Gündem

Siyasal iktidar hukukun üzerinde midir?

Hukuk varsa neden kimse hukuka güvenmiyor? Bir ülkede hukuk güvenliğinin olup olmadığını anlamak için yasaları açıp maddeleri tek tek okumaya her zaman gerek yok. Bazen daha basit bir soru yeterlidir: Hakkımızda verilen...

2 okuma

Hukuk varsa neden kimse hukuka güvenmiyor? Bir ülkede hukuk güvenliğinin olup olmadığını anlamak için yasaları açıp maddeleri tek tek okumaya her zaman gerek yok. Bazen daha basit bir soru yeterlidir: Hakkımızda verilen bir mahkeme kararının uygulanacağından emin miyiz?

Ya Anayasa Mahkemesi'ne yaptığımız başvurunun makul sürede sonuçlanacağından? Veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verdiği bağlayıcı bir kararın devlet tarafından uygulanacağından? Siyasal iktidarın hoşuna gitmeyen bir düşünceyi açıkladığımızda bunun ifade özgürlüğü sınırlarında kalacağından?

İşte hukuk güvenliği tam da bu soruların cevabında gizli. Osman Kavala dosyası ise Türkiye'de hukuk güvenliğinin ne hale geldiğini anlatan tek başına ağır bir dosya. 2019'da AİHM karar verdi.

Kavala'nın tutukluluğunun siyasi amaçlı olduğuna ve hak ihlali yarattığına hükmederek derhal serbest bırakılmasını istedi. Karar uygulanmadı. 2022'de bu kez Büyük Daire Türkiye'nin AİHS'nin işkence yasağı, özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü, toplantı ve dernek kurma özgürlüğü, haklara getirilecek kısıtlamaların sınırlandırılması maddelerini ihlal ettiğine hükmetti.

Büyük Daire, AYM'nin bu dosyada etkili bir iç hukuk yolu olmadığını söyledi. Mahkeme kararında Kavala'nın AYM başvurusunun karar sürecinin uzaması nedeniyle AİHM'e başvurmadan önce bu sürecin tamamlanmasını beklemesinin gerekmediğini ifade etti. AİHM yerel mahkemelerin "kötü niyetli olarak Kavala'yı özgürlüğünden mahrum bıraktığını" söyleyerek, Gezi Parkı direnişinin barışçıl olduğunu vurguladı.

Düşünce özgürlüğü ile toplantı ve gösteri özgürlüğünün ihlal edildiğini belirtti. O karar da uygulanmadı. Kavala cezaevinde tutulmaya devam etti.

Yeni başvurular yapıldı, yıllar geçti. Sonunda 25 Ağustos'ta AİHM Büyük Daire bir kez daha karar verdi. Türkiye'nin AİHS'nin 3, 5, 6, 10, 11 ve 18.

maddelerini ihlal ettiğine hükmetti. Mahkeme yeniden Kavala'nın serbest bırakılmasını istedi. Dahası bu dosyanın olağanüstü koşulları nedeniyle AYM'deki başvurunun sonuçlanmasını beklemenin gerekli olmadığı sonucuna vardı.

Burada durup sormak gerekiyor: Bir devlet, kendi taraf olduğu uluslararası sözleşmenin bağlayıcı kararlarını uygulamıyorsa, hukuk devleti iddiasını hangi zeminde sürdürebilir? Türkiye'nin AİHS'e taraf olması bir nezaket göstergesi değildi. Bir uluslararası hukuk yükümlülüğüydü.

AİHM'nin yargı yetkisi de aynı şekilde kabul edildi. Şimdi ise iktidar çevresinden AİHS'den ve AİHM'e bireysel başvuru hakkından çıkmanın tartışmaya açılması gündeme geliyor. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'un Anayasa'ya aykırı açıklamaları bu tartışmayı daha da ileri taşıdı.

İyi de... Bir siyasal iktidar hoşuna gitmeyen kararlarla karşılaştığında mahkemeyi mi değiştirecek, yoksa hukuka mı uyacak? Bir uluslararası mahkemenin kararını beğenmediğimizde sözleşmeden çıkmak, hukuk devletinin hangi ilkesine sığar?

