Önder Özen Salah transferinin süreciyle ilgili basın toplantısında masaya oturduğu zaman bir hayli gergin ve endişeliydi. Ben bunu transfer sürecinin başarısız olmasına bağlamıştım. Çünkü göreve yeni başlamış ve bir şeyler yapma arzusuyla böyle bir sorumluluk alırken bunu başaramamak hayli insanı tedirgin eder.
Cümle kurmaya başladığı andaki seçenek araması onu hayli durağan ve tutuk olmasına neden olurken, cümleleri kurmadaki tedirginliği neyi, nasıl anlatacağına dair bir sürü boşluk bırakmasına sebep olmuştu. Halbuki çok sakin bir şekilde sürecin sona erdiğini ve masadan kalkmaları gerektiğini söyleyebilirdi… Bunun için Beşiktaş’ın önceliklerine yer vermeye ve para kahramanlığı yapmaya gerek yoktu. Adalı dahil son 6 başkanın kulübü nasıl bir borç batağına soktuğu net olarak ortadayken...
Fakat Salah transferinin hemen ardından, Trabzonspor’un devreye girmesi olayın bir transferden çok bir operasyon olduğunu gösterdi. Bu tip transferler birden oluşmaz… Futbolun içindekiler bilir, muhakkak suretle ön görüşmeler çoktan başlamıştır ve süreç artık neyin nasıl yapılacağına kalır. Menajerin Beşiktaş’la anlaşma niyeti zaten yoktu.
Menajerin Beşiktaş’ı masadan kaldırmasıyla ilgili görevi vardı. Belli ki operasyonun baş kahramanı menajerdi. İşte bu operasyonu anlatmanın zorluğu Önder Özen'i adeta kilitlemişti.
Sanırım ilk defa böyle bir durumla karşı karşıya kalıyordu ve kendi dışındaki süreci anlatması çok kolay değildi! Peki Beşiktaş masadan niçin kalktı ve net bir tavır koyamadı? Arka planda siyasetin beklentileri mi vardı?
Beşiktaş’ın ve Trabzonspor’un yönetim mekanizmaları siyasetin beklentilerine karşılık gelecek stratejileri en iyi belirleyen iki takımdır. Galatasaray, Burak Elmas sonrası stratejisini tamamen bu yöne kaydırırken hata yapmamaya özen gösterdi. Fenerbahçe ise bu konuda en büyük sıkıntı yaşayan kulüptü.
Özellikle Ali Koç’un başlangıç tavırları ile son dönem tavırları arasındaki çelişkiler bunu net bir şekilde ortaya koydu. Saran süreci zaten ara bir dönemi kapsadığından pek tutarlı olamadı, ama Aziz Yıldırım bu süreçleri en iyi bilen kişidir. Futbol, sermaye birikimini sağlayabilen bir kültür endüstrisi ürünü olması nedeniyle siyasetin çekim alanına girmiştir.
Türkiye’de futbol politik bir oyundur. Tüm takımlar bunu bilir ve buna göre strateji belirler. Bunun başlangıç noktası Kenan Evren’in Ankaragücü vakasına kadar gider, fakat bunun dünya genelinde tarihsel bir derinliği de vardır.
Siyaset; popüler bir alandan popülist politikalarla oy almak, toplumu sosyal, ekonomik ya da siyasi sorunlardan uzak tutmak ve egemenliğini korumak için futbola ihtiyaç duyar Siyaset dengeler için bazı süreçlere müdahaleyi zorunlu kılmaktadır. Siyasetin beklentisi, takım ve şehir beklentisi üzerine bir konsorsiyum yaratarak bunu seçmen kitlesi üzerinden avantaja çevirmekle birlikte, futbol üzerinden örgütlenme ve propaganda alanı yaratarak, birtakım önceliklerin belirlenip bunun sekteye uğramasına izin vermeme zorunluluğu oluşabilmektedir. Bizim gibi ülkelerde bu normal bir durumdur.
Çünkü futbol ülke işleyişi içinde var olan sistemin bir prototipidir. Kısaca, siyasi bütünlüğün işleyişinin bir kesitidir; unutmayın ki kesit bütünün tüm özelliklerini taşır. Mesela, son 10 yılın şampiyon takımlarına ve antrenörlerine bakalım: 2017-18, 2018-19 yıllarında şampiyon Galatasaray ve antrenörü Fatih Terim.
2019-20 şampiyonu Başakşehir ve antrenör Okan Buruk. 2020-21 şampiyonu Beşiktaş ve antrenör Sergen Yalçın. 2021-22 şampiyonu Trabzonspor ve antrenör Abdullah Avcı.
2022-23, 2023-24, 2024-25, 2025-26 şampiyon Galatasaray ve antrenörü Okan Buruk. Bu sene Galatasaray’ın başında Okan Buruk, Fenerbahçe’nin başında İsmail Kartal, fakat Aykut Kocaman ile anlaşma sağlanmışken bir gecede geldi! Trabzonspor’da Fatih Tekke, Beşiktaş’ın başında ise Vincenzo Italiano var.
Yine stratejik olarak yeni bir transfer politikası uygulamaya konulurken, ülke ekonomisine tezat bir şekilde harcanan paraların karşılığının olmamasına rağmen, borç sarmalı içinde yuvarlanan kulüplerin imdadına sanırım yine siyaset mi yetişecek? Trabzonspor’un borcu 5,9 milyar TL. Yani yaklaşık 107 milyon avro.
Ve Salah’a ödeyeceği yıllık garanti para 17 milyon avroyken, bu bonuslarla birlikte 22 milyon avroyu bulması beklenmektedir. Bu paraların Trabzonspor'un finansal girdilerinin dışında olmasıyla birlikte, takımın tüm kurgusuna bakıldığında, oyuncu kaliteleri arasındaki çelişkiler mevkilerde farklılık yaratırken, hazırlık maçlarında görüldüğü gibi, oyun içinde kırılmalara neden olabilmektedir. Salah gibi bir oyuncuyu transfer etmek tabii ki çok özel bir durum.
Fakat taktiksel bütünlük ve fiyat skalası göz önüne alındığında, bu noktada çelişkiler var. Salah ‘tudor’ oyuncudur. Hem saha içinde hem de saha dışında yol gösterebilecek donanımlara sahiptir.
Buna uygun bir ortam yaratmak önemli bir kıstastır. Ve en önemlisi, tüm bu süreci yönetebilme becerisidir. Bu konuda kurumsal sıkıntılar çıkabilir.
Türkiye’de hiçbir takım tarihsel derinliğine sahip çıkarak kültürel kodları üzerinden kurumsallaşmayı başaramadı. Günlük, aylık, yıllık çözümler üzerinden süreç yönetilmektedir. İç etkiden farklı olarak, dış etkiye baktığımızda Mısırlı bir oyuncunun Türkiye’de bir takımda çok iyi bir bedelle futbol oynaması, ikili ilişkiler açısından, hele hele şu dönemde önemli bir denge aracı olarak düşünülmüş olabilir.
Futbolun araçsallaştırıldığı bir ülkede bunlar olabilir.