taşınmalı.

İlgili Haberler