01 November 2026, Sunday
Parlamadan sıçramaya, itirazdan direnişe: 24 Ekim’de alanlar, 24 Ekim’den kalanlar
Gündem

Parlamadan sıçramaya, itirazdan direnişe: 24 Ekim’de alanlar, 24 Ekim’den kalanlar

Sosyolog Gökhan Bulut  Gazetecilik örgütlerinin çağrısıyla 24 Ekim’de ülkenin 10 ilinde yapılan “Sansüre Hayır, Habere Özgürlük” mitinglerine katılım, herkesin beklentisinin çok ötesinde oldu. Alana gelenler oldukça...

Sosyolog Gökhan Bulut  Gazetecilik örgütlerinin çağrısıyla 24 Ekim’de ülkenin 10 ilinde yapılan “Sansüre Hayır, Habere Özgürlük” mitinglerine katılım, herkesin beklentisinin çok ötesinde oldu. Alana gelenler oldukça kararlıydı ve yitirilmiş eylem alışkanlığına rağmen sokakta olmanın gereğini biliyordu. Alanda, birbirini daha önce görmemiş olan insan sayısına paralel bir güven havası hâkimdi.  Tüm illerde hafta ortasından itibaren kentin ana gündemi haline gelen mitingler, her yerde son yılların en geniş katılımlı eylemiydi.

Ulusal gündemin de en önemli haberiydi gazetecilerin mitingi. Katılımı gibi etkisi de beklenenin üzerindeydi. Recep Tayyip Erdoğan basın özgürlüğüne verdikleri önemden bahsederek, Bülent Arınç kendi başbakan yardımcılığı dönemine güzelleme yaparak “yanıt” verdi mitinglere.

İktidar kanadından yükselen tehditlerin düşük dozu bile mitinglerin etkisini gösteriyordu. Hemen herkesin kullandığı ortak ifadeyle “moral olan” mitinglerin yarattığı olumlu etkiyi, açığa çıkan yol haritasıyla düşünmek gerek. Miting alanlarının göstergelerini, kendi potansiyel ve sınırlarıyla ele almalı, sonrasında hayal kırıklığına neden olacak bir iyimserlikten de olanakları görmeyen bir kötümserlikten de uzak durmalı.

Başka bir ifadeyle, aklın kötümserliğini ve iradenin iyimserliğini işe koşmaya ihtiyacımız var.  AKP HEDEF BÜYÜTÜRKEN AKP’nin basın ve ifade özgürlüğüne dönük baskı araçlarının çeşidi de şiddeti de arttı. İktidarının ilk yıllarında geniş bir meşruiyete ihtiyacı olduğu için çizdiği liberal demokrat portreyi hızla bırakan AKP daha sonra sırayla, parlamenter demokrasinin iktidarlara tanıdığı yetki alanını istismar etmeye, ardından da parlamenter demokratik temsil mekanizmasını tasfiye ederek monarşik bir rejim kurmaya girişti. Tutuklamalar, davalar, erişim engelleri, sermaye yapısını dönüştürme gibi araçlar “rejim kurma” aşamasına kadarki ihtiyacını karşılamaya yetse de artık bu son aşamada ihtiyaç, gazetecilik mesleğinin bizatihi varlığının ortadan kaldırılması seviyesine yükseldi.

Son yıllarda daha sık ve sert kullandığı diğer araçlara ek olarak kurumlara el koyma, kapatma ve gazetecilerin “yapmadıkları haberden” bile tutuklanması gibi araçlar da devreye sokuldu. İktidar için hedef, tek tek haberden ve gazetecilerden çıkıp habercilik faaliyetine ve gazetecilik mesleğine doğru genişledi.  PARLAMA NOKTALARINI AŞMAK Gezi Direnişi’nin ve 15 Temmuz sürecinin ardından sokağın fiilen yasaklanması, patronajın baskıları, güvencesizlik tehdidi, örgütlü yapıdaki dağınıklık ve sokak eylemlerine ilişkin inançsızlık, gazetecilerin emek ve meslek mücadelesindeki araçlarını oldukça kısıtladı. Sansür yasasına ve kimi tutuklamalara karşı yapılan “özel gündemli” eylemler son yıllarda önemli bir birikim yaratmış olsa da bunlar, mücadelenin topluma ve mesleğin varlığına doğru genişletilmesi için yeterli olmadı.

