Kamu mali denetiminin etkinliği
Azmi Demirci - azdemirci@yahoo.com Türkiye’de kamu mali denetim görev ve yetkisi; Vergi Denetim Kurulu, Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Mali Suçları Araştırma Kurulu, Kamu Gözetim ve...
Azmi Demirci - azdemirci@yahoo.com Türkiye’de kamu mali denetim görev ve yetkisi; Vergi Denetim Kurulu, Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Mali Suçları Araştırma Kurulu, Kamu Gözetim ve Denetim Kurulu, Devlet Denetleme Kurulu ve Sayıştay gibi birimlerle beraber her bakanlığın ve kamu bankaları ile kamu işletmelerinin teftiş kurullarına verilmiştir. Bu yapılar geniş kadrolara ve gelişmiş teknik izleme altyapısına sahip olmasına rağmen, son günlerde yaşadığımız yüzyılın fon soygunu da gösterdiği üzere, kamu mali denetiminde etkinlik sorunu yaşanmaktadır. Bu birimlerin bağımsızlığı ve bu birimlerdeki atama, idari yapılandırma ve yönetim biçimleri değerlendirilmeden önce belirtmek gerekir ki, söz konusu birimler tarafından yürütülen denetim ve gözetim, önleyici olmaktan çok, kriz patlak verdikten sonra devreye giren yapısı nedeniyle ciddi bir etkinlik açığı taşımaktadır. Kamuoyunda “fon skandalı” olarak tartışılan portföy yönetim şirketleri krizi ve bankacılık eksenli kayıt dışı fon örnekleri, belirtilen denetim yapısının zamanlama bakımından eksikliklerini somut biçimde ortaya koymuştur.
Eski bir Bakan da fon skandalında konuyu “6 kurumun ihmali var, ihmal net!” şeklinde ifade etmiştir. Konuya sistem yaklaşımıyla bakıldığında, bu örnekler, kamusal mali denetim ve gözetim birimlerinin, riskleri büyümeden tespit edip engelleyen “erken uyarı” süreçleri yerine; çoğunlukla şikayet, ihbar veya kamuoyuna sızan bilgiler sonrasında işlem başlatma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Kamu mali denetiminin etkinliğini azaltan daha önemli nedenler aşağıda belirtilmiştir: a) Denetim birimlerinin kurumsal özerkliği zayıflatılmıştır: Denetim birimlerinin yapısı ile görev ve yetkileri yasal düzenlemelere konu edilmiş olsa da bu birimlere yapılan atamalar; dolayısıyla idari yapılandırmalar ve yönetim biçimleri tamamen özerk olmadığı için, bu birimlerin çok hızlı gelişen yolsuzluklara zamanında, etkili şekilde müdahale etmesinde tereddütler ve zaman kayıpları oluşmaktadır. O kadar ki, fon skandalında görüldüğü üzere, işin içine siyasetçiler ve bürokratlar girince, müdahale olanağı oldukça daralmakta ve zorlaşmaktadır. İktidar partisinin eski bir Milletvekili “içimizdeki açgözlüler partiyi ve devleti zehirlemiştir.” açıklamasını yaparken bu konunun altını çizmiştir. Daha önce kamusal görevlere atanmış olan skandalın başındaki şirket yöneticileri tutuklanmış; yolsuzluğun ardından Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı emeklilik dilekçesini vererek görevden ayrılmış; eski SPK Başkanı atandığı yeni görevden alınmış ve hakkında soruşturma izni verilmiş; 4 ay önce atanan SPK Başkanı ise “sağlık sorunları” nedeniyle istifa etmiş, ardından görevden alınmış, bir daire başkanı da tutuklanmıştır. Ayrıca, belirtilen soruşturmalar kapsamında, daha önce Merkez Bankası başkan yardımcılığı yapan bir kişi ile yine daha önce Merkez Bankası başkan yardımcılığı yapan Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik Genel Müdürü ve yardımcısı, eski milletvekili ve eski Başbakan danışmanı tutuklanmış; kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, bu sistemden büyük tutarlı kazanç elde eden eski bakan ve iktidar partisi genel başkan yardımcısının hesaplarının fon skandalının başındaki şirket tarafından yönetildiği öne sürülmüştür. DEVA Partisi Milletvekili ve genel başkan yardımcısı Mehmet Emin Ekmen, “AK Parti ve Külliye bağlantılı kurumların listesini çıkartın.
