Mustafa Çoban'ın "Kuşlar Ağıdı" kitabı yayınlandı
Biyolog, doğa gezgini ve kuş gözlemcisi olarak kuşlar üzerine yüksek lisans yapmış olan Mustafa Çoban'ın "Kuşlar Ağıdı" adlı kitabı Ortopediatri Yayınları etiketiyle okurlarıyla buluştu. Kitap, kuşların sessiz...
Biyolog, doğa gezgini ve kuş gözlemcisi olarak kuşlar üzerine yüksek lisans yapmış olan Mustafa Çoban'ın "Kuşlar Ağıdı" adlı kitabı Ortopediatri Yayınları etiketiyle okurlarıyla buluştu. Kitap, kuşların sessiz tanıklığında, yok oluşa doğru giden bir sürecin izlerini sürüyor. Avcılığın, sanayinin, zehirli tarımın ve yok edilen yaşam alanlarının kanatlarında açtığı yaraları on iki kuşun öyküsüyle görünür kılıyor ve bu öyküler insan eliyle tarumar edilen yaşamlara yakılan birer ağıt oluyorlar.
Eko-öykü olarak tanımlanan anlatılarda doğa, romantize edilmeden ve bir arka plan unsuru olarak değil, başlı başına bir özne olarak ele alınıyor. Okurlar, insan faaliyetleri nedeniyle kuşların yok oluşuyla yüzleşirken, bu süreçteki sorumlulukların üzerinin örtülmediği ve başka bir dünyanın mümkün olduğuna dair umudun öne çıktığı bir anlatımla karşılaşıyor. Bu anlatılar, doğaya farklı bir bakış açısı ve sorumluluk bilinciyle yaklaşmanın önemine dikkat çekiyor. "PEK ÇOK TÜRÜ ÇOCUKLARIMIZ ASLA GÖREMEYECEK" Yazar kitabıyla ilgili şu görüşleri paylaşıyor: "Kuşlar sağlıklı bir çevrenin en net göstergelerinden biri.
Başka bir deyişle çevresel olumsuzluklardan çok fazla ve son derece hızlı etkilenirler. Günümüzde, yeryüzünde yaklaşık on bin kuş türü yaşıyor ve ne yazık ki bunların yüzde on biri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Geri kalanlar da her an tehlike altına girebilir.
Kuşların -başka birçok canlının da- bu hızlı tükenişinin ana nedeni insanın kabul edilebilecek sınırların çok üstünde doğal ortamlara müdahale etmesi. Bu gidişle bugün uçarken gördüğümüz pek çok türü ne yazık ki çocuklarımız asla göremeyecek. Günümüz toplumları sanayi toplumu ve sanayi toplumunun doğayla ilişkileri kopuk.
Bu yeni üretim biçimi doğayı hem aşırı sömürerek hem de boşalttığı atıklarla ciddi biçimde kirleterek tahrip ediyor. Kendi dünyasına dalmış insanların doğaya bakacak zamanı olmadığından bu talanı, bu tahribi, bu yok oluşu görecek zamanı da yok. Görse bile tepki gösterecek duyarlılığı yok.
Duyarlılığı olsa da yaptırım uygulatacak kitle ve gücü yok. Gücü olsa da ‘kimse kârından vazgeçer mi?’Oysa bunun bu şekilde gitmeyeceği çok açık. Öyle suya sabuna dokunmadan salt çevre söylemiyle bir yere varılmıyor, iyi niyetli olunsa bile...
Direkt bunu yaratan sisteme yöneltilmeyen eleştiriler boşlukta muhatapsız kaybolup gidiyor. Sistem bizimle beraber doğayı da tüketiyor ve bundan kurtulmak ne yazık ki kısa vadede olası görünmüyor. Oysa başka türlü bir dünya mümkün.
Bütün canlıların kardeşçe yaşadığı bir dünya…"



