28 September 2026, Monday
Ekonomi

İstanbul’a çöken memlekete ne yapmaz

Yazı başlığına feyz veren ifade ezberimizde. “İstanbul’u kazanan, Türkiye’yi kazanır”. Önermenin sahibi Erdoğan olsa da bunu bize Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ezberletti. Ekrem İmamoğlu’nu hedef alan 19 Mart...

Yazı başlığına feyz veren ifade ezberimizde. “İstanbul’u kazanan, Türkiye’yi kazanır”. Önermenin sahibi Erdoğan olsa da bunu bize Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ezberletti.

Ekrem İmamoğlu’nu hedef alan 19 Mart yargı darbesi çoğunlukla Erdoğan’ın bu sözüne atıfla gerekçelendirildi. İmamoğlu doğrudan Erdoğan’ı olmasa da Erdoğan’ın açık iradesini en az üç kez ve her seferinde mesafe kat ederek İstanbul’da seçim yenilgisine uğrattı. İstanbul seçimlerini Cumhur ittifakının tam saha presine rağmen güle oynaya kazananın “Türkiye’yi kazanacak” olması, Erdoğan’ın denklemine göre kesindi.  Erdoğan’ın bu özlü sözü sizce hangi perspektifin ürünüdür?

1990’ların başında edilmiş bir sözü hala güncel kılan olgu, Erdoğan İdaresinin kazanamadığı belediyeleri yasal zorun pervasız kullanımıyla ele geçiriyor olmasıdır. Yanıtı aranan soru şudur: Bir belediye yönetimini ele geçirmenin şekil şartı için mülki idareyi, kolluğu, yargıyı bu derece zorlamak niye? Devlet yönetiminde benzeri olmayan bir durumu, Erdoğan idaresi bu ülkeye neden yaşatıyor?  İmamoğlu davaları ve yenice Üsküdar ve Adalar belediyesinin ele geçirilme pratiği, devlet idaresi bakımından tam bir pirus zaferi değil midir?

Rakibini saf dışı ederken, kazanamadığın ve kazanamayacağın belediye yönetimlerini Parti grubunun ellerine teslim ederken, mülki idarenin, kolluğun ve yargının tüzel kişiliğinde onulmaz yaralar açıyor olmak nasıl bir devlet yöneticiliğidir? Bu tarz bir idarenin otoriterlik düzeyi ile ilgisi olmadığı açıktır. Oligark bile yönettiği devletin yönetilenler indindeki yasallığına dikkat eder, çünkü bu durum her şeyden önce kendi konumunun güvencesidir.  “SIRADA NE VAR” TOTOSU Ana muhalefet idaresindeki belediyeleri devletin tüzel varlığını örseleyen araçlarla ele geçirmenin nedeni sorgulanırken “sırada ne var” totosu da hedef büyüterek oynanmaya devam etmektedir.  Üsküdar ve Adalar’dan sonra sıranın İstanbul Büyükşehir’e geldiği ortak kanaate dönüşmüş durumda.

1 milyona yakın oy farkıyla kazanılan bir belediye yönetiminin, seçimi kaybetmiş iktidar partisinin ellerine devlet zoruyla teslim edilmesinden söz ediyoruz. O halde yukardaki soruyu yeniden soralım: “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır” sözü hangi bakış açısının ürünüdür? Seçmen iradesi yok sayılarak devlet zoruyla İBB ele geçirildiğinde, Türkiye’yi yeniden ele geçirmenin koşulları mı oluşmuş olacaktır?  Bugüne kadarki deneyimler, AKP kadroları bakımından belediye idaresini ele devlet zoruyla geçirmekle, seçim kazanarak o koltuklara oturmak arasında -kendileri oturdukları müddetçe- ayrım olmadığını bize gösteriyor.

Dolayısıyla İBB ele geçirildiğinde kürsüye çıkacak AKP temsilcisi aynı sözleri yüksek perdeden terennüm edebilir. Ahlaki norm ve değerlerde nice eşikler aşıldı, bu bakımdan da maalesef artık iki Türkiye söz konusudur.  SİYASET SOSYOLOJİSİ Mİ SİYASETİN FİNANSMANI MI? İstanbul-Türkiye genellemesini sıkça tekrarlayan Özgür Özel, muhtemel ki kendi donanımı çerçevesinde anlamlandırıyor bu sözü; İstanbul’un demografik, iktisadi ve toplumsal özelliklerinin Türkiye temsili düşünüldüğünde “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır” önermesi sağlam bir temel kavuşmuyor da değil.  1990’ların başlarındaki bu formülasyonun arka planında bence derin sosyolojik analizler bulunmuyor; bu önerme, ana-akım siyaset bakımından son derece kilit önemdeki “bakkal hesabı” ya da teknik ifadesiyle “siyasetin finansmanı” perspektifinin bir ürününden ibarettir.

İmamoğlu davasının her yönüyle, “kişi kendinden bilir işi davası” olduğunun görülmesi de bu değerlendirmenin kanıtlarındandır.  AKP’nin muhalif belediyeleri ele geçirmelerinin ana nedeni, önümüzdeki seçim sürecinde siyasetin finansmanı bakımından deneyim sahibi oldukları olanaklara yeniden kavuşmaktır. Saray idaresi hem devletin taşra teşkilatını hem de il ve ilçe ölçeklerindeki AKP teşkilatını siyaseten paralize etti. Bu koşullarda ele geçirilen her belediye AKP’lilere; yeni istihdam, yeni iş ve halkla yeni temas noktası anlamına geldiği için, seçim sathı mailinde ayırt edici bir konuma sahiptir.

AKP’nin niyeti siyasetin finansmanı ile sınırlı olabilir, ancak belediyeleri ele geçirmek için uyguladıkları yöntemlerin son derece önemli siyasi etkileri, anlamları mevcuttur.  Bu konuda “seçimsiz Türkiye”, “kontrollü muhalefet” vb değerlendirmeler epeydir yapılmaktadır. Seçme ve seçilme edimi, özgür irade sahibi bireylerin yurttaş statüsündeki mevcudiyetinin bir ürünüdür. Dolayısıyla tahrip edilen ve tehdit altında olan medeni, siyasi ve sosyal hakların bileşkesine yaslanan yurttaşlık statümüzdür.

Yasal zorun zorbaca kullanımı, düşman ceza hukuku ise daha korkunç bir rasyonele sahip gözükmektedir. Bu İslamcı İdare için kendinden olmayanlar, kendi idarelerine biat etmeyenler, adeta yok hükmündedir. Neoliberal evrede devletlerin ulussuzlaşması, İslamcı idare tarzına alan açmış olsa da hür yaşamayı varlık nedeni bilen bir halkı bu statüye razı etmek mümkün değildir. 

İlgili Haberler