İşsiz kalan da ücretini alamayan da aynı soruyu soruyor: Emeğin güvencesi nerede?
Çalışma hayatında birbirinden farklı gibi görünen iki gelişme, aslında aynı büyük sorunun etrafında birleşiyor: İşçinin emeği, işi ve geleceği ne kadar güvence altında? Evrensel’in 30 Ekim’de yayımladığı araştırmaya...
Çalışma hayatında birbirinden farklı gibi görünen iki gelişme, aslında aynı büyük sorunun etrafında birleşiyor: İşçinin emeği, işi ve geleceği ne kadar güvence altında? Evrensel’in 30 Ekim’de yayımladığı araştırmaya göre, 2026 yılının başından bu yana 15 işyerinde en az 7 bin 241 işçi işini kaybetti. Bunların 380’inin sendikal örgütlenme sonrasında işten çıkarıldığı belirtiliyor. En az dokuz işyerinde ise işçilerin direnişi sürüyor. Diğer tarafta Soma’da yaklaşık 4 bin 200 işçinin çalıştığı İmbat Madencilik var.
Ücret ve prim alacaklarının zamanında ödenmediğini belirten madenciler, haklarını alabilmek için Ankara’ya yürümeye başladı. Bir tarafta işini kaybedenler, diğer tarafta çalıştığı halde ücretini alamayanlar... Aslında iki gelişme de aynı soruyu gündeme getiriyor: İşçinin emeğinin karşılığını alması ve işini koruması neden bu kadar zor? ÇIKARMALARIN ADI EKONOMİK DARALMA İşverenlerin toplu işten çıkarmalarda en sık başvurduğu gerekçelerden biri ekonomik daralma, sipariş azalması ve artan maliyetler. Elbette ekonomik koşulların işletmeler üzerindeki etkisini yok sayamayız.
Üretimin daralması, siparişlerin azalması veya işletmelerin mali sorunlarla karşılaşması gerçek olabilir. Ancak bu gerekçelerin varlığı, işverenin işçiye karşı bütün yükümlülüklerini ortadan kaldırmıyor. Üstelik işten çıkarmaların yaşandığı bazı işyerlerinde sendikal örgütlenme sürecinin de gündeme gelmesi, konunun yalnızca ekonomik gerekçelerle açıklanmasını zorlaştırıyor. Evrensel’in derlemesinde yer alan örnekler dikkat çekici. Domino Tekstil’de 60 işçinin işine son verilirken bunların 25’inin sendika üyesi olduğu bildiriliyor.
TYH Tekstil’in fabrikalarını kapatması sonucunda yaklaşık 5 bin kişi işsiz kalırken, Orta Anadolu Mensucat’ın üretimi durdurması yaklaşık 1.500 işçiyi etkiledi. Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Her işten çıkarmayı sendikal baskı olarak nitelendirmek doğru olmadığı gibi, ekonomik gerekçelerin arkasına sığınarak sendikal hakların ihlal edilmesini de görmezden gelemeyiz. Nitekim aynı araştırmada sendikal örgütlenme sonrasında işten çıkarıldığı belirtilen 380 işçiden söz ediliyor.
Asıl sorunlardan biri de işçilerin sendikal haklarını kullanmalarının ardından karşılaştıkları hukuki süreçlerin uzunluğu. Milletvekili Kayıhan Pala’nın Mecliste aktardığı araştırmaya göre sendikalar, yetki itirazı davalarının yüzde 95’ini kazanmasına rağmen incelenen işyerlerinin yalnızca yüzde 10’unda toplu iş sözleşmesi imzalanabiliyor. Davaların ortalama 552 gün sürmesi, bu süreçte sendikal örgütlenmenin zayıflamasına yol açabiliyor. Yani işçi mahkemeyi kazansa bile, yıllar süren mücadele sırasında örgütlülüğünü ve çalışma arkadaşlarını kaybetmiş olabiliyor.
Bu tablo, sendikal hakların yalnızca yasalarla tanınmasının yeterli olmadığını, bu hakların zamanında ve etkili biçimde korunması gerektiğini gösteriyor. SOMA’DA MADENCİ ÇALIŞIYOR ÜCRET YATMIYOR Şimdi bir de Soma’ya bakalım. İmbat Madencilik işçileri, ücret ve prim alacaklarının gecikmesi nedeniyle Ankara yoluna çıktı. İşçiler, bir yılı aşkın süredir ödemelerin gecikmeli ve parça parça yapıldığını belirtiyor. Şirket yönetimi ise çalışanlarına gönderdiği açıklamada, yaşanan mali sıkıntının temelinde Türkiye Kömür İşletmeleri ile yürütülen kömür tedarik düzenindeki sorunların ve Torku’ya satılan kömürün bedelinin tahsil edilememesinin bulunduğunu ileri sürdü. Yönetim, 1 milyar 475 milyon TL tutarındaki alacağın ödenmediğini, şirket varlıklarının ipotek altında bulunduğunu ve maaşları düzenli ödeyebilecek başka bir mali kaynağın kalmadığını açıkladı.
