Gündem

Siyasal İslam'ın Üsküdar yenilgisi

Üsküdar’da yaşananları yalnızca bir belediye başkanvekilliği seçiminin sonucu olarak okumak, meselenin önemli bir tarafını gözden kaçırmak olur. Çünkü burada karşımızda duran tablo, sandıkta ortaya çıkan halk iradesinin...

8 okuma

Üsküdar’da yaşananları yalnızca bir belediye başkanvekilliği seçiminin sonucu olarak okumak, meselenin önemli bir tarafını gözden kaçırmak olur. Çünkü burada karşımızda duran tablo, sandıkta ortaya çıkan halk iradesinin hangi yollarla aşındırılabildiğini gösterdiği kadar, siyasal İslamın kadınlarla kurduğu ilişkinin de bütün çıplaklığıyla görünür olduğu bir tablo. 31 Mart 2024’te Üsküdar halkı kararını verdi.

Sinem Dedetaş belediye başkanı seçildi, üstelik 23 bin 791 oy farkıyla. Bu sonucun siyasal iktidar açısından anlamı yalnızca İstanbul’un önemli ilçelerinden birinin kaybedilmesi değildi. Üsküdar yıllardır siyasal İslamın sembolik mekânlarından biri olarak görülüyordu.

Camileri, meydanları, tarihsel hafızası ve iktidarın kendi siyasal kimliğiyle özdeşleştirmeyi sevdiği toplumsal dokusuyla Üsküdar’ın ayrı bir anlamı vardı. ∗∗∗ Ve o Üsküdar’ı bir kadın kazandı. Tam da bu nedenle Sinem Dedetaş’ın belediye başkanlığı sıradan bir seçim başarısının ötesine geçti.

Siyasal İslamın uzun yıllardır kendi doğal siyasal alanı olarak gördüğü bir ilçede, halkın tercihinin bir kadından yana olması, yalnızca parti rekabetini değil, siyasal İslamcı ideolojinin tahayyülünü de sarstı. Çünkü siyasal İslamın kadınla ilişkisi başından beri eşitlik üzerinden kurulmadı. Kadına kamusal alanda yer açan değil, onun kamusal varlığını belirli sınırlar içinde tanımlayan bir anlayıştan söz ediyoruz.

Kadın konuşabilir ama ne söyleyeceğinin sınırı çizilir. Çalışabilir ama hangi hayatı yaşayacağının ölçüsü belirlenir. Elbette siyasete girebilir ama karar verici iktidarın merkezine yaklaştığında rahatsızlıklar başlar, engeller çıkar.

Esasen kadın iradesi tehdit olarak görülür. Bu nedenle Üsküdar’daki seçim sonucunun siyasal anlamı, bir belediye tabelasının renginin değişmesinden çok daha büyüktü. Bir kadın, siyasal İslamın sembolik kalelerinden biri sayılan bir ilçede sandıktan çıkmış ve belediyenin yönetimini devralmıştı.

Ataerkil siyaset açısından asıl kırılma tam da buydu. Sonrasında yaşananlar ise sandıkta ortaya çıkan bu iradenin nasıl tersine çevrildiğini gösterdi. Sinem Dedetaş tutuklandı ve görevinden uzaklaştırıldı.

Ardından yapılan ilk belediye başkanvekilliği seçiminde CHP’nin adayı 22 oy aldı, siyasal iktidarın adayı 18 oyda kaldı. Yani Dedetaş görevden uzaklaştırılmış olsa bile belediye meclisindeki çoğunluk halkın sandıkta oluşturduğu siyasal tercihi koruyordu.Fakat seçim yargıya taşındı. Mahkeme, seçimde usulsüzlük ve seçim güvenliğinin ihlal edildiği gerekçesiyle yenileme kararı verdi.

∗∗∗ Sonra dengeler değişmeye başladı. Yeni seçim öncesinde dört CHP’li meclis üyesi siyasal iktidarın tarafına geçti. Yeni Parti bu geçişlerin para, baskı ve yakınlar üzerinden kurulan tehditlerle gerçekleştiğini ileri sürdü.

Ardından oy kullanma hakkı bulunan iki muhalefet üyesi tutuklandı. Böylece meclisteki denge 21’e 21’e geldi. 5 Ağustos’ta 26’ya 16 olan CHP üstünlüğü, yalnızca 34 gün sonra yapılan seçimde 23’e 19 siyasal iktidar lehine döndü.

AKP sandıkta kaybettiği Üsküdar’ı masada aldı. Peki bütün bunların sonunda halk sandıkta bir belediye başkanını ve bir siyasal çoğunluğu seçtiyse, seçimin üzerinden henüz iki yıl bile geçmeden ortaya çıkan bambaşka yönetim tablosu kimin iradesini temsil etmektedir? Yanıt net: Bu tablo halkın iradesini değil, halkın iradesine rağmen siyasal iktidar eliyle değiştirilmiş bir belediye yönetimini temsil etmektedir.

Üsküdar meselesini daha da önemli yapan, Sinem Dedetaş’ın AKP’ye geçip geçmeyeceği sorusuna verdiği yanıttır: “Bir tane onurumuz var, onu kaybedemeyiz.” Bazen kısa bir yanıtla nerede durduğunuzu ilan edersiniz. Bu yanıt da onlardan biri. Siyasal İslamın yıllardır kadınlara biçtiği role itiraz eden bir kadın, siyasal iktidarın kendisine ait saymaya alıştığı bir yerde halkın oyuyla belediye başkanı oldu.

Ardından o kadın görevden uzaklaştırıldı ve halkın sandıkta oluşturduğu çoğunluk kısa süre içerisinde tersine döndü. Bir tarafta sandıkta verilmiş oylar, diğer tarafta sandıktan sonra işletilen siyasal ve hukuki süreçler vardır. Bir tarafta halkın iradesi, diğer tarafta iktidarın kaybetmeye tahammülsüzlüğü.

Ve bütün bu hikâyenin merkezinde bir kadın duruyor. Belki de siyasal İslam açısından en tahammül edilmez olan tam olarak buydu: Üsküdar’ı bir kadına kaybetmek.

İlgili Haberler