Kirlilik Türkçeye de bulaştı!
Sürekli yineliyoruz: Her canlı varlık gibi diller de değişir. Yaşamdan beslenen diller durağan değil, devingen ve değişkendir. Ancak bu değişimin, dilin doğal yapısına, mantığına ve kurallarına uygun ilerlemesi...
Sürekli yineliyoruz: Her canlı varlık gibi diller de değişir. Yaşamdan beslenen diller durağan değil, devingen ve değişkendir. Ancak bu değişimin, dilin doğal yapısına, mantığına ve kurallarına uygun ilerlemesi gerekiyor.
Ne yazık ki ülkede yaşanan toplumsal çürümeden Türkçemiz de payını alıyor. Kimileri dile dışarıdan karışılmasına karşıdır. “Dil Devrimi”ni o nedenle yanlış bulurlar.
Onlar, dilde de “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” diyen liberal görüş yanlılarıdır. Türkçenin yabancı etkisinden kurtarılmasını savunanlara “dil zabıtası” gibi yakıştırmalar yaparlar. Yabancı dillerden devşirdikleri sözcüklerle yazıp konuşmayı entellik göstergesi sayarlar.
1960’lı yılların devrimci ortamında yükselen “özleştirme” akımından hayli uzaktayız şimdi. Günümüzde Türkçeyi savunan çok az yazar kaldı. Feyza Hepçilingirler bunların başında geliyor.
Kendisi, dilciliğinin yanı sıra öykü ve roman yazarıdır. Benim de içinde yer aldığım Siyah Beyaz gazetesinde yazdığı günlerden beri tanışırız. Birkaç etkinlikte de birlikte olduk.
Türkçe üzerine çok sayıda kitabı vardır. Son zamanlarda Varlık’ta “Türkçe Günlükleri”ni yazıyordu. Derginin Nisan 2026 sayısında, “Kalan ömrümü idareli kullanmanın, gitmeden önce yapmak istediklerime öncelik tanımanın zamanı çoktan geldi” diyerek dil yazılarını sonlandırdığını açıkladı.
Türkçemiz adına üzüldüm... *** Ülkemizde hızlı biçimde yaygınlaşan İngilizce salgınıyla başa çıkmak giderek güçleşiyor. Özellikle gençler bu dalgaya fena kaptırmışlar kendilerini.
Feyza Hanım’ın bir yazısında okumuştum. ‘Yok sayma’ya “ghostlamak” , ‘aşırı sevgi’ye “love bombing”, yaşlı gördükleri insanlara “baby bommer”, modaya “trend” diyormuş bazı gençler! O kadarla da yetinmeyip “yeter” sözcüğüne “yeto”, “erkek” sözcüğüne de “erko” demeye başlamışlar!
Recai Şeyhoğlu dostumuz, “Türkçenin Kraliçesi” ilan etmiş Feyza Hepçilingirler’i. Yakışır da! Sözünü ettiğim yazısında şöyle diyordu Feyza Hanım: “ ‘Ghost+la-mak’ gibi bir türetme, Türkçenin felaketine giden yola taş döşemek demek.
‘Hayalet, ruh’ anlamındaki ‘ghost’ diye bir İngilizce sözcüğe Türkçe yapım eki getirmek sözcüğü Türkçeleştirmez. ‘Ghosting’ İngilizcedir, sonuna bir ‘-lamak’ eklendi diye ‘ghostlamak’ Türkçe olmaz. ‘Lovebombing’, sevgi bombardımanı anlamında İngilizce bir sözmüş.
İlk kez Moon tarikatı üyeleri tarafından 1970 yılında kullanılmış. Kendilerine çıkar sağlayabilecek kişilere karşı aşırı sevgi ve hayranlık gösterilmesi; kişiyi kendine bağımlı hale getirmek için yoğun ilgiye maruz bırakmak anlamına gelirmiş. ‘BabyBoomer’, Amerikan kültüründe yeri olan bir kavram.
Amerika’da 2. Dünya Savaşı’nın bitiminden 1960 başlarına kadar olan sürede yıllık doğum hızında büyük artış olmuş. Bu büyük artışa ‘bebek patlaması’ anlamında ‘babyboom’, bu dönemde doğanlara da ‘babyboomer’ denmiş.
Bu kavram günümüzde 1946-1964 yılları arasında doğan kuşağı kapsıyormuş.” Murat Cesur da “almak” eyleminin yanlış kullanımını eleştiriyor: “Türkçeye en çok zarar veren anlam kopyalarından biri, İngilizce ‘take’, yani ‘almak’ fiili üzerinden çevirdiğimiz yapılardır. Türk dil mantığına göre fotoğraf alınmaz çekilir, zaman alınmaz sürer, not alınmaz tutulur, sorumluluk alınmaz üstlenilir, misafir alınmaz ağırlanır... Sömürgeci bir ulusun almak fiiline önem vermesini anlıyorum da bize ne oluyor?” *** Dil, bir ulusun ve ülkenin birliğini sağlayan ortak varlığıdır.
Ülkemizde anadilleri farklı topluluklar olmakla birlikte kamusal alandaki resmî dilimiz, anayasa ile belirlenmiş olan Türkçedir. Ortak dilimizi korumak, anayasal sorumluluğumuz ve yurttaşlık görevimizdir. *** HAFTANIN NOTU ARTIK YETER!
Yurtdışından ifade vermek için gelene gözaltı! Emniyetin davetine icabet edene gözaltı! Ev hapsinde olana gözaltı!
Hastaya gözaltı, yaşlıya gözaltı! Yahu bu ülkede insanlara eziyet etmeden, hukuka uygun ifade verme biçimi rafa mı kalktı? İktidar, çok açık ki gerçekleri araştıran ve yazan gazetecileri düşman bellemiş.
Kendilerine “Düşman Ceza Hukuku” uyguluyor! Haberin taraflarına soru sormak ne zaman suç oldu? Abdi İpekçi gazeteciliğinden haberi olanlar, “double check / çifte denetim” kuralının mesleğimizin abecesi olduğunu bilirler!
Haberin öznesiyle görüşülmeden yazılan haber, eksik haberdir. Doğruluğu araştırılmadan masa başında yazılan metne “haber” değil “kurgu” denir! Daha önce “neden yazdın?” diye soruyorlardı gazetecilere.
Şimdiyse “neden yazmadın?” diye suçluyorlar aynı insanları! Murat Ağırel’i, eksik ve yanıltıcı bulduğu bir konuyu haberleştirmediği için akıl almaz biçimde içeri attılar. Hem de ayağı kelepçeli ve ev hapsindeyken!
Öyle kuyruklu yalanlar uyduruyorlar ki Merdan Yanardağ’a “casus”, Murat Ağırel’e “karaparacı” yaftası yapıştırmaktan utanmıyorlar! Önceki gün de akla ziyan bir gerekçeyle İsmail Arı arkadaşımızı tutukladılar! Yeni evlenmiş, gencecik bir gazeteciyi, olmayan bir suçtan dolayı ikinci kez cezaevine gönderdiler!
Zulümdür bu! Saray rejiminde dürüst gazeteciler adliyenin gediklisi olmuş. Muktedirin canı sıkıldıkça hapse atıyorlar bu arkadaşları!
“Artık yeter! Nefes alamıyoruz!” diye çığlık atıyor gazeteciler. İktidarın bu ağır medya kuşatmasına karşı 14 büyük kentimizde bugün meydanlara iniyor basın emekçileri!
Biz de tüm halkımızı bu eylemlerde gazetecilerle dayanışmaya çağırıyoruz.



