Bölgemizde uzun yıllar önce başlayan savaşlar hala devam ediyor... Saldırgan İsrail, bir yandan Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı seçim propagandasında “negatif unsur” olarak gösteriyor, diğer yandan hemen sınırımızda bulunan İdlib’deki eski havaalanının bombalıyor... İsrail’in bu davranışı Ortadoğu’da çatışma çıkarma niyetini bir kez daha gösteriyor...
Ancak bu defa Türkiye’yi, ısrarla çatışma ortamına çekme çabası var! Haydut devlet olan İsrail, hazırladığı bu hedefe ulaşmak için gözünü kırpmadan bölgeyi ateşe atabilir... Trump’ın Ortadoğu temsilcisi ve ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın, Suriye havalanının bombalamasına karşı gösterdiği cılız tepkinin, bölgenin gazını almak için yaptığı aşikar...
NATO’nun Ankara toplantısında ABD’nin verdiği hiç bir söz, özellikle Trump’ın “müjdelerinin “ bir teki dahi gerçekleşmedi, sadece Erdoğan’ı öven sözler elimizde kaldı... Dahası, Trump ABD’ye ayak basar basmaz,” Türk Tekstil ürünlerine %13,5 luk vergi” koydu! Bu ne sevgi ahhhh!
Bu olay, Trump’ın sözünde durmadığı ve Türkiye’yi aldattığı son örnek!. ∗∗∗ Öte yandan Karadeniz’de Ukrayna ve Rusya’nın, “Türk Gemileri de dahil deniz ticaretine” saldırması, 23 gemicinin bu saldırılarda ölümü, başka bir çatışma ortamının varlığını göstermekte... Etrafımızda Gelişen kaos yetmezmiş gibi, Türkiye’nin önüne yeni ve ciddi bir sorun daha konuldu... Mekke Anlaşması; Türkiye’ye güvenlik mi sağlıyor, yoksa Ankara’yı başkalarının savaşına mı bağlıyor?
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında kurulan yeni savunma düzeninin temel mantığı açık: “Üç ülkeden birine yapılan saldırı diğerlerine de yapılmış” sayılabilecek. Bu; kâğıt üzerine yazılan, dayanışma, caydırıcılık ve ortak savunma niyeti… Güzel! Ama şeytan ayrıntıda bekliyor... Suudi Arabistan sıradan bir ülke değil...
ABD’nin bölgedeki en önemli güvenlik ortaklarından biri. Amerikan askerleri ve savunma sistemleri Suudi topraklarında bulunuyor... Ayrıca Trump’ın da çok önemsediği bir ülke, çünkü milyarlarca dolarlık silah alıcısı...
İran’la gerilim, Yemen’de Husiler, İsrail’in bölgesel politikaları ve Körfez’deki Amerikan askerî varlığı düşünüldüğünde, Riyad’ın dahil olabileceği bir çatışma Türkiye’yi de aniden bu girdabın içine çekebilir... Diyelim ki Husiler, Suudi Arabistan’daki Amerikan askerî tesisini vurdu. ABD karşılık verdi.
Husiler yeniden saldırdı. Suudi tesisleri de hedef oldu. Riyad, “Saldırıya uğradım” diyerek Mekke Anlaşması’nı devreye sokulmasını isterse, Ankara ne diyecek?
Daha vahimi, Washington saldırının arkasında İran’ın bulunduğunu söylerse ne olacak? İşte Türkiye açısından tehlikeli soru burada başlıyor: Suudi Arabistan’ı savunmakla İran’a karşı savaşa katılmak arasındaki sınırı kim çizecek? ∗∗∗ NATO’nun 5.
maddesi bile “Amerikan askerinin dünyanın herhangi bir noktasında saldırıya uğraması halinde Türkiye’yi, otomatik olarak savaşa sokmuyor.” Üstelik NATO üyeleri saldırı altındaki ülkeye yapacakları yardımın biçimini kendileri belirliyor... Oysa Mekke Anlaşması, böyle bir durumda tüm imzacıları doğrudan savaşın içine sokuyor yorumu yapılıyor... Şayet böyleyse, Mekke Anlaşması’nın tüm ayrıntıları gizlenmeden kamuoyuyla paylaşılmalıdır!
Böyle bir durumda; 3 ülke birlikte bu operasyona nasıl katılacaktır? Türkiye savaş alanına girecek midir? Türkiye hangi şartlarda asker gönderecektir?
TBMM’nin yetkisi ne olacaktır? İran’la savaş çıkarsa ne yapacağız? Husilerin saldırısı doğrudan Suudi Arabistan’a saldırı sayılacak mıdır?
ABD’nin bölgesel hesaplarının parçası haline gelecek miyiz? Gibi hayati “Soruları sormak” yurttaşlarımızın en doğal hakkıdır! ∗∗∗ Türkiye’nin dış politikası başka başkentlerin güvenlik kaygılarına ipotek edilemez... Anayasa’nın 92.
maddesi ortadadır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması konusunda esas yetki TBMM’nindir; Dolayısıyla hiçbir uluslararası anlaşma, siyasi iktidara “İstedim, asker gönderdim” rahatlığı sağlamaz! Türkiye’nin ihtiyacı yeni cepheler değil; akılcı diplomasi, ekonomik güç, hukuk devleti ve barıştır...
Ortadoğu’da başkasının ateşine odun taşımanın bedelini saraylar değil, Mehmetçik ve halk öder... Bu nedenle Mekke Anlaşması’nın bütün hükümleri, TBMM’nin ve toplumun önüne konulmalıdır... Çünkü mesele üç imzadan ibaret değildir...
Mesele Barıştır... Büyük Atatürk’ün “yurtta barış, dünyada barış isteyen” hedefi, Türkiye Cumhuriyetin’in temel ilkesidir... Ayrıca; Mustafa Kemal,” Ülkenin ve milletin hayatı tehlikede değilken yapılan her türlü savaşı bir insanlık suçu olarak” nitelendirmiştir...
Bu temel ilkeler varken, başkalarının çıkarı için Türkiye’nin gençlerinin ölümüne kimse karar veremez!