Ekonomi

Meslek ve imam hatip matematikte 10 eğitim yılı geride

PISA sonuçları siyasi iktidar ve bakanlık tarafından başarı, zafer nidaları ile açıklanıyor. Peki, hakikat ne? Bilgiyi kimin kayda geçirdiği, kimin yorumladığı, kimin yaygınlaştırdığı önem taşır. Bilgi bir “iktidar...

5 okuma

PISA sonuçları siyasi iktidar ve bakanlık tarafından başarı, zafer nidaları ile açıklanıyor. Peki, hakikat ne? Bilgiyi kimin kayda geçirdiği, kimin yorumladığı, kimin yaygınlaştırdığı önem taşır.

Bilgi bir “iktidar edimi” haline gelir. Bilginin kendisi dünyayı, ülkeyi düzenleme biçimidir. İktidar ilişkilerinin kurgulanmasına hizmet eder.

PISA 2025 sonuçlarının yorumlanması ve yaygınlaştırılması da bu gerçeğin somut görüntüsü oldu. Öncelikle PISA eğitim sisteminin genel durumunu gösteren bir gösterge değil amaç haline getirildi. Eğitimde yaratılan yıkımı gizlemek için bir fırsat olarak görüldü.

Hakikati ve PISA 2025 sonuçlarının iktidarın eğitim politikalarının çöküşü olduğunu madde madde sıralayalım; • Sınavdaki örneklem belirlendikten sonra öğrencilere geçmiş sorular, sınava özgü taktikler çalıştırılıyor. Denemeler yaptırılıyor. Bu durumu gösteren en önemli ölçüt, önceki yıllardan farklı olarak PISA 2025 kapsamında sorulan öğrencilerin “hesaplamalı problem çözme” performansları başlığında görüldü.

Öğrenciler bu sorularla ilk kez karşılaştı. OECD ortalaması %56,3 iken Türkiye’den katılan öğrencilerin başarı oranı %30,7’de kaldı. Son YKS yerleştirme sonuçlarını hatırlarsak “başarı” nidalarının bir karşılığı olmadığını bu sonuçlardan da görüyoruz.

Son sınıfta bulunan 766 bin 971 öğrenciden yalnızca %15,9’u bir lisans programına yerleşti. ∗∗∗ • İktidarın eğitimde temel politikalarının başında özel okulların artışı hedefi yer aldı. Özel okullar ülkemiz tarihinin en yüksek oranına ulaştı.

PISA 2025, “Ne isterseniz vereceğiz” denilerek destekler, teşvikler yağdırılan özel okulların artışı politikasının çöküşünü de kanıtladı. Eğitim hak olmaktan çıkarıldığında esas olanın eğitimin niteliği değil daha fazla rant, daha fazla kar olduğu gerçeği bir kez daha görüldü. Özel okullar üç alanda devlet okullarının gerisinde kaldı.

• Sonuçlar ülkemizde eğitimde eşitsizliğin ve devamsızlığın artışının da ispatı oldu. Türkiye’de en avantajlı %25’lik dilimdeki öğrencilerle en dezavantajlı %25’lik dilim arasındaki ortalama fen puanı farkı 81. Bu fark en yoksul hanelerdeki çocukların yoksulluktan, eşitsizlikten kaynaklı en az dört yıl öğrenim kaybı olduğunu gösteriyor.

Türkiye'de öğrencilerin %34,3'ü maddi yoksunluk yaşarken OECD ortalaması %7,0. En az üç öğrenciden biri en temel ihtiyaçlarına dahi erişemiyor. • PISA 2025, artan yoksulluğun ve eşitsizliğin sonucu okul terkleri ve devamsızlığın da ülkemizde alarm verdiğini gösteriyor.

Son örgün eğitim verileri de okul terkleri ve devamsızlık oranlarının artışını göz önüne seriyordu. Örgün eğitimden uzaklaşan çocukların sayısı bir buçuk milyona ulaşmıştı. Devamsızlık; ilkokulda %13,2’ye, ortaokulda %23,7’ye, genel lisede %28,1’e, imam hatip liselerinde %32,1’e, meslek liselerinde %40,6’ya ulaşmıştı.

