17 October 2026, Saturday
Ekonomi

Oğuz Türkyılmaz

Yazması, kabullenmesi gerçekten çok zor ama Oğuz Türkyılmaz ağabeyimiz bir süre önce aramızdan ayrıldı. Onu BirGün’deki yazılarından, enerji konusundaki demeçlerinden hatırlayacaksınız. Benim içinse enerji konularında...

Yazması, kabullenmesi gerçekten çok zor ama Oğuz Türkyılmaz ağabeyimiz bir süre önce aramızdan ayrıldı. Onu BirGün’deki yazılarından, enerji konusundaki demeçlerinden hatırlayacaksınız. Benim içinse enerji konularında ne zaman uzmanlığına başvursam yol gösteren, bilgi veren bir ağabeydi.

Devrimci duruşu ve öngörüleriyle yol gösteren, gelişmeme çok katkıda bulunan bir büyüğümüzdü. Uzun telefon konuşmalarımızı, bilgi paylaşan e-postalarını ve değişime kapalı olmayan duruşunu çok özleyeceğim. Oğuz Türkyılmaz deyince aklıma hemen planlama ve içine halkı da alan bir kamu tanımı geliyor.

BugüOğuz Türkyılmaz’ın anısına Makina Mühendisleri Odası Eğitim ve Kültür Merkezi’nde düzenlenecek etkinliğin başlığı da “Enerji Toplum İçindir”. Türkyılmaz’ın da çekirdek kadrosunda yer aldığı 21. Yüzyıl İçin Planlama grubu ile Makina Mühendisleri Odası’nın ortak etkinliğinde dostları Oğuz ağabeyi, çalışmalarını anlatacak.

Oğuz Türkyılmaz’ın enerji meselesinin çözümüne dair 2020 yılında bir sunum için kaleme aldığı şu görüşünü hatırlayalım: “Enerji politikalarını, toplum çıkarlarını gözeten, kamusal hizmet anlayışına uygun olarak, kamusal planlama ilkeleri dahilinde yeniden düzenlemeliyiz. Planlamanın temel bir tercih olduğu, yeni bir kurumsallaşma üzerinden, demokratik katılım mekanizmalarıyla, bütünleşik kaynak planlaması anlayışıyla; toplum ve ülke çıkarlarını gözeten kısa, orta ve uzun vadeli Strateji Belgeleri, Beş Yıllık Planlar, Yol Haritaları, Eylem Planları hazırlamalı ve uygulamalıyız. Ülkenin geleceğine yön verecek belgeler, sermaye iktidarlarının yaptığı gibi, yabancı ülkelerin kurum ve şirketleri eliyle değil, ülkemizin ilgili, birikimli kurum ve kadrolarıyla hazırlamalıyız”.

Türkyılmaz, siyasetle iç içe yürüttüğü çalışmalara son dönemde SOL Parti’de, enerji alanında devam ediyordu. Ayrıca Avrupa Sol Partileri toplantılarında partisini temsil ediyordu. 12 Eylül döneminde yaşadıklarına rağmen halkçı bir siyasetten uzak durmadı.

Bu durumu, 2018 yılında Mühendis ve Makina’da yayımlanan bir söyleşisinde, “…oysa militan olma gibi bir iddiam hiç yoktu benim. Edebiyata meraklı, toplumsal sorunlarla ilgili, okuyan yazan, kültür sanat sevdalısı bir gençtim. Ama ortam o kadar politikti ki, ben de hızla politikleşmiştim” diyerek anlatır.

Türkyılmaz’ın en önemli özelliklerinden biri de bilime inanması, bilgilerini sürekli güncellemesiydi. Onunla ilk tanıştığımız günlerde yerli kömürün sınırlı da olsa kullanımı üzerine söylemleri vardı. Bunun iklim krizini büyüteceği yönündeki itirazlarımızı hep dikkatle dinlerdi.

Tartışmalarımızdan etkilendiğini kendisi de birçok kez toplum içinde büyük bir alçakgönüllülükle söylediği için burada yazmakta bir kusur bulmuyorum. Onun gibi alanında uzman kişilerde çok rastlamadığımız bir durumdu; Oğuz Ağabey’i farklı kılan özelliklerinden biri de buydu. İklim krizinin boyutlarını yukarıda da alıntıladığım “Demokratik Enerji Programı Üzerine Notlar” yazısında şöyle özetlemişti: “Sermaye birikim rejiminin sınırsız büyüme eğilimi ile birlikte, enerji sektörü kamusal bir düzlemden çıkartılarak özel tekellerin kâr egemenliğine teslim edilmiş ve ortaya fosil kaynaklara dayalı, yüksek karbon emisyonlu bir ekonomik yapı çıkmıştır.

Bu yapıda tekellerin fosil yakıt temelli politikaları nedeniyle küresel ısınmaya yol açan sera gazı salımları dünyayı tehdit eder bir konuma gelmiştir. Bu politikaların bir diğer sonucu, enerji yoksulluğu ve yoksunluğunun dayanılmaz bir boyuta ulaşmış olmasıdır. Bu yapı artık sürdürülemez bir noktaya gelmiştir.” Sürdürülemez yapı geride bıraktığımız sel ve su baskınlarıyla kendini bir kez daha gösterdi.

İklim krizinin aşırı hava olaylarının sıklığını ve şiddetini artıracağını bize bilim yıllardır söylüyordu. Hem iklim krizini durdurma hem de iklim krizine uyum konusunda gerekli önlemleri almakta gecikiyoruz. Planlamanın önemi tam da burada ortaya çıkıyor.

Küresel ısınmaya neden olan kömür santrallarını ne zaman kapatacağız? Kentlerimizi değişen iklim koşullarına göre inşa etmeye ne zaman başlayacağız? Hükümetin yaptığı gibi, bir yandan COP 31 gibi iklim konferanslarına ev sahipliği yapıp öte yandan petrol ve kömür aramaya devam mı edeceğiz?

Bu riyakarlık daha kaç can alacak, kaç ev yıkılacak, kaç şehir sular altında kalacak? Enerji toplum içindir. Yaşamını sürdürebilmesi, hayatını kolaylaştırması için.

Şirketler daha çok kâr elde etsin diye değil. Topluma, ihtiyaç duyduğu enerjiyi, yaşam güvencesi içerisinde sunmak, dünyanın sınırlarını tanıyan bir enerji politikası oluşturmak zorundayız. Oğuz Ağabey’in bizden isteği de sanırım bu olurdu.

İlgili Haberler