Şirketin bu açıklamasının doğruluğu ve alacağın tahsil edilip edilemeyeceği ayrı bir ekonomik ve hukuki inceleme konusu. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir nokta var: İşverenin mali sorunları, işçinin ücret hakkını ortadan kaldırmaz. İşçi, işverenin müşterisinden parasını tahsil edip edemediğine, şirketin finansman kaynaklarına veya ticari ilişkilerindeki sorunlara bakarak çalışmaz. İşçi çalışır, üretir ve bunun karşılığında ücretini bekler.
Ücret, işçinin ve ailesinin yaşamını sürdürmesinin temel aracıdır. Bu nedenle ücretin zamanında ödenmesi, işverenin yerine getirmesi gereken temel yükümlülüklerden biridir. Üstelik söz konusu olan bir maden işletmesi. Yer altında, ağır ve tehlikeli koşullarda çalışan binlerce insanın ücret ve gelecek kaygısıyla karşı karşıya kalması, yalnızca bir şirketin mali sorunları olarak değerlendirilemez.
Madencilerin alacaklarını istemek için Ankara’ya yürümeleri, yaşadıkları sorunun boyutunu anlatmaya yetiyor. Üstelik yürüyüş sırasında güvenlik güçlerinin müdahalesiyle karşılaşmaları, hak arama mücadelesinin başka bir boyutunu da ortaya koyuyor. GÜVENCENİN KAPSAMI GENİŞ Çalışma hayatındaki güvencesizlik denildiğinde genellikle işten çıkarılma riski akla geliyor. Oysa güvenceli çalışma bundan çok daha geniş bir kavram.
İşçinin ücretini zamanında alabilmesi, sendikaya üye olduğunda işini kaybetme korkusu yaşamaması, fazla mesaisinin karşılığını alması, iş sağlığı ve güvenliği koşullarında çalışması ve geleceğini planlayabilmesi de güvenceli çalışmanın ayrılmaz parçaları. Bir işçinin sigortalı olması tek başına güvenceli çalıştığı anlamına gelmiyor. İşini kaybetme korkusuyla sendikaya üye olamıyorsa, ücretini zamanında alamıyorsa veya hakkını aradığında uzun yıllar sürecek davalarla karşı karşıya kalıyorsa burada ciddi bir güvence sorunu var demektir. Üstelik işini kaybeden işçinin yeniden iş bulabilmesi de başlı başına bir sorun.
DİSK-AR’ın Ekim 2026 raporunda yer alan verilere göre eylül ayında geniş tanımlı işsiz sayısı 12 milyon 762 bine, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 31,2’ye ulaştı. Bu koşullarda işini kaybeden bir çalışanın karşısına yalnızca yeni bir iş bulma sorunu değil, gelirini ve sosyal güvencesini koruma sorunu da çıkıyor. FATURA NEDEN HEP ÇALIŞANA? İşletmelerin ekonomik sıkıntılar yaşaması, üretimin daralması veya ticari ilişkilerde tahsilat sorunları ortaya çıkması elbette çalışma hayatını etkileyebilir.
Ancak bütün bu sorunların faturasının doğrudan çalışanlara çıkarılması kabul edilebilir bir çalışma düzeni oluşturmaz. İşçi işten çıkarıldığında geçim sıkıntısıyla baş başa kalıyor. Çalışmaya devam ettiği halde ücretini alamadığında ise kendi emeğinin karşılığını almak için mücadele etmek zorunda kalıyor.
Bir başka ifadeyle işçi, çalışırken de çalışamaz hale geldiğinde de güvencesizlikle karşı karşıya. Soma’da Ankara yoluna düşen madencilerle farklı kentlerde işten çıkarılan binlerce işçinin hikâyesi bu nedenle birbirinden bağımsız değil. Biri işini korumaya, diğeri emeğinin karşılığını almaya çalışıyor. İkisinin de talebi aslında aynı: İnsanca yaşamak, çalışmasının karşılığını almak ve geleceğinden endişe duymamak.
Çalışma hayatında asıl ölçü, işletmelerin ne kadar üretim yaptığı veya ne kadar kazandığı kadar, o üretimi gerçekleştiren insanların hangi koşullarda yaşadığı ve çalıştığı olmalıdır. Çünkü unutulmamalı; üretimi gerçekleştiren, madeni çıkaran, fabrikada makinenin başında üretim yapan, tarlada toprağı işleyen işçidir. Hizmet sektöründe çalışan emekçiler de sundukları hizmetle ekonomik ve toplumsal yaşamın vazgeçilmez bir parçasıdır. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik koşullar ve yaşanan gelişmeler net bir biçimde şunu gösteriyor: Çalışma hayatındaki bu kötü gidişatın önüne geçmek için işten çıkarmalara karşı iş güvencesini güçlendiren, sendikal hakları etkin biçimde koruyan ve işçinin ücretini zamanında almasını güvence altına alan somut önlemlerin süratle hayata geçirilmesi gerekiyor.