Eylemler, yalnızca gazetecilerin katıldığı ve meslek içi sorunların dile getirildiği “parlama anları” olarak yaşandı. Baskının, gazeteciliğin varlığına dönük bir amaç içeriyor olduğu gerçeği, analitik olarak bilinç düzeyine yükseltilemedi ve ancak sezgi düzeyinde kaldı. Dolayısıyla çoğu zaman yarına hazırlık yapmak yerine dünün eleştirisini yapmak tercih edildi.

Burada, gazetecilik örgütlerinin ve gazetecilerin son yıllardaki özverili çalışmalarına, eylemlerin etkisine haksızlık yapma riskini göze alarak söylemeliyiz ki gazeteciliğin toplumla bağı, eylemlerin ve etkinliklerin toplumsallıkla bağına dönüştürülemedi. Toplumun, gazeteciler dışındaki örgütlü yapıları da basın özgürlüğüne ilişkin konjonktürel ve “destekçi” konumlarını aşabilecek bir perspektif oluşturamadı.  YURTTAŞLIĞIN MERKEZİNDEKİ GAZETECİLİK Son birkaç ay içinde yaşananlar gösterdi ki artık söz konusu olan, gazeteciliğin gündelik koşul ve olayları değil mesleğin toplumsal işlevi ve varlığıdır. İşte 24 Ekim mitingleri, kısıtlı gündemlere karşı bir itiraz daveti değil mesleğin bütününü savunan bir direniş çağrısı oldu.

O nedenle çok daha fazla sayıda gazeteci, “cezalandırılan bir başkası için” değil -ki bu büyük bir yanılgıydı- bütüncül olarak hedefe konan “kendileri ve meslekleri” için alana geldi.  Günümüzde, siyasal hakların gaspı seviyesine ulaşan bir süreç yaşanıyorken iktidarın yurttaşlığın tasfiyesini amaçlayan harekât planının merkezinde gazeteciliğin olduğu söylenebilir. Bu gerçekliğin, toplumun örgütlü, mücadeleci yapıları ve yurttaşların büyük kısmı tarafından kavranmaya başladığı da ifade edilebilir. Öte yandan, alanda bulunan sendikaların, meslek odalarının, baroların, siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin, sivil toplum kuruluşlarının, emeklilerin, üniversitelilerin ve pek çok yurttaşın da “destekçi” olarak değil sorunun öznesi olarak alana geldikleri hissediliyordu.

O gün herkes, deyim yerindeyse, hem birbiri hem kendisi için oradaydı. Dolayısıyla, örgütlenmesinden çağrısına, alanından göstergelerine kadar her şey 24 Ekim’i bir “sıçrama noktası” olarak görmemizi sağlıyor.  NE YAPMALI? MORALDEN GÖREVE Mitinglere katılımın yoğun olmasının verdiği moral geçtiğimiz haftanın bütününe yayıldı.

Bu etki ve açığa çıkardığı toplumsal potansiyel son derece önemli. Şimdi bu morali, alandan çıkan görevleri programlamak için kullanmak gerekiyor. Gazetecilik örgütlerinin dağınık yapısının çeşitli yöntemlerle aşılması, emek ve meslek örgütleriyle yan yana gelinerek ortak bir mücadele hattı oluşturulması ve bütün bunların kümülatif bir yurttaşlık ve emek mücadelesi perspektifine kavuşturulması amaçlanmalı.Alanlarda açığa çıkan irade, ancak bütünleşik bir mücadeleye dönüştürüldüğü ölçüde kalıcı bir kazanıma kavuşturulabilir.

Basın özgürlüğü mücadelesi, ancak herkes tarafından kendi gündemlerinin doğal parçası olarak kabul edilirse sonuç alınabilir. Gazeteciliğin varlığına yönelen bu baskıların, kolektif hakları hedef aldığı anlaşılırsa mücadele halka doğru yaygınlaştırılabilir. 24 Ekim’in verdiği morali 24 Ekim’in görevleri olarak görmek ve 24 Temmuzların, 10 Ocakların birikimini bugünün ihtiyacı, bugünün dili, bugünün araçlarıyla buluşturarak yürümeye devam etmek gerek.

Gazetecilik tarihi aynı zamanda gazetecilik mücadelesinin tarihidir. 24 Ekim, yalnızca tarihte kalmamalı, bundan sonraki mücadele hattının haritası ve geleceğin eşiği olmalı. 

İlgili Haberler