Ekonomi

Kimin Ailesi Güvende?

Operasyonun adı "Ailem Güvende!" 12 Eylül askerî darbesinin yıl dönümünde, gece saat 01.00'den itibaren çok sayıda kentte eş zamanlı baskınlar yapıldı. Kaos GL'nin yönetim kurulu, yedek üyeleri dahil evlerinden alındı....

8 okuma

Operasyonun adı "Ailem Güvende!" 12 Eylül askerî darbesinin yıl dönümünde, gece saat 01.00'den itibaren çok sayıda kentte eş zamanlı baskınlar yapıldı. Kaos GL'nin yönetim kurulu, yedek üyeleri dahil evlerinden alındı. Çilingirle kapıları açılan dernek merkezlerinde "arama ve el koyma faaliyeti" icra edildi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek'in açıkladığına göre 15 ilde 162 kişi, dokuz dernek ve 13 işletme hakkında işlem yapılıyor. Bakan, operasyonun Cumhurbaşkanı'nın "2026-2035 Aile ve Nüfus On Yılı" vizyonu ve 2026/4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi doğrultusunda yürütüldüğünü açıkladı. Yani ortada yargının başlattığı hukuki bir soruşturma yok.

Yargı talimatla hareket etmiş ve "devlet politikasına" göre “işlem tesis etmiş!” Operasyonun asıl hedefini iki dernek daha açık gösteriyor. İlki CETAD, Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği.  CETAD aktivist bir dernek değil.

 Psikiyatrist ve psikologların üye olabildiği cinsel sağlık ve tedavileri alanında çalışan ve ruh sağlığı çalışanlarına eğitim veren bir meslek derneği. 12 Eylül operasyonunda mahkeme kararıyla web sitesi ve sosyal medya hesapları erişime kapatıldı. Pozitif-iz ve Pozitif Yaşam dernekleri ise alanında çalışan, test ve tedaviye erişimi kolaylaştıran, damgalanmayı önleyerek kamu sağlığını koruyan dernekler.

Pozitif-iz'in denetim kurulu üyeleri de gözaltına alındı. Bu iki örnek, operasyonun gerçek kapsamını "LGBT ideolojisi" söyleminden çok daha net gösteriyor. Çünkü ruh sağlığı hizmetinin ve tıbbi tedavinin işleyebilmesi, güvenle konuşulabilecek, yargılanmayacağı bilinen bir "tedavi alanı" gerektirir.

Bir hekimin hastasıyla kurduğu ilişki, ancak mahremiyet ve güven üzerine inşa edilebilir. Bu güven bir kez devletin gözetim ve ceza aygıtına açılırsa, insanlar tedaviden değil, tedavi arayışının kendisinden bile kaçınmaya başlar. HIV testine gitmekten çekinen, terapiste danışmaktan vazgeçen, doktoruna gerçeği söylemeyen bir toplum, "korunan" değil, sağlık hizmetinden koparılmış bir toplumdur.

Bu yüzden operasyon sadece bir kimlik hakkına saldırı değil, toplumun tedaviye erişim hakkına da saldırı. Damgalamanın insanları sağlık hizmetinden uzaklaştırdığı, epidemiyolojinin ve klinik pratiğin en temel bulgularından biri. Bir toplumda hangi grup damgalanırsa damgalansın aynı sonuç ortaya çıkar.

 Damgalanan grup görünmez olur, kayıt dışına çıkar, hastalık ve acı sessizce birikir. Devlet, HIV'i "ahlaksızlıkla," cinselliği "sapkınlıkla" özdeşleştirerek aslında kendi vatandaşının sağlık hakkına saldırıyor ve bu hakkı yasaklıyor. Demem o ki operasyon yalnızca dernekleri hedef almıyor; toplumun bütününün sağlığını tehdit ediyor.  Türk Tabipleri Birliğ, Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm ve Türkiye Psikiyatri Derneğde ortak basın açıklamalarında;  “Bu operasyonla yalnızca LGBTİ+ bireyler değil; HIV ile yaşayan kişilerin haklarını, sağlığını ve yaşam kalitesini korumak, toplumsal farkındalığı geliştirmek ve damgalanmaya karşı mücadele etmek için faaliyet gösteren dernekler de hedef alınmıştır.

Ülkemizin kanayan yarası olan cinsel işlev bozukluklarının anlaşılması ve bilimsel tedaviye kavuşmasında sayıları binlerle ölçülen sağlık profesyonelinin yetişmesini sağlayarak halk sağlığı mücadelesi yapan bir uzmanlık derneği olan Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği’nin bile internet sitesi ve sosyal medya hesaplarına erişim sınırı getirilmesi ölçüsüzlüğün boyutunu açıkça ortaya koymaktadır.” diyerek aynı tehlikeye dikkat çektiler. İHD Merkezi LGBTİ+ Komisyonu da bir açıklamayla buna dikkat çekti: HIV'i kimlikle ve suçla özdeşleştiren yaklaşımın "insanları test ve tedaviden uzaklaştırdığını, kamu sağlığını tehdit ettiğini" yazdılar. Bu açıklamayı bir insan hakları örgütünün yapmak zorunda kalması bile çok acı.

Çünkü tıp disiplininin bilimsel temeline bir saldırı yapılıyor. Bilim, yargılanıp yasaklanacak bu gidişle.  "Güvende" olan kimin ailesi peki? Gece yarısı evinden alınan bir dernek yöneticisinin, ailesiyle birlikte gözaltına alınan bir LİSTAG gönüllüsünün, yani bizzat LGBTİ+ çocuklarının ebeveynlerinin kurduğu bir dayanışma derneğinin, ya da tedaviye erişimi kesintiye uğrayan bir HIV pozitif bireyin ailesi mi güvende?

"Aileyi koruma" adına yapılan bu operasyon, tam da o ailelerin kendisini hedef alıyor. Devlet burada bir tehdide karşı aileyi korumuyor; hangi ailenin "aile" sayılacağına, hangi bilginin dolaşımda kalacağına, kimin tedaviye erişebileceğine kendisi karar veriyor. KONTROL ARZUSU Bu, daha önce başka bahanelerle gördüğümüz bir mekanizmanın yeni bir cephesi.

CHP'li belediyeler kayyumla, tutuklamayla, "yargı savaşının" bütün araçlarıyla teslim alınırken, aynı yöntem şimdi cinsellik, toplumsal cinsiyet ve halk sağlığı alanına da uygulanıyor. Adli soruşturma, mali inceleme, erişim engeli uygulamaları standartlaştırıldı. Birbirinden çok farklı hedeflere aynı standart tarife uygulanıyor.

Bir gün bir belediye başkanlığı, ertesi gün bir HIV derneği ya da bir ruh sağlığı tedavi derneği. Muhalif ya da farklı olan her şey, "aile," "millî güvenlik," "kamu düzeni" gibi esnek ve her şeye uydurulabilir gerekçelerle aynı idari-adli makineye sokuluyor. Bir toplumun ruh sağlığı, ancak konuşabildiği, yargılanmadan yardım isteyebildiği ölçüde korunur.

Bir devlet tıbbı tanı ve tedaviyi, danışmanlığı, bilimsel bilgiyi suç saymaya başlamışsa vatandaşını değil, kendi tahakküm ve kontrol arzusunu koruyor demektir, değil mi?.  Gerçek tüm çıplaklığıyla karşımızda. Bu ülkede "güvende" olmak için susmak ve itaat etmek tek yol haline getiriliyorsa devletin makbul vatandaşı olmayı ve o güvenlik duygusunu reddetme hakkı da doğmuştur, demek gerekmez mi?

İlgili Haberler