Ekonomi

Tatille unutulmayan mutsuzluk...

Ağustos ayı da bitti...  Yakında okullar açılacak!  Veliler için yeni ve zor bir dönem başlıyor... Defter, kitap ,önlük, servis derken ,ülkenin çöken ekonomisi içine sıkışan yurttaşların feryatları daha da güçlü...

2 okuma

Ağustos ayı da bitti...  Yakında okullar açılacak!  Veliler için yeni ve zor bir dönem başlıyor... Defter, kitap ,önlük, servis derken ,ülkenin çöken ekonomisi içine sıkışan yurttaşların feryatları daha da güçlü duyuluyor...  Yetti! Diyenler milyonları aşıyor...

 Bir an önce sandık gelsin ve Türkiye YENİLENSİN diyenlerin feryadı, dünyayı sarıyor... ∗∗∗   Bir ülkenin insanları neden mutsuz olur? Cebinde para olmadığı için mi?

Tatile gidemediği için mi? Yoksa sabah uyandığında yarının bugünden daha iyi olacağına inanmadığı için mi? Türkiye'nin asıl meselesi budur:” İnsanlar yalnız yoksullaşmadı, geleceklerine olan güveni ve inançlarını kaybettiler...” ∗∗∗  Mutsuzluğun en tehlikeli biçimi parasızlık değildir; umutsuzluktur!

Evet; Emekli ay sonunu getiremiyor...  Çalışan, aldığı ücretle temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor...  Gençler diplomalarının kendilerine nasıl bir gelecek sağlayacağını sorguluyor...  Çocuklarının iyi eğitim almasını isteyen aileler, giderek ağırlaşan bir ekonomik yükle karşılaşıyor... Bu gerçeklerin kalıcı olmasının nedeni, “dindar ve kindar”  siyasi anlayıştaki iktidarın, ülkenin geleceğini aydınlatamayacağı inancıdır... ∗∗∗  Özellikle yaygınlaştırılan, “Seçim yapmaz.

Yaparlarsa da oyları çalarlar” algısı, yurttaşların zihinlerini karartmaktadır... Bilinçli olarak iktidarın yaydığı bu ve benzeri olumsuzluklar, yurttaşı, “beklenti ve umutsuz gelecek” düşünceleri içinde” kendisiyle ve toplumla”  çatışır hale getirmiştir... ∗∗∗  İBB Davası, Türkiye’de gücü ele geçirenlerin yok olmadan önce, büyük bir telaşla ülkeye yaptıkları son kötülüklerdir...

Ne yazık ki, bu hezeyan dolu ve iflas etmiş perişan oyununun son ibretlik perdesi, tüm dünyanın gözleri önünde oynanıyor...  ∗∗∗  Sonra insanlara, “Tatile çıkın, gezin, hayatın tadını çıkarın” diyerek, dini Bayramları uzattıkça uzatıyorlar... Vatandaş soruyor, hangi parayla?  Bu arada milli bayramlara da neredeyse yasak koyuyorlar... “30 Ağustos Zafer Bayramını,” seçim yaklaşıyor diyerek göstermelik kutlamaları da  gözden kaçmadı...

∗∗∗  Elbette ülkeleri gezmek görmek insanları rahatlatır... Yeni ülkeler, yeni insanlar, yeni kültürler ufku genişletir...  Ancak, turizm mutsuzluğun ilacı olamaz...  Tatil, kötü yönetimin yarattığı sorunların üzerini örten güneş kremi değildir... Bir hafta deniz kenarında oturabilirsiniz.

Fakat eve döndüğünüzde kira, kredi kartı, pazar fiyatları, işsizlik korkusu ve gelecek kaygısı kapıda bekliyorsa mutsuzluk da sizinle birlikte geri döner, tatil zehir olur! ∗∗∗  Türkiye, dünyanın en önemli turizm ülkelerinden biridir...  Bizler, Denizi, tarihi, arkeolojisi, mutfağı ve doğasıyla büyük bir servetin üzerinde oturmaktayız! Turizm döviz getirir, istihdam yaratır, Anadolu'daki ekonomik hayatı canlandırabilir...

Ama turizm tek başına kalkınma aracı olamaz! Bir ülkeye milyonlarca turist geliyor diyerek ülke gelişmez... Nitekim geçen yıla oranla, gelen turist sayısında önemli düşüş var...

Varsayalım ki, her yıl bir önceki yıla göre turist gelişinde milyonlarca  artış olsun, bu durumda bile gelişmiş ülke olamayız...   Gelişmiş ülke; vatandaşının başka ülkelere bakıp “Keşke orada yaşasaydım” demediği ülkedir! Türkiye'nin gelişmiş ülkeler arasına girmesinin önündeki temel engeller sadece ekonomik değildir!  Hukukun güvenilirliği, kurumların niteliği, eğitim, bilim, teknoloji, üretim, liyakat, ifade özgürlüğü ve yönetimde hesap verebilirliktir...

Kısaca laik demokratik sosyal ve hukukun üstünlüğüne inanan bir rejime sahip olmak, insan hak ve özgürlükleri ihlallerine son vermek en önemli basamaklardır... ∗∗∗  Beton dökmek, gökdelenler inşa etmek, lüzumlu lüzumsuz yollar açmak, en büyük köprülere sahip olmak, uçulmayan havalanları, yatılmayan en büyük hastaneler yapmak ve bunlar için yurttaşın vergilerini hudutsuzca harcamak, kalkınma değildir... Üniversiteyi özgürleştirmeden, bilimi desteklemeden, gençlere gelecek sunmadan, yüksek katma değerli üretim yapmadan, yargı güvenliğini sağlamadan, yasalarda, ekonomide ve bölgelerde  adaleti oluşturmadan, liyakatli kadroları bulmadan ve de devletin harcamalarını şeffaflaştıramadan dünyanın gelişmiş ekonomileriyle yarışamazsınız.

∗∗∗ En acısı da şudur: Türkiye fakir bir ülke değildir! Yanlış tercihler yüzünden potansiyelinin altında yaşayan aslında zengin bir ülkedir... Toprağı vardır, denizi vardır, tarihi vardır, sanayisi vardır, yetişmiş insanı vardır, ancak eksik olan, bütün bu gücü, toplumun refahına dönüştürecek, kurumsal düzene ve demokratik devlet yönetimine inanmış, liyakatli yöneticileri yoktur...

Cihat anlayışında olan siyasal İslam, ülkenin temel yapısını değiştirmek üzere uyguladığı yeni rejimle, tüm değerlerimizi  yok etmeye uğraşmaktadır... ∗∗∗  İnsanları mutlu etmek için onlara masal anlatmak gerekmez. Adalet verin!

İyi eğitim verin! Emeğinin karşılığını verin! Özgürlük verin!

Ve en önemlisi, gençlere “Bu ülkede kalırsam benim de bir geleceğim var” dedirtin UMUT verin... İşte o zaman Türkiye, yalnız turistlerin birkaç haftalığına mutlu olduğu güzel bir ülke değil, kendi vatandaşlarının yaşamaktan keyf aldığı, kendisini ülkesine ait hissetmekten mutluluk duyduğu, yaşama sevincini iliklerine kadar hissettiği gelişmiş bir ülke olur...

İlgili Haberler