Olumsuzluğu Çağırma, Bakışını Tatlılaştır Acılaştırma
Ekonomi

Olumsuzluğu Çağırma, Bakışını Tatlılaştır Acılaştırma

Geçen hafta cumartesi günü zihni, özü, gönlü, bakışı güzel Karamandan com ailesi köşe yazarlarından Necdet Baştoklu Beyefendi ziyaretime geldi. Bir süre muhabbet ettikten sonra akıllı telefonundan iki tane reels...

1 okuma

Geçen hafta cumartesi günü zihni, özü, gönlü, bakışı güzel Karamandan com ailesi köşe yazarlarından Necdet Baştoklu Beyefendi ziyaretime geldi. Bir süre muhabbet ettikten sonra akıllı telefonundan iki tane reels gösterdi. Hocam biz insanların en önemli sorunlarından biri de bu; yani kötüyü çağırmak, olumsuzu dile dolamak, iyi ve güzel olanı görememek, dedi.

Sana bu konuda malzeme çıkar, yazmayı düşünürsen diyerek iyi dileklerde de bulunarak işyerinden ayrıldı. Sürekli aynı şeyleri sakın söyleme, olumsuzluğu çağırma. Sürekli mücadele ve zorluktan bahsedenin hayatı, zorluk ve mücadele içinde geçer.

Şükredenin hayatına daha çok şükredecek güzellikler gelir. Yargıladığın kınadığın her şeyin farklı versiyonunu yaşarsın. Hep hastalıklardan bahsedersen sürekli hasta olursun.

Sürekli yorgunluktan bahsedersen sürekli bir şeyi yok, eksik olur. “Evladım hayırsız” deme, hayırsızlaşır. “yardım ederse her şey istediğim gibi olacak.

Sabır güzel şeydir, tevekkül ise daha da güzeldir.” Zihnimizde biriktirdiklerimiz, zihnimizden dış dünyaya yayılanlar ve dilimizden gün içinde çıkanlar geleceğimizi şekillendiriyor. Negatif bakış açısı, bakış acısı bugünümüzün ve geleceğin huzurunu alıp götürüyor. Gelecek günlerde bize ulaşacak rızkı geciktiriyor.

Çocukluğumda köyümüzde iki kişi vardı. Bu iki kişiyi çocukluk ve gençlik yıllarımda gözlemleme fırsatım oldu. Maksadım bir gerçeği ortaya çıkarmak, elbette bu kişilerinde bizim göremediğimiz Rabbimizin bildiği güzel tarafları elbette çoktur.

Bazen bakış acımız, negatif tutumumuz iyi olanı görmemize engel olabilir. Erkek, her şeyin en kötüsünü gören hep şikâyet halinde, karamsar, bedbin, umutsuz, negatif bir bakış açısına sahip bir kişiydi. Dikensiz bir gülün yetiştiğini görse bile muhakkak o gülün budağında, etrafında diken arar; bulmak için bütün gayretini verirdi.

Güzel geçen günleri çabuk unutur, sıkıntılı geçen günleri ise zihninden bir türlü atamazdı. Gökyüzüne çakılı güneşin güzelliğini, yağan yağmurdaki bereketi, her başaktaki yüz buğday tanesini görmede zorluk çekerdi. Sanki dünya yıkılmış, altında kalmış gibi hayatın, olayların en kötüsünü görmeyi alışkanlık edinmişti.

Kadın ise sanki ağzından güzel kelime çıkarmamaya yemin etmiş gibiydi. Özellikle çocuklarına kötü davranır, konu komşuyla geçinmez, gönülleri incitir, etrafını kırar dökerdi. Kendisine sorarsan dünyada en iyisi, haklısı oydu; başkalarına sorarsan ona iyilik hiç uğramamıştı, dünyanın seçili kötülerindendi.

Kin, inat, kem sözle günleri gelip geçerdi. Hastalığı diline dolar, sağlıklı geçen günleri ise yok gibiydi. Dedikodu yapmayı çok sever ama çalışmayı ise çok sevmezdi.

Köyü ziyaret ettiğimde her ikisinde de hiçbir şeyin değişmediğini gördüm; değişenin sadece ağaran saçlar, bükülen beller, küçülen gözler, yaklaşan ölüm. Bakış acısı erkeğin hayatını, gelecek yıllarını acılaştırmış; kadının ağzından çıkan kötü kelimeler ise kötülükleri, musibetleri, hastalıkları kendine çekmişti. “Dünyada olabilecek her bir olay için misal âleminde sayısız ihtimal uyur.

Siz ağzınızdan çıkardığınız sözlerle o ihtimalleri uyandırırsınız. Güzel kelimeler söyleyin ki, güzel ihtimaller uyansın.” Değişmeyen bir kural, dünya tarlasına ne ekersek onu biçiyoruz. Hangi ihtimali uyandırır, beslersek o geliyor başımıza.

“İnsanoğlu, ağzından çıkan cümlelerin, beyninden çıkan düşüncelerin, bütün evreni dolaşıp, tekrar onlara geri döndüğünü bilse, eminim çok daha dikkatli olurdu.” Değişmeyen ikinci kural, ağzımızdan çıkan cümleler, zihnimizden dış dünyaya yayılanlar yine bizi buluyor. Gül koklamak isteyen, diken tohumu saçmamalı dünya toprağına. “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.” Değişmeyen üçüncü kural huzur, mutluluğun ve hayattaki lezzetin kaynağı ilk önce bakışımızın sağlıklı olmasında, zihnimizin temiz olmasında gizlidir.

Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun. Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun! Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar; Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar Değişmeyen dördüncü kural karamsarlık, ümitsizlik, bedbinlik, şikâyeti diline pelesenk etme öyle bir bataklıktır ki, gitgide insanı içine çeken.

Hak şerleri hayreyler Zannetme ki gayreyler Ârif ânı seyreyler Mevlâ görelim n’eyler N’eylerse güzel eyler. Deme şu niçin şöyle Yerincedir o öyle Bak sonunu seyreyle Mevlâ görelim n’eyler N’eylerse güzel eyler. Değişmeyen beşinci kural kara gün kararıp kalmaz, Allah bir kapısı bin bir, olanda hayır vardır.

Rabbimize itimat etme, tevekkül etme, dayanak ve yardım noktası olarak O’hakkıyla güvenmek geleceği güzelleştiriyor, kalbi ve zihni dingin hale getirip özgürleştiriyor. Özetle Rabbimizin bir ismi Cemil’dir. Rabbimiz güzeldir, güzel olanı sever.

Güzel düşünmek, hayra yormak, dili güzel kelimelere alıştırmak, zihnimizi negatif düşünme çöplüğünden arındırmak, insanların ve olayların iyi yönüne odaklanmak kaliteli insanları, huzur, bereket, şevk, aksiyon ve atılımı beraberinde getiriyor. İlk önce dilini, zihnini, özünü, bakışını, çevreni temizlemezsen, güzelleştirmezsen, olgunlaştırmazsan, İslamileştirmezsen ömür boyunca yaptığın bütün temizlikler yerini bulmayacaktır. Ne mutlu o insana ki!

Dünyadaki iyilikleri, güzellikleri, görür; onları devşirir ve iyi, güzel olanı etrafına bir tohum misali saçar.

İlgili Haberler