Temiz bir kurum çıkmaz bu işten. Her kurum bir yoluyla bu dolandırıcılığa bulaşmış” diyerek iktidar bağlantılı kurumları işaret etmiştir. b) Köklü kurumsal mali denetim birimleri kapatılmıştır: Maliye Bakanlığı’nda doğrudan Bakan’a bağlı olarak çalışan, bu yönüyle de ekonomik ve politik güç odaklarının etkisinden korunan; sadece Bakanlık içinde değil, ülke düzeyinde denetim kültüründe haklı ve olumlu yer edinen Maliye Teftiş ile Kanun’la kurulan Hesap Uzmanları , 2011 yılında kanun hükmünde kararnameyle kapatılmıştır. Bu Kurulların kapatılmasıyla yılları aşan kurumsal hafıza ve üst düzey denetim kültürü ortadan kaldırılmıştır. Belirtilen Kurullar, denetim sonuçlarını (raporlarını) doğrudan kendi iç teamülleri ve kıdem esasına dayalı süzgeçlerinden geçirerek bağımsız bir koruma altında düzenlerken; yeni denetim modelinde denetim doğrudan idari hiyerarşiye ve atanmış idari yönetime bağlanmış; görevlendirmelerin ve rapor değerlendirme komisyonlarının idareye bağlı hale gelmesi eleştirileri artırmış; statü, yetki ve mesleki bağımsızlıklarının aşındığını düşünen kıdemli Maliye Müfettişleri ve Hesap Uzmanları, bu yapılandırmanın hemen ardından kitleler halinde kamu görevinden ayrılmıştır. Ayrıca, MASAK’ın 1996 yılındaki kuruluşundan itibaren operasyonel omurgasını Maliye Müfettişleri, Hesap Uzmanları ve Gelirler Kontrolörleri oluştururken; bu birimlerin 2011’de kapatılması, MASAK’ı etkili inceleme/soruşturma yapısından ve arşiv gücünden yoksun bırakmıştır. c) Denetim görevlileri denetim alanlarına yönetici olarak atanmıştır: Yine fon skandalında ortaya çıktığı üzere, kamu mali denetim görevlilerinden ve yöneticilerinden bir kısmı, denetim ve gözetim alanlarındaki bazı birimlere yönetici olarak atanmış ve bu görevleri birlikte sürdürmüştür.
Belirtilen yapının çok da sağlam olmayan gerekçesi, söz konusu kamu görevlilerine ek gelir sağlamak olsa da kendi içinde açık bir çelişki ve mantık hatası oluşturmaktadır. Bir denetim birimindeki kişi aynı zamanda denetim alanındaki bir kurumun yönetiminde bulunduğunda, kendi aldığı kararları ve bu kararların sonuçlarını denetleyecek demektir. Dünyanın hiçbir yerinde, bir kimse kendi kararlarının ve işlemlerinin tarafsız ve bağımsız denetçisi olamaz, ancak ülkemizde olmuştur. d) Yaptırımların caydırıcılığı zayıftır: Eylül 2026’da patlak veren ve SPK’nın 131 yatırım fonunu tasfiyeye almasıyla sonuçlanan süreçte idari ve adli yaptırımların işletildiği belirtilse de bu yaptırımların caydırıcılığı tartışmalıdır. SPK, 26 Ekim 2026 kararıyla belirtilen şirketlerin sermaye piyasası faaliyetlerini geçici olarak durdurmuş ve fonlarını tasfiye sürecine sokmuş; Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107’nci kapsamında cezai işlemler başlatılmış ve bu işlemler sonucunda tutuklamalar yapılmıştır. Ancak başta da belirtildiği üzere, kamunun bu tür yolsuzluklardaki mevcut denetim mekanizması önleyici olmaktan ziyade, skandal patladıktan sonra cezalandırıcı ve tasfiye edici niteliktedir.
Yatırımcı parasını tamamen kaybettikten sonra başlatılan malvarlığı haczine veya yıllarca sürecek hukuk davalarına dayanan bu sistem, olası dolandırıcılar için caydırıcı olmaktan uzaktır. Milyarlarca lira sistem dışına çıkarılıp çeşitli varlıklara dönüştürüldükten ve hatta yurt dışına çıkarıldıktan sonra, idari ceza kesilmesi yapısal bir koruma sağlamamaktadır. Kaldı ki; yasal düzenlemelere aykırılıklarda uygulanan idari para cezalarının elde edilen haksız kazançların gerisinde kalması ve yargı süreçlerinin uzun sürmesi, caydırıcılığı zayıflatmaktadır.
“Aldığınızı geri getirin sorun yok” yaklaşımı ise işin tuzu biberi olmuştur. Özetle belirtmek gerekirse, kamu mali denetim sisteminde gerekli düzenlemeler yapılmadığında ve belirtilen yolsuzluklara karşı etkili önemler alınmadığında, “bürokraside ve piyasada herkesin her şeyi yapabileceği bir sistem devam edecektir.”



