Uzun süredir, iş dünyasının en fazla şikâyet ettiği konuların başında krediye erişim ve yüksek kredi faizleri geliyor. Özellikle, son birkaç yılda kredi kullanmak, krediye ulaşmak işletmeler açısından finansman tercihi değil; ciddi bir maliyet hesabı oldu. Finansmanın can damarı olduğu ortamda, faiz cephesinden yeni bir haber var.
Kamu bankalarının pazartesi gününden itibaren kredi faiz oranlarında 2 ila 3 puanlık indirime gideceği söylentisi. Aklınıza gelebilir 2 3 puan nedir ki? Ancak ekonomide işler sayıların büyüklüğü ve küçüklüğü ile ölçülmüyor.
Asıl mesele, paranın maliyetinin düşüş eğilimine geçip geçmediği. Çünkü faiz ekonomide sıradan bir oran değildir. Tüm tartışmalara eleştirilere ve yorumlara rağmen ekonomi bilimi faizin ne olduğunu net şekilde açıklıyor.
Yatırımdan tüketime, konuttan otomobile, işletme sermayesinden istihdama kadar birçok kararın, davranışın ve düşüncelerin arkasında faiz vardır. İşletmeler açısından ilk etkisi: Finansman maliyetidir. Bir işletmenin kasasında her zaman ihtiyaç duyduğu kadar para bulunmayabilir.
Hammadde alınacaktır, stok yapılacaktır, makine yenilenecektir, maaşlar ödenecektir, yeni yatırım yapılacaktır. İşletmenin özkaynağı bunların tamamına yetmediğinde devreye banka finansmanı yani kredi girer. Fakat kredi faizi yükseldikçe yapılabilir görünen yatırımlar, ödemeler, yeni stoklar, yeni istihdamlar ertelenmeye başlar.
Bir sanayici düşünelim. Yeni bir makine yatırımı yapacak ve bunun karşılığında üretimini artıracak. Ancak kullanacağı kredinin faizi yani maliyeti yatırımın sağlayacağı beklenen getiriyi aşmaya başladığında ekonomik olarak çok basit bir karar verir: Yatırım yapmaz.
Makine alınmazsa üretim kapasitesi artmaz. Üretim artmazsa yeni personel ihtiyacı doğmaz. Yeni personel alınmazsa istihdam artmaz.
Dolayısıyla kredi faizindeki düşüşü yalnızca bankadan kredi kullanacak kişinin meselesi olarak görmek doğru değildir. Kredi faizlerinde ki değişim zaman içerisinde üretimden istihdama kadar uzanan bir zinciri etkiler. Faizlerde meydana gelecek birkaç puanlık gerileme özellikle yüksek tutarlı ticari kredilerde önemli hale gelebilir.
Bu para bazen yeni bir çalışan demektir. Bazen de işletmenin ayakta kalabilmesi için ihtiyaç duyduğu nakit akışıdır. Bu nedenle faiz indiriminin ekonomik etkisini değerlendirirken yalnızca tüketici kredilerine bakmak eksik olur.
Asıl önemli alanlardan biri ticari kredilerdir. Faizlerin düşmesi, hiç kuşkusuz piyasadaki para hareketini artıracaktır. Daha düşük maliyetle krediye ulaşılması; ertelenen yatırımların yeniden gündeme gelmesine, işletmelerin stoklarını yenilemesine, tüketimin hareketlenmesine ve piyasadaki nakit akışının hızlanmasına katkı sağlayabilir.
Kısacası kredi kanallarının açılması ekonomiye bir miktar nefes aldırabilir. Ancak tam bu noktada, faiz oranlarının kaç puan düştüğünden daha önemli bazı soruları düşünmemiz, sormamız, araştırmamız, konuşmamız, tartışmamız ve çözüm bulmamız gerekiyor. Krediyi kullanan bu parayı nasıl geri ödeyecek?
İşletme yatırımını neden özkaynağıyla değil de krediyle yapmak zorunda kalıyor? Daha da önemlisi, işletmenin kasasında neden yeterli para yok? Bu kredi nerede kullanıldı ve geri ödemeyi sağlayacak hangi değeri üretti?
İşletmelerimiz neden bu kadar krediye ihtiyaç duyuyor? Kısacası faizlerin düşmesi önemlidir. Ama ekonominin gerçek gücü, ne kadar borçlanabildiğiyle değil, borçlanmadan ne kadar değer üretebildiğiyle ölçülür.