Sevgi Kaynağı, Küsmeyen ve Sadık Bir Dost: Kadife ve Oskar
Ekonomi

Sevgi Kaynağı, Küsmeyen ve Sadık Bir Dost: Kadife ve Oskar

İnsan sevgisi, hayvan sevgisi ve doğa sevgisi bir bütündür; birbirlerinden de ayrılamaz. Hayvanı sevmeyen insanın insanları da doğayı da sevemeyeceği görüşü, toplumda gün geçtikçe daha fazla anlam kazanmaktadır....

1 okuma

İnsan sevgisi, hayvan sevgisi ve doğa sevgisi bir bütündür; birbirlerinden de ayrılamaz. Hayvanı sevmeyen insanın insanları da doğayı da sevemeyeceği görüşü, toplumda gün geçtikçe daha fazla anlam kazanmaktadır. Hayvanlar da insanoğlu gibidir; yürek taşır, duygu yüklüdür.

Nasıl insanlar eşine, dostuna ve arkadaşına sevecenlikle yaklaşıyorsa, hayvanlar da sahibine öyle yaklaşır. Sadıktırlar. İnsanlardan farklı olarak dedikodu yapmazlar.

Onlara bağırdığınızda, öfkelendiğinizde bile sizi terk etmez, size karşılık vermezler. Sadakatlerini sizi koruyarak gösterirler. Sizi sahiplenir, yıllar geçse de sizi ve kokunuzu unutmazlar.

Bazı insanlar sizin yaptığınız iyiliği unutabilir, sizi görmezden gelebilir; ama hayvanlar, kendilerine yaptığınız iyiliği asla unutmazlar. İlgi beklerler. Onlara karşı davranışlarınızı anlar, hisseder ve size kızmazlar.

Siz onları azarladığınızda bile size karşılık vermez, küsmezler. Onlar birer sevgi kaynağı ve sadık dosttur; sizi terk etmezler. İşte bu özellikleri taşıyan hayvanlardan ikisi de Kadife ve Oskar’dır.

Size anlatacağım bu öykü, “Kadife ve Oskar”la yaşadığımız güzel günlerin, onlardan bize kalan hatıraların ve yaşattıkları mutlulukların hikâyesidir. Eminim, sizler de gençlik yıllarınızda, gökte kartallar gibi uçtuğunuz o dönemlerde, yaşlı insanların köpeklerini gezdirirken zorlandıklarını ve hayvanları güçlükle zapt ettiklerini görünce içinizden, “Kendin zaten zor yürüyorsun, bırak şu köpeği de rahatına bak,” diye düşünmüşsünüzdür. Oysa Anadolu deyimiyle, “Kazın ayağı hiç de öyle değilmiş.” Çoluk çocuk evden uçup gittikten sonra, eşinizle baş başa kaldığınızda, sizi oyalayacak ve sevginizi paylaşacak üçüncü bir canlıya ihtiyaç duyuyorsunuz.

Emekli olduktan sonra, Adanalıların bildiği Menekşe Köyü yakınlarında, göl kenarında oğlumuzun bizim için satın aldığı bir kooperatif evine taşındık. Evimiz bahçeliydi; ancak ne de olsa bir mahrumiyet bölgesiydi. Üniversitede uzun yıllar oturduğumuz lojmandan buraya taşınınca sudan çıkmış balığa döndük.

Elektriğimiz sık sık kesiliyor, su ihtiyacımızı gölden çekilen tankerlerle karşılıyorduk. Komşularımız yok denecek kadar azdı. Elektrikli sobalarla ısınıyorduk.

Oğlum o günlerde bize, “Yokluğumuzu aratmamak için size bir kurt köpeği, bir yoldaş getireceğim. Etrafta evinizde kurt köpeği olduğunu duyan kimse hırsızlığa gelemez. Hem sizi de meşgul eder, değil mi?” diye sordu.

Biz de bunun güzel bir fikir olduğunu söyledik. Birkaç gün sonra, dediği gibi, bir Alman yavrusu getirdi. Sırtı siyah, ayakları boz renkteydi.

Tüylerinin yumuşaklığı nedeniyle ailece ona “Kadife” adını verdik. Kadife yavru olduğu için ilk zamanlar bizimle birlikte yaşardı. Çok cesur, kıskanç ve hırçındı.

