Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Ankara Şube Başkanı Ramazan Pektaş, “21. Yüzyılda Mühendislik, Mühendislik Yükseköğretimi ve Mühendisliğin Geleceği Çalıştayı”nın ön toplantısına davet ettiğinde, “Mühendislikten hiç anlamam. Elektrikle en yakın ilişkim de 12 Eylül döneminde DAL’da oldu, sonra da hep uzak durdum!” demiştim.
Oysa mühendislik ne uzak durabileceğimiz ne onsuz olabileceğimiz ne de yalnızca mühendisleri ilgilendiren bir konu. Kuşkusuz önce onlar kaygılanıyor ve alarm veriyorlar, bizi ve karar vericileri uyarmak istiyorlar. Karar vericiler belki çoktan karar verdi, çünkü düzenin her şeyden çok ucuz emeğe ihtiyacı var. Mühendislik eğitimi 3 yıla insin, 1 yıllık uzun staj olsun planları yapılıyor. 15-16 yaş civarında yükseköğretime geçişi sağlayabilecek esnek bir sistem hedefleyen bakanlarımız var!
Geniş ailemdeki hemen herkes öğretmendi. Çocuk yaşlarda pek başka meslek görmedim. İlk kez bir mühendis gördüğümde galiba 6-7 yaşlarımdaydım.
Niksar’ın “top sahası”na panayır gelmişti. Orada, sigara paketlerine halka atılan yerde, panayırdaki her şeyden çok ilgi çeken biri vardı. Biz çocuklar da etrafına toplanmıştık.
Herkes birbirine gösterip, “Mühendis!” diyordu. O “top sahası”na uzaydan inmiş biri gibi ilgi ve hayretle, ama aynı zamanda büyük bir saygıyla ve hemşerimiz olduğu için de gururla bakıyorduk ona. Bir mesleğe duyulan saygının temelleri vardır.
Özel ve zor ulaşılabilir bilgiye sahip olan, o bilgiyi kamu yararına, toplumsal bir ihtiyacı karşılamak için kullanan, işini yalnızca para kazanmak için değil toplum için yapan ve işi üzerinde kontrolü meslekler tarih boyunca hep daha fazla saygı gördüler. “Top sahası”ndaki mühendise bakarken, belki bilinçli olarak değil, ama içten içe bu özelliklerin tümünü onda görüyorduk. Zor ve nitelikli bir eğitimden geçmiş, o eğitimle kazandığı beceriyi bize daha modern, daha konforlu ve güvenli bir hayat sağlamak için kullanan biri!
Ne yazık ki aradan geçen yıllar benim o ilk mühendisimden çok şey alıp götürdü! Ülkenin dört bir yanında üniversiteler açmakla gururlanıyoruz. Bir tür işsizlik öncesi bekleme salonlarına dönüşmüş üniversitelerdeki eğitimin niteliğini, oralardan çıkanların ne olduğunu hiç dert etmeden! Mühendislik eğitiminin gereksinim duyduğu şey 3+1 gibi niteliği daha da düşürecek uygulamalar değil, ortaöğretimden başlayan bir planlama olmalı.
Liseden 4 işlem yapmayı beceremeden mezun ettiğiniz birini 3+1 yıllık bir eğitimle mühendis yaptığınızda vah o ülkenin haline! Bugün mühendislik eğitiminin ihtiyacı, şipşak mezun edip şirketlere ucuz emek olarak “mühendis diplomalı çırak” yetiştirmek değil; öncesinde matematik, fizik, kimya gibi temel bilim alanlarında 1-2 yıl hazırlık eğitimi verilen bir program olsa gerek. Bu da yetmez!
Mühendislerin bizim “top sahası”ndaki saygınlıklarını kazanmaları için eğitimin kamucu bir anlayışla verilmesi de şart. Mühendislik öğrencisi yalnızca “Yapabilir miyim?” sorusuna yanıt veren teknik bir yeterlilikle mezun olmamalı. “Yapmalı mıyım?” ve “Kimin için yapıyorum?” sorularının da yanıt bulduğu bir eğitim almalı.
Eğitim ona bir köprü ya da havaalanını yapabilme teknik yeterliliğini sağlayabilir ama onu yapmanın çevresel ve toplumsal maliyetini dert etmeden, yalnızca şirketler ve kendi kazanacağı para için mi yoksa kamusal yarar için mi yaptığını sorgulamadan mezun olan bir mühendis “saygınlık yoksunu” olacaktır. TMMOB ve EMO yalnızca “Bunu nasıl yaparım?” değil “Bunu yapmalı mıyım?” sorusunu da soran mühendisler olsun istiyor. Mühendislik eğitimiyle ilgili niyetlerin yol açabileceği toplumsal felaketler için bizi uyarıyor!
Çocukluğumun “top sahaları” artık “stadyum” oldu ve bazen tribünlerinden şu slogan yükseliyor: “Yönetim uyuma, taraftara sahip çık!” Dedim ya, mühendislik eğitimi sadece mühendislerin değil hepimizin sorunu ve onlar da “Vatandaş uyuma, mühendisine sahip çık!” diyorlar.