Liberal demokrasinin sütunları sallantıda
Ekonomi

Liberal demokrasinin sütunları sallantıda

Umut Can FIRTINA  Avrupa’da yükselişini sürdüren aşırı sağın en önemli duraklarından ikisi, kıtanın ağır toplarından İngiltere ve Fransa. Avrupa’nın siyasi ve ekonomik omurgasını oluşturan bu iki ülkede aşırı sağ, artık...

1 okuma

Umut Can FIRTINA  Avrupa’da yükselişini sürdüren aşırı sağın en önemli duraklarından ikisi, kıtanın ağır toplarından İngiltere ve Fransa. Avrupa’nın siyasi ve ekonomik omurgasını oluşturan bu iki ülkede aşırı sağ, artık marjinal bir tehlike olmaktan çıkarak sistemin kendisini yeniden şekillendiren bir güç. Aşırı sağ, Batı’nın liberal demokrasisisin iki temel sütununda neoliberal krizin yarattığı öfkeyle yükseliyor.

BİRLEŞİK KRALLIK: İKİ PARTİLİ SİSTEM ÇÖKÜYOR İngiltere’de yüz yılı aşkın süredir siyasi temsil sistemi, iktidarda değişmeli olarak bulunan ve zaman zaman, özellikle savaş dönemlerinde, koalisyon hükümetleri kuran İşçi Partisi ve Muhafazakârlar olmak üzere iki baskın parti etrafında şekillendi. Şimdi on yıllardır süren iki partili sistem çatırdıyor. Temmuz 2024'te, son genel seçimler sırasında dönemin İşçi Partisi lideri Keir Starmer, 14 yıllık Muhafazakâr Parti iktidarına çarpıcı bir zaferle son verdi.

Bu aynı zamanda 2016 Brexit referandumunun arkasındaki itici güç ve yabancı düşmanı Reform UK partisinin lideri olan Nigel Farage'ın parlamentoya girdiği seçim oldu. 2025’ten beri anketlerde sık sık zirveye oturan parti, Mayıs 2026’da 136 belediye 5000’i aşkın sandalye ve 6 belediye başkanının yerel seçimlerde büyük sıçrama yaptı. İki yıldan kısa içinde yapılan oylama, daha sonra koltuğunu Andy Burnham’e devretmek zorunda kalan Starmer hükümeti için en büyük test oldu.

Geleneksel partiler birçok kalesini kaybederken Farage liderliğindeki Reform UK, 1400’den fazla koltuk ve 14 belediye meclisinin kontrolünü kazandı. Milliyetçi partiler, Galler ve İskoçya’da da konumunu güçlendirdi. Reform UK’in açık ara dominant güç çıktığı seçimler ayrıca seçmenlerin, geleneksel siyasete verdiği son şansı ve daha parçalı bir siyasi manzarayı ortaya koydu.

Yerel seçimler, Zack Polanski liderliğindeki “sol eğilimli” Yeşiller Partisi için de büyük kazanımlarla sonuçlandı. Bu desteğin büyük kısmı, daha önce Jeremy Corbyn liderliğindeki İşçi Partisi'nin destekçisi olan, İşçi Partisi içinde değişimin mümkün olduğuna dair umudunu yitiren veya partiden ihraç edilen kişilerdi. Partinin başarısının altında Filistin’e destek ve İsrail politikalarına yönelik eleştirel söylemleri bazı seçmen gruplarında güçlü yankı buldu.

Ancak sandık sonuçları, ekonomik eşitsizliğin nedenleri ve çözümleri konusunda daha geniş seçmene Reform UK kadar hitap etmekte zorlandığını gösteriyor. Yıllardır süren neoliberal politikalar, konut krizi, düşük ücretler ve kamu hizmetlerinin çöküşü, bu yükselişin zeminini hazırladı. Farage ve ekibi ise bu öfkeyi sisteme değil göçmene, “yabancıya” yöneltiyor.

Aşırı sağ, temel olarak işçi sınıfının temsilindeki büyük bir krizden, yani siyasette bir işçi sınıfı partisinin olması gereken o boşluğu hızla dolduruyor. ∗∗∗ FRANSA: AŞIRI SAĞ İKTİDARIN EŞİĞİNDE Fransa’da tablo, Birleşik Krallık’ta olduğundan daha net. Fransa’da daha yavaş ancak daha derin bir normalleşme yaşayan aşırı sağ, sol ve merkezdeki bölünmüşlüklerin de yardımıyla iktidarın eşiğinde.

Marine Le Pen’in Rassemblement National’ı (Ulusal Birlik - RN) yıllardır en büyük siyasi güç. 2027 cumhurbaşkanlığı seçimine sekiz ay kala tüm anketler, Le birinci turda yüzde 33-37 bandında açık ara önde olduğunu gösteriyor. İkinci turda neredeyse her rakibe karşı – ister merkez sağdan eski Başbakan Édouard Philippe, ister solun “sol kanadından” Jean-Luc Mélenchon olsun – kazanıyor görünüyor.

DAVA LE PEN'İ GÜÇLENDİRDİ Bu “kaçınılmazlık” tablosu tesadüf değil. Macron döneminin neoliberal politikaları emekçileri ve gençleri ezdi. Sol parçalandı, merkez çöktü.

RN ise “sistem karşıtı” ve “halkın sesi” maskesiyle ırkçılığı, göçmen düşmanlığını normalleştirdi. 2027 Nisan’ındanki seçimde 4’üncü Cumhurbaşkanlığı yarışına girecek olan Le Pen’in yargı süreci bile partiyi zayıflatmadı. Tam tersine “sistem mağduru” anlatısını güçlendirdi.

Fransa’da aşırı sağ artık muhalefet değil, iktidarın eşiğindeki güç. Bunun arkasında, Avrupa’daki kapitalist krize yanıt vermekte zorlanan merkez partilerdeki erimenin yanı sıra sol içindeki bölünmüşlük de büyük rol oynuyor. SOLUN KRONİK BÖLÜNMÜŞLÜĞÜ Avrupa Parlamentosu seçiminde büyük sükse yapan aşırı sağı tam güçlenmeden iktidardan uzak tutmak için “siyasi kumar” oynayan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, parlamentoyu feshederek 2024 yazında erken seçim ilan etti.

Anketler Le Pen'in RN’sinin seçimleri kazanacağını öngörürken, sürekli parçalanmış haldeki Fransız solu birleşti. Asgari müştereklerde anlaşan Boyun Eğmeyen , Sosyalist , ve Fransız Komünist Partisi’oluşan ve ismini 1930’lardaki faşizm karşıtı Yeni Halk Cephesi, seçimden birinci çıktı. Ancak mevcut siyasi atmosferde solun aynı performansı tekrarlama ihtimali sıfıra yakın.

Daha halkçı ve militan bir programı olan Mélenchon ile PS lideri Olivier Faure, tek bir adayı destekleme fikrini reddediyor. 2024'ÜN RÜZGARI DAĞILDI 2024’ün birlik rüzgârı dağıldı, sol yeniden kendi iç çatışmalarına gömüldü. Merkez ise Macron’un “siyasi kumarından” sonra daha da parçalandı.

Renaissance, Horizons ve diğer “Macroncu” gruplar arasında rekabet, eski Başbakanlar Édouard Philippe ile Gabriel Attal’ın rekabeti ve sağa kayan oyların erimesi, merkez bloğu fiilen çözülmeye sürükledi. Aşırı sağ bu boşluğu doldurarak, neoliberal krizin öfkesini artan oyla taçlandırıyor.

İlgili Haberler