Ersoy Önder Bir ülkede yaşayanların ekonomik durumunun tam olarak anlaşılmasını ve dünyadaki ülkelerle kıyaslanmasını sağlayan bir endeks var. 2014 yılından bu yana kullanıSefalet Endeksi, ilk olarak ekonomist Arthur Okun tarafından ortalama bir vatandaşın ekonomik durumunu göstermek amacıyla oluşturuldu. Mevsimsellik etkisi arındırılmış işsizlik oranı ve yıllık enflasyon oranının toplanmasıyla hesaplanan Sefalet Endeksi’nin yıllar içinde farklı göstergelerin de eklendiği varyasyonları ortaya çıktı.
Ekonomist Prof. Dr. Steve Hanke tarafından geliştirilen ve bazı yayın organlarında “World’s Most Miserable Countries”, “Miserable Index”, “Hanke’s Annual Misery Index” gibi başlıklar altında da yayınlanan “Dünya Sefalet Endeksi” her yıl kamuoyuyla paylaşılıyor. Dünya Sefalet Endeksi’nde endeks puanı her ülkenin enflasyon oranı, işsizlik oranı ve bankaların oluşturdukları kredi faiz oranlarının toplamından yıllık kişi başına düşen milli gelir değişim oranının çıkarılmasıyla bulunuyor.
Yayınlanan bültende endeks sıralamasının yanı sıra ülke puanlarını en çok etkileyen faktörler de kamuoyuna açıklanıyor. Dünya Sefalet Endeksi’nde Türkiye’nin yıllar içindeki performansına bakıldığında, 2014 yılından bu yana, maalesef artarak devam eden negatif bir seyir var. Raporlara göre 2013 yılında 32,7 puan ile 108 ülke içerisinde 13’üncü sırada olan Türkiye’nin, 2014 yılında endeks puanı 29,4 oldu ve listede 22’nci sıraya geriledi. (Endeks kötüden iyiye sıralandığından, bir ülkenin sıralamada gerilemesi, sefaletin o kadar azaldığını göstermesi bakımından iyi bir durum.) 2018 yılında 53,3 puan ile 95 ülke içinde 5’inci sırada yer alan Türkiye’nin, 2019 yılında endeks puanı düşüş gösterse de sıralamasında bir gerileme olmadı.
2021 değerlerine göre, işsizliğin yüzde 11,2, enflasyon oranının da yıllık yüzde 36,08 olduğu Türkiye’de sefalet endeksi 47,28’e yükseldi. Bu oran, AKP’nin iktidara geldiği ve 2001 krizinin etkilerinin hissedildiği 2002 yılında bile yüzde 40 seviyesindeydi. 2014 yılında 29.4 puanla Dünya Sefalet Endeksi listesinde 22’nci sırada olan Türkiye, 2019 yılında 50,6 puan ile 95 ülke arasında 5’inci sırada yerini aldı. İvmelenerek artan sefalet durumumuzda, gelelim 2025, yani bugünkü değerlere.
2025 yılı için yayınlanan, Venezuella’nın birinci, Sudan’ın ikinci olduğu dünya sefalet endeksi raporunda, Türkiye yükselişine devam ederek, 178 ülke içinde, 100.961 puanla, üçüncü sırada. Türkiye’de sefalet, 2015 yılından bu yana 3 katından fazla, 2020 yılından bu yana ise 2 katından fazla artmış. Yükselişin ana nedenlerinin başlangıçta enflasyon, sonrasında ise kredi faiz oranı olduğu görülüyor. Geriye dönüp bakmayın, yanlış okumadınız. Türkiye, Venezuella’nın birinci, Sudan’ın ikinci olduğu dünya sefalet endeksinde, dünya üçüncüsü.
Bir madalyamız daha var artık. Dünyanın en sefil ülkeleri yarışmasında bronz madalyalıyız. Sefalet sıralamasında Türkiye, sefilleri oynuyor. Ne kadar övünsek az.
İktidarı oluşturan politikacılar, yönettikleri ülkeyi hep iyi yönleriyle kendi halkına ve dış dünyaya göstermeye çalışırken, muhalefeti oluşturan politikacılar da her şeyin ne kadar kötü gittiğini ve bunu kendilerinin düzelteceğini topluma anlatmaya çalışırlar. Aslında iyi-kötü ve/veya doğru-yanlışları anlayabilmek ve gerçeğe ulaşmak için politikacıları ve onların yandaş medya mensuplarını dinlemek, sadece algılarımızın yönetilmesini sağlar. Oysaki yapılması gereken ve doğru sonuç alınabilecek olan, verileri incelemek ve ülkenin durumunu dünyanın diğer ülkeleriyle kıyaslamaktır. Mesela, bir ülkede iktidar sahipleri ülkenin yaptığı ihracatın artmasından övünçle, muhalefet ise ithalatın yükselmesinden eleştiriyle bahsederken, asıl üzerinde durulması gereken ikisi de değil, cari açığın büyüklüğü ve bu açığın optimal sürede kapatılıp kapatılamayacağıdır.
Cari açığınız büyüyorsa ihracatın artması, cari açığınız küçülüyorsa ithalatın artması çok da önemli değildir yani. Mesela, Asya’nın parlayan yıldızı Çin, Gayri Safi Milli Hasıdikkate alındığında, ekonomik büyüklük olarak ABD’yi tehdit edercesine ve hemen onun ardından ikinci sırada yerini alırken, aynı Çin, devasa nüfusu nedeniyle kişi başına düşen GSMH’da, Türkiye’nin bile gerisinde kalabilmektedir. Ezcümle, siz bakmayın başka ayrıntılara, iyimser tabloculara, gerçek şu ki, ekonomik durumumuz, görüldüğü üzere, hiç de iç açıcı değil maalesef. Unutmayalım ki, 2026 sonucunun, 2025’den daha iyi gelmesi bu faiz, enflasyon ve işsizlik oranlarıyla da mümkün değil, dolayısıyla başkaları ne der bilemem ama, bilgi, “Ey Türkiye, ekonomik vaziyetin hiç mi hiç iyi değil, sıkı tedbir alman şart, faiz, işsizlik ve tüketim seviyeni azaltmalı, tasarruf, üretim ve iş olanaklarını artırmalısın.” diyor.
Sefaletin dayanılmaz hafifliğinden, refahın keyifli ağırlığına bir an önce geçmemiz dileğiyle...