Siyaset, Ankara’nın serin koridorlarında, ışıltılı genel merkez salonlarında ya da sosyal medyanın yankı odalarında, kapalı kapılar ardında yazılan senaryolardan ibaret değildir. Siyasetin asıl kalbi; esnafın kepenk açtığı sabahta, mahalle kahvesindeki kaynamış çayda, pazar tezgâhının başında ve vatandaşın kapı eşiğinde atar. Bu sahanın gerçeğini görmeyen hiçbir siyasi hareketin kalıcı bir başarı hikâyesi yazması mümkün değildir.
Peki, bu saha kimin omuzlarında yükselir? Elbette örgütlerin ve halkın ta kendisiyle kurulan o sarsılmaz bağın. Ancak bugün, halkın doğrudan iradesi, talebi ve çağrısıyla kurulan Yeni Parti’ye dönüp baktığımızda en çok sormamız gereken soru şudur: Örgütünün kalbi, içerideki insan için ne kadar atıyor?
Bugün herhangi bir nedenle siyasi süreçlerden uzak kalmış, kendisini öteki hissetmiş ya da parti binasının merdivenlerini çıkarken “Adım anılmıyor.” duygusuna kapılmış bir tek üye bile varsa, orada bir eksiklik var demektir. Üyenin kırılmış olduğu, emeğinin görünmez kılındığı bir yapıda ne aidiyet gelişebilir ne de güçlü bir sahadan söz edilebilir. Çünkü aidiyet, talimatla değil; değer görmeyle, hatır sorulmayla, karar süreçlerine ortak edilmeyle başlar.
Halkın omuzlarında yükselen Yeni Parti’nin “Zaten o kırılır, kendi döner.” lüksü olmamalıdır. Siyaset, insan kazanma sanatıdır; kaybedilecek tek bir nefer dahi olmamalıdır. Hâlâ temasa geçilmemiş, eli sıkılmamış, hâli hatırı sorulmamış bir üye bırakmamak; aksine her bir neferi kucaklamak zorundadır Yeni Parti.
Halkın büyük bir umutla kurduğu bu yeni siyasi yolun en büyük iddiası ve temel beklentisi; siyaseti tabana yaymak, yetkiyi Ankara’daki merkezlerden alıp bizzat sahibine, yani üyeye teslim etmektir. Yeni Parti’de ilçe ve il başkanları ile tüm yöneticiler, dar delege kalıplarıyla veya kapalı kapılar ardında belirlenen yöntemlerle değil, doğrudan tüm üyelerin sandık başına giderek kullanacağı oylarla seçilmelidir. Kongreler sadece birer yarış alanı değil, partinin taze kanıdır.
Bu süreçlerde kongre salonları; esnafın, işçinin, kadının ve gencin, kısacası tüm halkın sesini yansıtmalıdır. Halkın her kesimini, her rengini ve her dinamiğini adil bir şekilde temsil eden yönetimler oluşturulmalıdır. Başkanını ve yönetimini kendi oylarıyla seçen bir üye, yarın o sandığa da partisine de en güçlü şekilde sahip çıkacaktır.
Gücünü sadece parti içi demokrasiyle sınırlı tutmamalı; siyaseti mahalle mahalle, sokak sokak büyütmek zorundadır. Sivil toplum kuruluşları, odalar, sendikalar ve bu ülkenin üreten, düşünen tüm kesimleri siyasetin paydaşlarıdır. STK’larla, meslek odalarıyla, sendikalarla ve doğrudan halkla iç içe, omuz omuza yürümeyen bir yapı eksik kalır.
Yeni Parti, halkın talebiyle kurulduysa siyaseti de halkın nabzının attığı her yerde, hayatın tam merkezinde inşa etmelidir. Üyesinin iradesine güvenen, halkın tüm kesimlerini kucaklayan kadrolar kuran bir siyasi partinin başaramayacağı hiçbir şey yoktur. Bu nedenle üye bazlı kongre süreçleri, halkı temsil eden kapsayıcı yönetimler ve toplumun tüm kesimleriyle kurulacak bu organik bağ, siyasetin vazgeçilmez karakteri olmalıdır.
Siyasetin hızı zaman zaman insanı yanıltır. Kongre takvimleri yarışları hızlandırır, delege hesapları masaya yatırılır ve yoğun gündemler arasında asıl öz unutulur. Oysa kongreler gelir geçer, sandık tarihleri takvim yapraklarından silinir; geriye kalan tek şey örgüt kültürüdür.
Örgüt kültürü; zor günde omuz omuza durabilmek, aynı inancı paylaşan insanların birbirinin gözünün içine bakarken yabancılaşmaması demektir. Eğer bu kültür korunamazsa en modern binalara, en gelişmiş iletişim stratejilerine sahip olunsa bile tabandaki o sarsılmaz ruh yakalanamaz. Bugün için yapılması gereken şey çok net: Derhal, vakit kaybedilmeden kolları sıvamak.
Kırgın, isteksiz bir üye varsa kucaklamak, “Ben de buradayım, iraden ve emeğin kıymetli.” diyerek o eli yeniden sıkmak. Çünkü biliyoruz ki: Sandığın yolu örgütten geçer,örgütün yolu ise üyeden. Üyesini unutan, iradesini sandığa yansıtmayan; halktan, sendikalardan ve odalardan kopan bir örgüt mahallesini kaybeder.
Mahallesini kaybeden yeni bir siyasi yapı ise daha baştan geleceğini yitirir. Siyasetin yönünü yeniden halka, özünü ise o cefakâr üyelere çevirmenin; Yeni Parti’de ilçe ve il başkanlarını üyelerin oylarıyla seçerek, halkın her kesimini kucaklayan yönetimlerle gerçek demokrasiyi inşa etmenin tam vaktidir.