Mehdi Zana’yı, doğup büyüdüğü coğrafyanın sosyolojisi içinde düşünmeden anlamak olanaksız. O coğrafyanın sosyolojisi, bu ülkenin hâkim siyasetini anlamaya da imkân verecek kadar özgündür. Mesela şehirlerinin çoğu, hükümet binalarının etrafında, bu binalara yerleşik kurumlara hitap eden küçük çaplı ticaret mekânlarıdır.
Cumhuriyetin ‘güvenlik’ kaygısının izleriyle yüklü ve ‘Türkleştirme’ tahayyülünün biçimlendirdiği bu kasabalarda doğmuş ve çoğu ilkokulla birlikte Türkçeyi öğrenmiş, pek çok alanda dünyanın tanıdığı ünlü isimler vardır. Akademide, siyasette, edebiyatta, yapay zekâda, matematikte... Hepsi için bir başka ortak özellik söylemek gerekirse ilk akla gelen her birinin kimlikleri nedeniyle ağır bedeller ödemiş olmasıdır.
Mehdi Zana, bu sosyolojinin kavşağında yer alan isimlerden birisiydi. 1977 yılı yerel seçimlerini kazanarak Diyarbakır Belediye Başkanı olmuş ve sistemin bütün siyasal tahayyüllerini bozmuştu. Kürt kimliğini tasfiye etmeye odaklı sistem politikalarının karşısında hızla yerelin sembolü haline gelmiş ve kendisinin de beklemediği bir seçim başarısı elde etmişti.
Ama aynı zamanda ve tam da bu nedenlerle, hayatının 16 yılını Diyarbakır, Aydın, Afyon ve Eskişehir cezaevlerinde geçirmişti. Zana’nın, ‘Türkleştirme’ tahayyülüne karşı, kendi kimliğinin nefesi ve öncülerinden biri olmasında, memleketi Silvan’ın da özel bir yeri bulunuyordu. Ruşen Arslan’ın İki Askeri Rejim Arası (1960-1971) Kürdistan’da Toplumsal Hareketler kitabında bu etkinin sınırlarını okumak mümkün.
Mesela ilk siyasal Newroz kutlaması Silvan’da yapılmıştı. Bölgenin ilk büyük kitlesel gösterisi sayılan ‘Petrol mitingi’ de 8 Mayıs 1966’da yine Silvan’da yapılmıştı. Keza 1967’de başlayan ve ardışık şekilde devam eden ‘Doğu Mitingleri’ ilk Silvan’la başlamıştı.
Bu deneyimlerden önce ve sonra da bölgedeki sosyolojinin ortaya çıkardığı politikleşmenin iz bırakan örnekleri vardı. Mesela sonraki yıllarda başka kasabalarda da tanıklık edeceğimiz büyük çaplı askeri müdahalelerden biri, 8 Nisan 1970’te Silvan’da yaşanmış; sabah saatlerinde ilçeye 2 bin motorlu araç, helikopterler ve 4 bin komando girerek fiili bir sıkıyönetim ortamı inşa edilmişti. Bu ölçekte askeri müdahalenin makul bir resmi açıklamasının bile olmaması, Silvan’ın ve diğer şehirlerin öyküsüne dair de fikir vericiydi. *** Silvan örneğinde mekân-sosyolojiye sert müdahalenin ürettiği en dikkat çekici tepki, 29 Kasım 1965 günü Hükümet Konağı işgaliydi.
Değişik kaynaklara göre 3-5 bin kişinin katıldığı bu eylemle Kaymakamlık ve Adliye binaları işgal edilmişti. Önceden planlanmamış ama büyük etki yaratan eylemin görünür nedeni, kasabada bir kuyumcu dükkânının ikinci kez hırsızlığa maruz kalması olsa da, aslında Silvan’ın aşırı derecede baskılanan sosyolojik dokusunun bir tepki hali olarak tezahür etmişti. Nitekim işgal eylemine sağ görüşlüler de dahil, yetişkin erkek nüfusun tamamına yakını katılmıştı. Bu çoğul halini tutuklu profilinden de anlamak mümkündü.
Tutuklanan 17 kişiden 9’u TİP, 4’ü Yeni Türkiye Partisi, 2’si Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ve bir kişi de CHP’liydi. Üç kişinin herhangi bir parti üyeliği yoktu. Diyarbakır Valisi ve Jandarma Komutanı’nın Silvan’a gelerek, işgalcileri dinlemesi ve talepleri ile ilgilenecekleri yönünde söz vermeleriyle de halk sakinleşmiş, dağılmıştı. Mehdi Zana, bütün bu eylemlerde kurucu aktörlerden birisiydi.
Silvan Hükümet Konağı işgalinde henüz 24 yaşında olmasına karşın sözüne değer verilmişti. Eylemin bitirilmesinde de valinin ve komutanının talebi üzerine konuşmasıyla halkın dağılmasını sağlamıştı. Silvan başta olmak üzere ‘Doğu Mitingleri’nde de düzenleyicilerden biri Mehdi Zana idi.
Bu mitinglerin temel sloganı ‘Batı’ya Okul Yol Doğu’ya Hapishane, Komando, Karakol’, sanki o sosyolojiye devlet müdahalesinin özeti gibiydi. Bugün de Kürt coğrafyasında pek çok şehrin tepelerinden merkezleri sürekli gözetleyen kalekol ve diğer kontrol noktalarını düşününce, Mehdi Zana’nın 1965’de ürettiği/kullandığı bu sloganın, hala güncel olduğunu söylemek mümkün. Bu coğrafyanın sosyolojisinde çok şey değişti belki ama bu sosyolojiye müdahale zihniyetinde neredeyse hiçbir şey!