İzmir'in sandığını kim çaldı?
Siyasette en değerli kavramlardan biri sandık emanetidir... Seçmen oy verirken yalnızca bir kişiyi seçmez. Geleceğini düşünerek bir parti programına, bir siyasi çizgiye, bir dünya görüşüne ve o çizginin temsilcilerine...
Siyasette en değerli kavramlardan biri sandık emanetidir... Seçmen oy verirken yalnızca bir kişiyi seçmez. Geleceğini düşünerek bir parti programına, bir siyasi çizgiye, bir dünya görüşüne ve o çizginin temsilcilerine yetki verir… ∗∗∗ İşte sorun tam burada başlıyor.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, 31 Mart 2024'te CHP'nin adayı olarak seçildi. Şimdi ise AKP'ye katıldı. Böylece AKP İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığını ele geçirdi… Sandıkta elde edemediği belediyeyi basiretsizce parti değiştiren Tugay’ın sayesinde elde etmiş oldu… Anayasa'nın 68.
maddesi vatandaşlara diledikleri siyasi partiye girme ve partiden ayrılma hakkı tanıyor. Ancak hukuken mümkün olan her şey siyasi ve etik açıdan doğru olamaz... İşte sandık egemenliği ile siyasi etik arasındaki kritik çizgi budur.
Sandık kime yetki verdi? Bir belediye başkanı “Ben seçildim, dolayısıyla istediğim partiye geçerim” diyebilir. Ama seçmen de şunu sorabilir: Seni hangi siyasi kimlikle seçtik?
Çünkü belediye başkanlığı seçimlerinde adayın kişisel özellikleri elbette önemlidir. Fakat adayın arkasındaki parti örgütü, parti programı, siyasi geçmişi ve partiye duyulan güven de seçmenin kararını etkiler… Nitekim bu tartışma yeni değil. Parti değiştiren belediye başkanlarının seçmen iradesini etkilediği gerekçesiyle daha önce TBMM'ye, parti değiştiren veya bağımsız kalan belediye başkanının görevini kaybetmesini öngören bir kanun teklifi dahi sunuldu!
Teklifin gerekçesinde, “bir kişinin parti değiştirmesiyle yüz binlerce seçmenin iradesinin hiçe sayılabileceği savunuldu.” Dolayısıyla mesele yalnızca İzmir meselesi değildir… Temel soru; “Seçmen oyunu kişiye mi, siyasi partiye mi veriyor?” Bu sorunun içinde iki farklı demokrasi anlayışı karşı karşıya yer alıyor… Birinci anlayış şöyle diyor: ”Oy kişiye verildi. Seçilen başkan istediği siyasi tercihi yapabilir.” İkinci anlayış ise şöyle soruyor: “Eğer seçmen başka bir partiye oy vermiş olsaydı, o parti kazanabilecek miydi?” Bu ikinci soru önemlidir. Çünkü bir belediye başkanı, bir partinin adayı olarak seçilip daha sonra rakip partiye geçtiğinde, yalnızca kendi siyasi kimliğini değiştirmiş olmuyor; seçimin ortaya çıkardığı siyasi dengeyi de değiştiriyor.
Ama daha da önemlisi kentlilerin umutları yok ediyor… İzmir tartışmasının temelinde de bu var. AKP İzmir Büyükşehir Belediyesi'ni sandıkta kazanamadığı gerçeği ortadayken, başkanın parti değiştirmesiyle belediyenin siyasi rengi değişmiş oluyor… Dünya basını, Tugay'ın katılımını AKP açısından sembolik bir siyasi kazanım olarak değerlendirdi ve AKP’nin İzmir Büyükşehir Belediyesi'ni daha önce sandık yoluyla kazanamadığına dikkat çekti. Peki etik sorumluluk nedir?
Parti değiştirmek isteyen bir belediye başkanının önünde aslında çok temiz bir demokratik yol vardır: ”İstifa etmek ve yeniden seçmenin karşısına çıkmak!.” “Ben artık farklı düşünüyorum” diyorsa, bunu söyleme hakkı vardır. “Artık bu partiyle aynı dünya görüşünü paylaşmıyorum” diyorsa, bunun da siyasi karşılığı vardır. Ama o zaman seçmene şu fırsat da verilmelidir: “Ben artık farklı bir siyasi çizgideyim.
Beni yeniden seçiyor musunuz?” İşte gerçek demokratik sınav budur. Aksi halde seçmen, seçim günü verdiği siyasi yetkinin görev süresi içinde elinden alındığını düşünebilir… ∗∗∗ İzmir'de yaşanan protestoların temelinde de bu duygu bulunuyor. 7 Ekim'de Cumhuriyet Meydanı'nda binden fazla kişinin katıldığı gösteride “Cemil istifa” sloganları atılması, tartışmanın yalnızca parti yöneticileri arasında kalmadığını gösterdi… Eğer parti değiştirmek yalnızca “kişisel siyasi tercih” ise, seçmenin siyasi tercihine neden saygı duyulmuyor?
Bir belediye başkanı seçimden sonra partisinden ayrıldığında, kendisine oy veren herkesin de otomatik olarak yeni siyasi tercihini onayladığı varsayılabilir mi? Elbette hayır. Seçmenin oyunu başkanın şahsi mülkü gibi görmek, demokrasinin özüne zarar verir.!
Çünkü Oy, belirli bir siyasi tercih için verilmiş demokratik yetkidir… Bunun bir de iktidar açısından anlamı var. İktidar bir belediyeyi sandıkta kazanabilir. Bunda hiçbir sorun yoktur.
Ama sandıkta kazanamadığı bir belediyeyi, seçilmiş başkanın transferiyle elde ettiğinde ortaya siyasi değil ahlaki tartışma çıkar ve :” İzmir'in sandığını kim çaldı?” sorusu tüm ayıplamalarla karşınıza çıkar… Bu nedenle mesele Cemil Tugay'ın AKP katılmasıyla bitmiyor. Asıl mesele şu: Türkiye'de belediye başkanları seçildikleri siyasi kimliği görev süresi içinde değiştirememelidir… Şayet değişim isteniyorsa, bunun yolu tektir. Demokratik ETİK gereği, tekrarlanan seçim olmalıdır… Başkan ve meclis üyeleri istifa ederek yeniden kentlinin onayına çıkmalıdır… Çünkü siyasetçinin özgür iradesi ne kadar değerliyse, seçmenin iradesi ondan daha değerlidir… Siyasetçi partisinden ayrılabilir!
Ama seçmenin verdiği emaneti kendi siyasi tercihiyle başka bir partiye devretme hakkı ve de haddi yoktur! Son sözü yine sandık söylemelidir… İzmir'in bugün sorduğu soru aslında bütün Türkiye' için geçerlidir… Sandığın sahibi tektir o da halktır… AKP fon yolsuzluğunu kapatmak için ahlak, etik, hukuk ve demokrasi dışı yolara girdikçe, sandıktan çıkması mümkün olamayacaktır… Hodri meydan deme zamanı geçmektedir…


