02 October 2026, Friday
LGBTİ+'lara yönelik baskı Türkiye'de gitgide tırmanan insan hakları krizinin bir parçası
Gündem

LGBTİ+'lara yönelik baskı Türkiye'de gitgide tırmanan insan hakları krizinin bir parçası

Esther MAJOR - Uluslararası Af Örgütü Avrupa Direktör Yardımcısı  13 Eylül sabahı, Türkiye genelinde LGBTİ+ örgütlerini ve insan hakları savunucularını hedef alan geniş çaplı bir operasyon haberine uyandık. O günden...

Esther MAJOR - Uluslararası Af Örgütü Avrupa Direktör Yardımcısı  13 Eylül sabahı, Türkiye genelinde LGBTİ+ örgütlerini ve insan hakları savunucularını hedef alan geniş çaplı bir operasyon haberine uyandık. O günden beri polis, 15 ilde LGBTİ+ mekânlarına, hak örgütlerinin ofislerine ve bireylerin evlerine yapılan baskınların ardından en az 116 kişiyi gözaltına aldı. En az 83 kişi tutuklandı, 160’tan fazla kişi hakkında soruşturma açıldı.

LGBTİ+ hakları örgütleri izinsiz çıplak arama, hakaret ve aşağılama iddialarının yanı sıra insan hakları savunucularının hakları ihlal edilerek tecritte tutulduğunu bildirdi. Bugüne dek LGBTİ+ örgütlerine ve aktivistlere, gazetecilere, medya kuruluşlarına, diğer kişi ve kurumlara ait yüzlerce sosyal medya hesabı ile çok sayıda siteye erişim engeli veya kısıtlaması getirildi. Erişim engeli getirilenler arasında Uluslararası Af Örgütü Türkiye’nin X hesabı da yer alıyor.

Yetkililer, “aileyi korumak” gibi suni bir bahaneyle yürüttükleri bu operasyona “Ailem Güvende” adını verdi. Ancak LGBTİ+ aktivistlerin ve diğer birçok kişinin haklı olarak hatırlattığı gibi, Türkiye’de aileler yoksulluk, güvensizlik, medeni ve siyasal haklarına yönelik artan baskılarla karşı karşıya ve ev içi şiddet de dâhil olmak üzere kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet son derece yaygın. Bu aşırı sert baskının herhangi birini korumak bir yana, aileyi korumakla alakası yok; tam tersine on yıllardır ayrımcılıkla ve tacizlerle mücadele eden insanları daha fazla zarara uğratmakla ve yaftalamakla ilgili.

BU BASKI, DAHA GENİŞ BİR SALDIRININ PARÇASI Türkiye’de protestolar artarken ve uluslararası tepkiler yükselirken, Türkiye yetkililerinin baskıyı daha da sertleştirme niyetinde olduğu açıkça görülüyor. Adalet Bakanlığı, 81 ildeki 175 cumhuriyet savcılığına, kendi görüşleri itibariyle “genel ahlaka” aykırı olduğu ve aileleri, çocukları ve gençleri olumsuz etkilediği değerlendirilen içerik ve etkinliklerle ilgili bir genelge gönderdi. Genelgede, savcılara “müstehcenlik” gibi muğlak bir gerekçeye dayalı şikâyet ve ihbarların hızla değerlendirilmesi, derhâl adli işlem başlatılması, dijital kanıtların muhafaza edilmesi ve gerekli hallerde içerik çıkarma ve erişim engelleme tedbirlerinin uygulanması talimatı veriliyor.  Geçen haftalarda, kolluk İzmir’de barışçıl protestoculara biber gazıyla müdahale etti ve İstanbul Çağlayan’daki Adalet Sarayı önünde barışçıl şekilde toplanan 100’den fazla kişiyi gözaltına aldı.

Gelecek günlerde ve haftalarda ülke çapında protestoların gerçekleşmesi beklenirken, gözaltı sayısının da artmasından endişe ediliyor. Bu baskı, LGBTİ+’ların haklarına ve LGBTİ+ haklarını savunanlara yönelik devam eden daha geniş kapsamlı baskının bir parçası. 2015 yılından bu yana, İstanbul Onur Yürüyüşü de dâhil Onur Yürüyüşleri yasaklanıyor.

