Toplumsal karakterin şekillenmesinde, mevcut toplumun üretim biçimi, din, siyaset, eğitim, kültür ve hukuk gibi üst yapı kurumlarının dinamik özellikleri toplumsal karakteri etkileyen ve şekillendiren bir role sahiptir. Fair-play ve etik değerleri sadece sportif ilişkileri düzenleyen bir kavram olarak değil, bir kültür olayı olarak ele alacağımıza göre, toplumsal karakterin yansıması olarak da görebiliriz.Türkiye’de futbol politik bir oyundur. Örgütlenme ve propaganda alanı olarak kullanışlı bir yapıya sahiptir.
Aynı zamanda ‘rıza’ üretme mekanizması olarak da kullanılmaktadır. Kuralsızlık: statlarda toplumsal mutabakatın sağlandığı alan statüsündedir. Bunlar birdenbire olan şeyler değil, aksine tarihsel bir derinliğe de sahiptir.
Kulüplerin borç yükü altında çıkış arayışına girmesi, haliyle siyasetin stratejik çıkarlarına denk gelmesine neden olmaktadır. Sağlanan avantajlar karşılıklı olarak kazan-kazan olarak düşünülse de, genelde siyaset tek taraflı kazanır. Böyle bir iş birliği sürecini yönetebilmek her kulübün harcı değildir.
Ancak ellerindeki enstrümanların kuvvetine bağlı olarak tavır alınır. Beşiktaş'ın içinde bulunduğu borç sarmalından çıkabilmek için siyasetin desteğine ihtiyacı var. Bunlar borsada sermaye artırımı, vergi ertelenmesi, sponsorluk veya kamu kurumlarıyla ticari iş birliği neticesinde kaynak yaratma olanakları şeklinde kendini gösterir.Bu kadar bağımlılık zaman zaman geri çekilmelere ve rekabet kurgusu içinde yalnız kalabilme risklerine neden olabilmektedir. Çünkü siyaset tek bir takımla değil, futbolun, hatta sporun tüm politikalarıyla ilgilenir ve güncel beklentilere, uzun vadeli beklentilere cevap verecek olanakları yaratmaya çalışır.Burada güncel süreç genelde kısa vadeli hedefler için kullanılır. Ve bu politikalar yukarıdan aşağıya doğru hiyerarşik olarak işler.
Bu noktada ilişkilerin ve iletişim yollarının açık tutulması ve iyi kullanılması önemli bir farklılığa neden olabilmektedir. Bu da politikayla cevap verme şeklinde yatar. Salah transferindeki menajerin transferi manipüle etmesi ve transferin Trabzonspor lehine sonuçlanması bu politikalardan ayrı düşünmek doğru olmaz.
Transfer Trabzonspor için avantaj, Beşiktaş için dezavantaj olmuştur. Taraftarın şampiyonluk beklentisi ve bunun üzerinden oluşan rekabet kurgusu ister istemez birtakım riskleri almayı zorunlu kılmaktadır. Ama bu rekabet kurgusunda eşit koşulların bozulması sürece ve sonuca zarar vermektedir. Masadan kalkmanın gerekçelerini açıklamak, onu savunacak mekanizmalara engel olabilecek içeriklere sahipti. Önder Özen’in konuşamaması bunun yansımasıydı.
Beşiktaş’ın yaptığı transferler ve anlaştığı yeni hoca ile bir başarı beklentisine girmesi sezon başı için gayet normal. Ama Alanya maçı gibi ortaya çıkacak hakem etkilerine maruz kalmasını aşabilecek dirayet gösterecek bir idari mekanizmaya da ihtiyacı olduğunu gösterdi. Bu hem saha içinde hem de saha dışında… Dünya Kupası’na hakem yollayamamış bir MHK başkanının hâlâ görevde bulunması başlı başına bir sorun olmakla beraber, maçların başlamasıyla birlikte hakem hatalarının, bırakın Dünya Kupası’nı, mahalle maçlarından bile uzak durmalarını istenecek bir duruma gelmelerine neden olabilecek yetersizlikte göründüler.
Futbol sahaları ‘rıza’ üretme alanlarıdır. Bunların sorumlusu hakemlerdir. Kuralsızlığın rızasını üretip manipüle edildikten sonra baskın bir kabul görüşüne sahip olmak toplumsal mutabakata zarar verir.
Her kabul edilme bir sonrakini tetikler. Bu bir fay hattıdır… Tabii, Beşiktaş taraftarının şampiyonluk beklentisinin kolay olmayacağı Alanya deplasmanında belli oldu. Dışarıyı bir kenara bırakırsak, içeride de işler iyi gitmiyor.
Mevkilere göre oyuncu kalitesindeki yetenek dağılımındaki seviye farkı oyunun belirli bir süre sonra düşmesine ve tekdüze bir oyun olmasına neden oldu. Henüz taktiksel bütünlük net olmadığı için sistem bunu daha tolere edebilecek düzeyde değil. Hocanın sürekli aynı mevkilerde aynı oyuncuları değiştirmesi rakipler için alışkanlık olarak görüldüğünden, önlem almak da kolay olabilir; maça, rakibe, zamana göre buradaki farklı alternatifleri kullanmak daha sonuç odaklı olabilir.
Alanya maçında 21 orta yapılmış, sadece 3 ortaya dokunulmuş. Belki Hyeon-Oh da oyunda kalıp Vlahovic ile çift santrafor oynansaydı, etkisi daha net olabilirdi. Alanya Beşiktaş’ı durdurma stratejisini iyi yapınca, yaptığı doğru değişikliklerle sonucu yakaladı ve Beşiktaş cevap veremedi. Sezonun daha başı; şampiyonluk için konuşmak yerine neyin doğru yapılması gerektiğini düşünmek doğru olabilir.