PISA 2025’te Türkiye açısından en dikkat çekici veri tam gün ve ders bazındaki devamsızlığın yükselişi oldu. Türkiye’deki öğrencilerin %53’ü, PISA testinden önceki iki haftada okula bir tam gün gitmediğini söylüyor. OECD ortalamasında bu oran %22.

• En çarpıcı veri ve “başarı” olarak açıklanan oranları ise bakanlık ve siyasi iktidar her yıl sayılarını ve kontenjanlarını azalttıkları akademik liselere borçlu. Her üç alanda en yüksek performans gösteren okullar fen liseleri, sosyal bilimler liseleri ve Anadolu liseleri oldu. ∗∗∗ Son 24 yılda akademik liselerin sayı ve kontenjanlarının azaltılması, meslek liselerinin, MESEM’lerin ve imam hatiplerin artışı hedefi eğitimde temel politika hattı oldu.

Akademik liselere aktarılmayan bütçe, kaynaklar özel meslek liselerine, MESEM’lere, din öğretim genel müdürlüğüne, protokol ve işbirliklerine aktarıldı. Meslek liseleri, MESEM’ler, imam hatip okulları ciddi oranlara ulaştı. PISA sonuçları iktidarın okullaşma politikasının çöküşünü ve tüm olanaksızlıklara rağmen laik, bilimsel, kamusal eğitim veren okul türlerinin direnişini gösteriyor.

Oranları yükselten okullar akademik liseler oldu. PISA 2025’te yer alan okulların büyük çoğunluğu %55,7 ile akademik liseler oldu. Yalnızca genel oranın yüksekliği değil akademik eğitim veren liselerin akademik puan farkının her alanda yüksekliği de öne çıkıyor.

OECD, 20 puanı öğrencilerin bir yıllık öğrenme kazanımına denk bir büyüklük olarak kullanıyor. Fen bilimleri alanında fen liseleri ve meslek liseleri arasındaki puan farkı (182) 9 okul yılına, fen liseleri ile imam hatip liseleri arasındaki 6 okul yılına karşılık geliyor. Yine matematik alanında fen-meslek liseleri farkı (206) 10 yıla, fen-imam hatip liseleri farkı (186) 9 yıla, okuma becerilerinde ise fen-meslek liseleri farkı (165) 8 yıla, fen-imam hatip liseleri farkı (109) 5,5 yıla ulaşıyor.

20 puanın bir yıllık öğretime denk geldiği düşünüldüğünde, fen liseleri ile meslek ve imam hatip liseleri arasındaki fark matematikte yaklaşık 10 eğitim-öğretim yılına kadar çıkıyor. Sosyal bilimler liseleri ve Anadolu liseleri ile meslek ve imam hatip liseleri arasındaki puan farkları da akademik liselerin, laik, kamusal eğitimin önemini, vazgeçilmezliğini kanıtlıyor. ∗∗∗ Sosyal bilimler liseleri ile meslek liseleri arasında fen alanındaki 7 eğitim-öğretim yılına, sosyal bilimler ile imam hatip liseleri arasındaki 4 yıla karşılık geliyor.

Yine matematik alanında sosyal bilimler-meslek liseleri farkı (149) 7,5 yıla, sosyal bilimler-imam hatip liseleri arası 6 yıla; okuma becerileri alanında sosyal bilimler-meslek liseleri farkı (135) 6,5 yıla, sosyal bilimler-imam hatip liseleri arası 4 yıla ulaşıyor. Anadolu liseleri ile meslek liseleri arasında fen alanında akademik puan farkı (78) 4 yıla, imam hatip liseleri arasındaki 1 yıla karşılık geliyor. Matematikte Anadolu-meslek liseleri farkı (79) 4 yıla, Anadolu-imam hatip liseleri arası (59) 3 yıla; okuma becerileri alanında Anadolu-meslek liseleri arası 4 yıla, Anadolu-imam hatip liseleri arası 1 yıla ulaşıyor.

Asıl konuşulması gereken bu vahim oranlar iken tarihsel ve pedagojik gerçek ters yüz ediliyor. Açıklanan her veri laik ve kamusal eğitimin ülkemizin geleceği açısından vazgeçilmez bir hak ve zorunluluk olduğunu fazlasıyla kanıtlıyor.

İlgili Haberler