Mesele yalnızca Osman Kavala değildir. Asıl mesele, hukukun kişiye göre değişip değişmediğidir. Çünkü hukuk güvenliği yalnızca suç işleyenlerin korunması değildir.

Hukuk güvenliği herkesin devlet karşısında neyle karşılaşacağını önceden bilebilmesidir. Bugün bir siyasetçinin, gazetecinin, akademisyenin, sanatçının, öğrencinin, avukatın ya da herhangi bir yurttaşın başına gelen yarın bir başkasının başına gelebilir. Aksi halde ortada hukuk değil, hukukun görüntüsü kalır.

Kavala kararında AİHM'nin AYM'ye ilişkin değerlendirmesi de bu nedenle son derece ağırdır. AİHM Kavala dosyasının olağanüstü koşullarında, yıllarca sonuçlandırılmayan başvurunun artık somut olay bakımından etkili bir iç hukuk yolu sayılamayacağına işaret ediyor. Buradan da başka bir soru çıkıyor: AYM bir yurttaşın temel haklarının son güvencesiyse, o güvence yıllarca işletilmediğinde geriye ne kalır?

Bir özgürlük hakkının korunması için yıllarca beklemek mi gerekir? Bir insanın haklılığının uluslararası bir mahkeme tarafından defalarca tespit edilmesi, buna rağmen özgürlüğüne kavuşamaması hukuk düzeni hakkında bize ne söyler? Ve bütün bunlardan sonra hâlâ "Türkiye bir hukuk devletidir" demek inandırıcı mıdır?

AKP iktidarının yıllar içinde yaptığı en büyük tahribatlardan biri belki de tam burada ortaya çıkıyor: Hukukun kendisinden önce hukuka duyulan güven aşındı. Hem de çok! İnsanlar artık yalnızca "Yasa ne diyor?" diye sormuyor.

"Bu yasa kime uygulanacak?" "Bu karar uygulanacak mı?" "Mahkeme gerçekten bağımsız mı?" "İktidarın istediği sonuç çıkmazsa ne olacak?" "Bugün serbest olan bir hak, yarın suç haline gelir mi?" diye soruyor. Bir ülkede vatandaş bu soruları sormaya başladıysa mesele yalnızca yasaya uygun olmayan birkaç karar değildir. Sistemik bir hukuk güvenliği problemidir.

Çünkü hukuk güvenliği çöktüğünde ilk anda hedef alınanlar belirli kişiler olabilir. Fakat belirsizliğin bedelini sonunda toplumun tamamı öder. Bugün "Bana dokunmuyor" denilen hukuk dışılık yarın kapımızı çalabilir.

O yüzden mesele Kavala'nın kim olduğu değildir. Mesele, devletin kendi verdiği sözlere uyup uymadığıdır. Mesele, mahkeme kararının iktidardan bağımsız bir hukuk kuralı olarak uygulanıp uygulanmadığıdır.

Mesele, Anayasa'nın yalnızca kâğıt üstünde mi kaldığıdır. Mesele, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin gerçekten hukuk düzenimizin parçası olup olmadığıdır. Ve belki de en temel soru şudur: Hukuka uymak iktidarın tercihine bırakılmışsa, orada hukuk devleti var mıdır?

Kavala dosyası bu soruyu Türkiye'nin önüne bir kez daha koyuyor. Cevap vermesi gereken yalnızca mahkemeler değil. Siyaset de cevap vermeli.

Çünkü hukuk devletinin ölçüsü, siyasal iktidarın kendi lehine verilen kararları ne kadar sevdiği değildir. Siyasal iktidarın aleyhine verilen kararlara uyup uymadığıdır. Türkiye'nin bugün ihtiyacı olan şey yeni bir "hukuk tartışması" değil, hukukun gerçekten herkes için bağlayıcı olduğuna yeniden inanabileceğimiz bir düzen.

Bunun ilk şartı da çok basit: Devlet hukuka uyacak, siyasal iktidar hukukun üzerinde olmayacak. Siyasal iktidarın hoşuna gittiğinde değil, hoşuna gitmediğinde de. İşine geldiğinde değil.

Her zaman...

İlgili Haberler