Yabancıları yanımızda görmek istemez, kimseyi bize yaklaştırmazdı. Torunumuz Emre’yi bile bizden kıskanırdı. Kadife’nin soyunun en belirgin özelliklerinden biri, sahibine son derece sadık olması ve onu korumasıydı.

Bazı insanlar gibi arkadaşlarını ve dostlarını çıkarları uğruna satmadı. Hep bizi bekler, bizi korurdu. O bizi anlardı, biz de onu...

Yaz geldi, havalar ısındı. Evimiz göl hizasında olduğundan sitenin girişindeki evlere göre daha basık ve sıcaktı. Kadife de bu sıcaklardan çok rahatsız olunca, “Memlekete gidelim; orada Kadife de biz de rahat ederiz,” diyerek onu Karaman’daki evimize götürdük.

Evimiz esintili ve serindi. Kadife’yi sabah ve akşam aynı saatlerde evimizin çevresindeki parkta gezdirirdik. Gezisini tamamlayınca, “Haydi evimize gidelim,” dercesine bizi evin yoluna yönlendirirdi.

Havalar soğumaya başlayınca Adana’ya dönerdik. Göl kenarındaki evimiz dört katlıydı. Alt katta mutfak, çamaşır makinesi ve buzdolabı bulunuyordu.

İkinci katta misafir odası ve kütüphane, üçüncü katta çocukların yatak odaları, en üst katta ise Kadife’nin rahatça hareket ettiği bir teras vardı. Kadife zaman zaman terastan bize seslenirdi; yani havlardı. Biz de ne istediğini anlardık.

Ya karnı acıkmıştı ya dışarı çıkmak istiyordu ya da bizi görmek istiyordu. İsteğini bilir, ona göre davranırdık. Günler günleri, haftalar ayları, yıllar da yılları kovaladı.

Evimizin çevresine yeni komşular taşındı. Elektrik kesintileri sona erdi, sularımız düzenli akmaya başladı. Her şey yoluna girmiş, hayat normale dönmüştü.

Kadife de büyümüş, gücü ve kendine güveni artmıştı. Bize olan bağlılığı ise her geçen gün daha da güçleniyordu. Fakat bir kaç yıl sonra evimizin merdivenlerini çıkmakta zorlanmaya başladık.

Taşındığımız ilk yıllardaki kadar rahat hareket edemiyorduk. Kadife’yi terasa çıkarıp indirmek bile bizim için zor gelmeye başlamıştı . Eşimin ısrarı üzerine şehirde bir apartman dairesine taşınmaya karar verdik.

Temmuz ayında, emekli maaşımız ve banka kredisiyle aldığımız yeni evimize taşındık Ancak apartman yönetiminin kararı doğrultusunda binada köpek beslemek yasaktı. Birkaç gün Kadife’yi evde gizlemeye çalıştık. Fakat komşular köpek sesini duyunca şikâyetleri başladı.

Günlerce onun mutlu olabileceği bir yer aradık ve sonunda öğrencilerimden birinin çiftliğini bulduk. Kadife’yi yavruluğundan beri ıslığımla çağırırdım. Nerede olursa olsun, sesimi duyunca koşarak gelirdi.

Çiftliğe gittikten birkaç hafta sonra hasret gidermek için ailece ziyarete gittik. Ben, beni göremeyeceği bir yere saklanıp aynı ıslığı çaldım. Sesin geldiği yeri araya araya beni buldu.

Bulunca da sanki bir çocuk gibi üzerime atlayıp yüzümü yaladı. O gün çiftlikten ayrılıncaya kadar yanımızdan hiç ayrılmadı. Oğlum ve ailesi de zaman zaman onu ziyarete giderdi.

Bir bayram günü, çiftlik sahibi öğrencim bizi yemeğe davet etti. Yarım saatlik yolculuktan sonra bahçeye girdiğimizde Kadife, arabanın sesini tanımış olacak ki bizi yolda karşıladı. Arabadan iner inmez üzerimize atladı.

Sanki bayram bizim değil, onun bayramıydı. Ne o bizden ayrılmak istiyordu ne de biz ondan... Günler, haftalar, yıllar geçti.

