Serçe
Dünyanın neyin, kimin yüzü suyu hürmetine döndüğü son yıllarda epey tartışma konusu. Eskilerin ‘rivayet muhtelif’ dedikleri gibi, bu konuda da pek çok ‘tevatür’ var. Bilimsel açıdan ele alınmıyor, sanırım felsefi bir...
Dünyanın neyin, kimin yüzü suyu hürmetine döndüğü son yıllarda epey tartışma konusu. Eskilerin ‘rivayet muhtelif’ dedikleri gibi, bu konuda da pek çok ‘tevatür’ var. Bilimsel açıdan ele alınmıyor, sanırım felsefi bir yanı da yok, bir tür kahve muhabbeti gibi.
Olsun, onun aman pek fena, o kadar kötü olduğunu da kim söyledi! Ayrıca memlekette akademik olduğu söylenen iddia, tartışma türünden toplaşmaların, konuşmaların kahve muhabbetinden ileri olduğunu kim söylüyor? Kimse.
Öyleyse ben de düşüncemi söylüyorum, dünya incelerin, ince fikirlilerin yüzü suyu hürmetine dönüyor hala. İyilikler, yenilikler, devrimler de onların öncülüğünde yapılıyor. İncelik çünkü iyi bir şey, dünyanın hep gereksinim duyduğu şey iyilik.
Bellek, okşayıcı bir sözcük. İnsana bir kış huzuru veriyor. Sokaktaki hayvanları beslemişsin, sokak insanları kar kalkıncaya kadar da olsa sıcak mekanlarda konuk ediliyor, evinde soban, kaloriferin var.
Yaşamayı mutlulukla bitiştirmenin tam zamanı. Eh bir de Vivaldi’nin “Dört Mevsim” adlı yapıtından ‘Kış Konçertosu’nu dinliyorsan, kemanın sesiyle kendinden geçip rüyalara dalmaya hazırsın, bunu da hak etmişsin demektir! Bellek belki de en çok kışın gerekli! Belleğin okşayıcılığından söz ediyorduk.
Sıcak bir sözcük, eski karşılığı hafıza da öyle. İşlediğini, çalıştığını gösteren sesleri var ikisinin de. Bellek kazısı dediğimizde de çıkacak gömüde birkaç altın para değil, Göbeklitepe de değil, ama insanın aydınlık geleceğine umut beslememize yol açacak uygarlık izleri, belgelerinin bulunduğu ören yeri gibi bir yer geliyor aklımıza.
Şimdi incelik de iyilik de bir kazı çalışmasında bulunabilecek, hatta antik sayılabilecek uygarlık değerleri olarak görülüyor. Bellek de konuklarına güleryüzüyle çay, kahve, nane, ıhlamur filan sunan zarif bir evsahibi. Ne iyi etmişiz de gelmişiz der insan böylesi ağırlanmalarda.
Demiş bulundum. Sıcak bellek incelik deyince aklımıza hemen bir adı düşürür, İnce Memed. Yeryüzü destancımız Yaşar Kemal’in ölümsüz yapıtı. Annesine, ailesine ve tüm köylüye zulmeden Abdi Ağa, sevgilisi Hatçe’yi de yeğeniyle evlendirmeye kalkınca Memed isyan eder, ağayı vurur, sonra da dağlara çeker gider.
İnce Memed roman kahramanından öte destansı bir figürdür, öncesi ve sonrası vardır, hepsinin adının başında İnce sıfatı yoktur ama, Memed’in inceliği, duyarlılığı ve ince düşünceli oluşlarıyla anılırlar, tanınırlar. Belki başlangıçta yalnızca kendilerini düşünerek yola, dağa, geceye, öteye çıkmışlardır ama yolda ya da sonunda çıkarlarını halkın çıkarlarıyla birleştirmişler, kimileyin kendi ‘ikbal ve istikbal’lerinden tümüyle vazgeçerek adanmışlardan olmuş, fedai sayılmışlardır. Spartaküs’ten başlayabilir, Nesimi’yle, Hallac-ı Mansur’la, Ebuzer’le, Bedreddin’le, Galile’yle, Rosa Luxemburg’la, Lorca’yla, Che’yle, Deniz’le, Mahir’le, İbo’yla, Ulaş’la, Ali İsmail’le sürdürebiliriz inceleri, ince fikirlileri. Bunca kötülüğün ortasında Brezilya’dan gelen iyi haber mi desem ince haber mi, “ince fikire daldım” diyenleri ziyadesiyle sevindirecek türden bir haber: Lula kazandı!
İşçi sınıfından, çıraklıktan gelen Lula da Silva bir kez daha Brezilya devlet başkanı oldu. Faşistin oğlu faşist Bolsonaro seçim sonucundan sonra ‘anavatanı’ ABD’ye kaçtı. İlk turu önde tamamlayan faşist aday, ikinci turda tv tartışmasında Lula’ya ‘Bir elinle verip dokuz parmağınla geri almanın anlamı yok!’ deyince, gençliğinde geçirdiği işkazası nedeniyle serçe parmağı olmayan Lula ‘Ya çalışacaktım ya aç kalacaktım.
Sen hayatında hiç çalışmadın. İlk işin babanın yanında sahte bir işti’ dedi. Serçe parmağın onurunu korudu. Serçe parmak, çocuk parmak, çırak parmak, uç parmak, adı da güzel duygusu da, inceliği de.
Gericiler, ırkçılar ve faşistler kalınlıkları ve kabalıkları nedeniyle bu incelikten elbette anlamazlar da, acaba hepiniz Lula’nın o olmayan serçe parmağına kurban olun desem bundan bir şey anlarlar mı?