Son iki yılda, LGBTİ+ kimliklerinin ifadesini veya onaya dayalı eşcinsel ilişkinin suç sayılmasını öngören yasa teklifleri defalarca kamuoyu gündemine geldi. Bu teklifler, çok büyük bir kamusal tepkiyle ve sivil toplumun direnişiyle karşılaşmalarının ardından geri çekildi. Hükümetin yasama girişimleri sonuçsuz kalırken, “Ailem Güvende” operasyonu LGBTİ+’ları dışlamak için atılan bir başka adım.  İNSAN HAKLARINA KARŞI SÜREGELEN OTORİTERLİK SALDIRISI AYRIŞMALARI KÖRÜKLÜYOR Temmuz, akabinde olağanüstü hâl uygulamalarının yürürlüğe girdiği darbe girişiminin onuncu yıl dönümüydü.

İki yıl boyunca yürürlükte kalan kararnameler sivil toplumu hedef alan bir dizi baskıcı yasaya dönüşürken, yargı bağımsızlığı ciddi şekilde geriledi, yerel mahkemeler araçsallaştırıldı, uluslararası mahkemeler gözardı edildi, sözleşmeler ve standartlar çiğnendi. Son on yıldır Türkiye, insan haklarına karşı süregiden bir otoriterlik saldırısına maruz kalıyor ve toplumu her yönüyle etkileyen bu saldırı muhalefeti susturuyor, ayrışmaları körüklüyor ve korku yayıyor. Türkiye’de binlerce kişi temelsiz davalardan ve mahkûmiyet kararlarından etkilendi, bunlardan bazıları emsal niteliğinde vakalar.

Uluslararası Af Örgütü’nün 2022’de düşünce mahkûmu ilan ettiği Osman Kavala, AİHM’in 2019 ve 2026 yıllarında serbest bırakılması yönündeki iki bağlayıcı kararına ve 2022 yılında Avrupa Konseyi’nin Türkiye hakkında ihlal prosedürü başlatmasına rağmen hâlâ cezaevinde tutuluyor. HDP eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ da derhal serbest bırakılmalarına hükmeden AİHM kararlarına rağmen cezaevinde. Uluslararası Af Örgütü Türkiye Onursal Başkanı Taner Kılıç, örgütün eski direktörü İdil Eser ve diğer dokuz insan hakları savunucusuyla birlikte “terör örgütü üyeliği” gibi dayanaksız iddialarla yargılandı.

Hak savunucularının hepsi beraat etti ancak Taner Kılıç, 2017’de 14 ayı aşkın süre tutuklu kalmasından neredeyse sekiz yıl sonra 2025’te beraat etti. İNSAN HAKLARI ÇALIŞMALARI NEDENİYLE GÖZALTINA ALINAN HERKES SERBEST BIRAKILMALI Barışçıl toplanma, örgütlenme ve ifade özgürlüğü hakları keyfi kısıtlamalar ve genel yasaklarla devamlı saldırıya uğradı. Barışçıl protestocular polis şiddetine maruz kaldı ve gözaltında işkence gördükleri iddia edildi.

Kadınların ve kız çocukların haklarının ciddi şekilde aşındığı bir dönemde, 8 Mart ve 25 Kasım yürüyüşleri de yasaklamalarla karşılaştı. 2021’de Türkiye, kadınlara yönelik şiddetin ve ev içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin çığır açıcı bir sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. Böylelikle Türkiye, uluslararası bir insan hakları sözleşmesinden çekilen ilk Avrupa Konseyi ülkesi olmakla kalmadı, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin yaygın olarak devam ettiği bir ülkede önemli korumaları da kaldırdı.

Darbe girişiminden on yıl sonra, Türkiye’nin otoriterlik yolunda kat ettiği mesafe açıkça ortada ancak bu gidişat tersine çevrilebilir. LGBTİ+ topluluklarının hedef alınmasına derhâl son verilmeli ve Türkiye yetkilileri yalnızca insan hakları çalışmaları nedeniyle gözaltına alınan herkesin derhal serbest bırakılmasını sağlamalı. LGBTİ+ hakları savunucularının ve örgütlerinin ayrımcılık, kriminalize edilme, taciz veya misilleme olmadan çalışabilmesine ve kritik önemdeki faaliyetlerini gerçekleştirebilmesine izin verilmeli.

Operasyonlar sonrasında dünya genelinde aynı gün 50’den fazla şehirde insanlar baskının sona ermesini talep etmek için sokaklara çıktı. Türkiye’de LGBTİ+’lara yönelik baskıya karşı yan yana durmanın, sesimizi yükseltmenin ve dayanışmamızı daha da görünür kılmanın zamanı geldi. Dünya liderleri bu baskıyı kamuya açık olarak kınamalı, Türkiye hükümeti ile en üst düzey temaslarında kaygılarını dile getirmeli, LGBTİ+ örgütlerini ve savunucularını desteklemeli.

Hep birlikte, gitgide derinleşen bu insan hakları krizinin durdurulmasını istemeliyiz.

İlgili Haberler