Son Devrimci Karargah davası
Devrimci Karargah davasını hatırlıyor musunuz? Normal hayatta bir araya gelmeyecek kişileri, sanık sandalyesinde yan yana oturtan absürt bir davaydı. Sanıkların beş benzemez olması sebebiyle duruşmalarda, “Ben bu...
Devrimci Karargah davasını hatırlıyor musunuz? Normal hayatta bir araya gelmeyecek kişileri, sanık sandalyesinde yan yana oturtan absürt bir davaydı. Sanıkların beş benzemez olması sebebiyle duruşmalarda, “Ben bu kişiyle birlikte yargılanmak istemiyorum” itirazını bile duyduk.
Sanıklar arasında hem eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı hem silahlı eylemlerden sorumlu tutulan sosyalistler hem yasal bir parti olan Sosyalist Demokrasi yöneticileri hem de – şaşırmayacağınız üzere - gazeteciler vardı. Dosya, bu kişilerin ortak bir düşünce ve eylem birliği içerisine girmiş olabileceğine hiç kimseyi ikna edemese de yıllarca sürdü. (O dönem açılan birçok kumpas davası gibi) Sanıklardan SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan duruşmadaki beyanında mahkeme heyetine, “İddia makamı en yakın arkadaşlarımla aramda olan gizli bağı da keşfetmiş.
SDP Genel Başkan Yardımcısıyla yemek yemişim. Vallahi yedim…” demişti. Bugün Sabah gazetesinin “Devrimci Karargah kumpası” diye haberleştirdiği dava o günlerde önemli bir “örgüt davası” olarak manşetlerdeydi.
Konjonktür değişti, artık hapiste olanlar, dönemin hakim ve savcıları. O hakim ve savcılardan bazılarıyla ilgili yıllar sonra yeni bir iddianame hazırlandı. Çünkü Devrimci Karargah dosyası kapsamında tutuklanan sanıklardan bazıları, bu haksız tutuklama nedeniyle açtıkları tazminat davalarını kazanmıştı.
Halihazırda FETÖ davalarından mahkum olmuş ve meslekten ihraç edilmiş olan zamanın hakimleriyle savcılarının bu son iddianameyle 50 yıla kadar hapsi isteniyor. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca, 22 eski yargı mensubu hakkında hazırlanan 16 Ekim tarihli iddianamede 5 kişi de mağdur sıfatıyla yer alıyor. Şüphelilere yöneltilen suçlama: “Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma”.
TOPTANCI TUTUKLAMA İddianamede, gözaltı ve tutuklama kararlarının uluslararası sözleşmelere aykırı şekilde sadece kanun maddesinin yazılıp “gerekçesiz olarak verildiği” suçlaması da yer aldı: “…şüphelilerin, Kamuoyunda "Devrimci Karargâh" olarak bilinen İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/187 2009/213 esas) sayılı (birleşen davalar dâhil) dava dosyasının soruşturma ve/veya kovuşturma aşamalarında, şüpheli/sanık olarak yer alanlar hakkında haksız yere gözaltı kararı verdikleri, adli kontrol ve tutuklama gibi koruma tedbiri kararı verilmesi, tedbirin devamı, tahliye isteminin veya itirazın reddi yönünde talep ve/veya mütalaa bildirdikleri, mütalaa doğrultusunda karar verdikleri, koruma tedbiri kararlarının gerekçeli olması gerektiği hâlde, mevzuat, AYM ve AİHM kriterlerine aykırı olarak yasa maddesini gerekçe yazarak, şüpheliler/sanıklar hakkında hukuki ve fiili hiçbir olgu ortaya koymadan, soyut, basmakalıp cümlelerle, toptancı bir anlayışla, gözaltı, adli kontrol, tutuklama ve tutukluluk halinin devamına kararı verdikleri, bu kararlara yönelik yapılan tahliye talebi ve itirazları da reddederek neticede bu dosyada şüpheli/sanık olarak yer alan kişilerin açtıkları koruma tedbiri nedeniyle tazminat davalarının Hazine aleyhine sonuçlanmasına ve bu suretle kamunun zarara uğramasına neden oldukları…” İddianame, eski hakim ve savcıların “tarafsızlık, doğruluk, tutarlılık, ehliyet ve liyakat ilkelerine aykırı davrandıklarını” belirtiyor. Yani, yıllar sonra da olsa eski yargı mensupları hakkında isabetli bir tahlil yapılmış oldu ama hem geç oldu hem güç oldu.