Kadife’yi ziyaret etmeyi sürdürdük. Ancak son ziyaretimizde öğrencim bize üzücü haberi verdi: “Kadife’yi çiftliğin sınırında ölü buldum hocam. Muhtemelen meyveleri çalmaya gelen hırsızlar öldürdü.

O da görev şehidi oldu.” dedi. İnsanlar gibi hayvanlar da görevleri uğruna hayatlarını kaybedebilir. Kadife’mizin başına gelen de böyle oldu.

Günlerce ağladık. Yalnızlığımıza merhem olan Kadife’yi uzun yıllar unutamadık. Ocak ayının ortalarında, bir pazar sabahıydı.

Balkona çıktım. Hava yağmurlu ve soğuktu; tipik bir Adana sabahıydı. Kendi kendime, “Ya soğuğa ve yağmura aldırmadan yürüyeceksin ya da evde oturup yağmuru seyredeceksin.” dedim.

“Köyümdeki eski kışların mutluluğunu bugün de yaşamalıyım.” diyerek yürümeye karar verdim. Paltomu giydim, boynuma yün atkımı doladım, başıma yün şapkamı geçirip sokağa çıktım. Adnan Menderes Bulvarı’ndan sonra, kentin en güzel yürüyüş alanlarından biri olan Dilberler Sekisi’ne ulaştım.

Yürürken bir yandan gölü ve gökyüzünü seyrediyor, bir yandan da yağmurun toprağa düşmesiyle yayılan toprak kokusunu içime çekiyordum. Yaklaşık beş yüz metre yürümüştüm ki sağ taraftaki otların arasından acıklı bir köpek yavrusu sesi duydum. Yaklaştığımda gözleri yeni açılmış, yaklaşık bir buçuk haftalık, üşümüş, ıslanmış ve titreyen bir yavru gördüm.

Dokunduğumda açlıktan bitkin düştüğünü fark ettim. Annesi gelir diye bir süre bekledim ama kimse gelmedi. Yavruyu şapkamın içine koyup atkımı üzerine örttüm ve geldiğim yoldan eve döndüm.

Islak kıyafetlerimi bile çıkarmadan yavruyu kuru bir havluyla sildim ve kaloriferin altına serdiğim havlunun üzerine yatırdım. Eşim mutfağa gelip, “Ne yapıyorsun?” diye sorunca, “Evimize bir misafir getirdim.” dedim. Eşim, annelik içgüdüsüyle yavruyu kucağına aldı: “Bu hayvan hem aç hem de üşümüş.

Karnını doyurup ısıtmazsak birazdan ölür.” Hemen bir tas sütü ılıtıp yavruya içirdi, ardından kucağına alarak ısıttı. Bir süre sonra yavrunun simsiyah gözleri açıldı. Esneyerek yeniden uykuya daldı.

Yaklaşık bir saat sonra uyandı ve “Hayatımı sizlere borçluyum.” dercesine eşimin ellerini ve yüzünü yalamaya başladı. İkimiz de çok duygulandık. Eşim yavruya Oskar adını verdi.

Oskar kısa sürede toparlanıp yürümeye başladı. Ancak sağlıklı büyümesi için bir sütanneye ihtiyacı vardı. Belediyeden barınağın telefonunu alarak barınak müdürüyle görüştük.

Birkaç gün sonra gelen ekip, yavruyu barınağa götürdü. Birkaç ay sonra Oskar’ı ziyarete gittiğimizde büyüdüğünü ve daha da sevimli hâle geldiğini gördük. Bizi görünce çok sevindi ve hemen tanıdı.

Kokumuza alışmıştı. Barınak müdürü, Oskar’ın bize karşı diğer insanlardan daha sevecen davrandığını fark etti ve şöyle dedi: “Zamanında ona gösterdiğiniz ilgiyi unutmamış. Oskar size bu nedenle sevecen yaklaşıyor.

Yabancılara böyle yaklaşmaz. Bazı canlılar hayata diğerlerinden iki adım önde başlar. Oskar da şanslı olanlardanmış.

Sizin gibi hayvanseverlerle karşılaşmış, ardından iyi bir sütanne bulunmuş. Darısı sokaktaki diğer hayvanların başına.” Kadife bize sadakati, Oskar ise iyiliğin karşılıksız kalmadığını öğretti. Onlar bizim için yalnızca birer hayvan değil, hayatımızın unutulmaz iki dostuydu.

İlgili Haberler