Spor

İsmail Kartal’ı kurtarmak

Bu ülkede “futbolu bilmiyorum” diyenlerin sayısı oldukça azdır. Taraftarı, gazetecisi, yorumcusu; kime sorarsanız sorun, futbolla ilgili üst perdeden konuşma cesaretine sahiptir. Oysa bir maç hakkında konuşmakla,...

16 okuma

Bu ülkede “futbolu bilmiyorum” diyenlerin sayısı oldukça azdır. Taraftarı, gazetecisi, yorumcusu; kime sorarsanız sorun, futbolla ilgili üst perdeden konuşma cesaretine sahiptir. Oysa bir maç hakkında konuşmakla, futbolun bütün prensipleri ve kültür kodları üzerinden teknik ve idari anlamda konuşmak farklı şeylerdir.

İşin içinde felsefi dayanaklar vardır. Bunlar, derin iç dinamiklere sahip oldukları kadar, bilgiye dayalı öğretileri de zorunlu kılar. Yönetici olmanın sorumlulukları olduğu gibi, ahlaki ve etik bir kurgunun yanında, kulübün tarihsel derinliğine bağlı olarak kurumsal bütünlük içinde işletilecek bir yönetim modeline de sahip olmak gerekir.

Başkanın kişisel tercihleri ve öznel davranış normları kulübü bağlamasa da, aldığı kararların kurumsal yarar gözetilerek verilmesi kaçınılmazdır. Maalesef Türkiye’de futbolun temel sorunu, yönetememe zafiyetidir. İkinci unsur ise antrenörlük mesleğinin anlamının ve mesleki gereklerinin, hem işi yapan antrenörler hem de diğer paydaşlar tarafından yeterince dikkate alınmamasıdır.

Saha kenarında, saha içinde ve saha dışında nelerin yapılması gerektiği konusunda ciddi bir anlayış eksikliği vardır. Öncelikli olarak başkan üzerinden yürütülen ilişkileri; sonrasında ise başkanın talep ve isteklerine göre şekillenen işleri ve siyasete bağımlı telefonlarla yapılan hamleleri, bizim antrenörlük yapımızın temel özellikleri olarak tanımlamak gerekir. Bir de şu sportif veya futbol direktörlüğü konusu var… Böyle bir makamın bizde gerçek anlamda bir karşılığı yoktur.

Bu, çok daha profesyonel bir yönetim kurgusu içinde; Inter, Milan, Barcelona gibi kulüplerde karşılığı olan bir makamdır. Bizdeki esnaf mantığıyla yönetilen anlayışın ve başkan odaklı yönetim biçiminin böyle bir makamı dinlemeye ya da onunla birlikte hareket etmeye tahammülü olmaz. Bakmayın görüntüye; iş dönüp dolaşıp başkanın dediğine varır.

Fenerbahçe için Oğuz Çetin’in orada olmasının bir karşılığı, hele hele Aziz Yıldırım gibi bir başkanın olduğu yerde, yoktur. Nitekim Aykut Kocaman olayında da bunun örneğini gördük… Oğuz Çetin politik bir insandır. Her konudaki önceliklerini kendi kurgusu üzerinden belirler ve daha sonra kuruma yönelir.

Buradan kurum adına bir sonuç çıkması mümkün olmadığı gibi, geçici bir süre için olsa bile belki kendi adına bir şeyler üretilebilir. Ve İsmail Kartal… Öncelikle İsmail Kartal ile ilgili yazdığım yazılar onun şahsıyla değil, mesleki tutumuyla ilgilidir. Fenerbahçe’nin kadro bütünlüğüne baktığımız zaman, böyle bir kadroyu başarıya taşımanın temel prensibi, antrenörün donanımında yatmaktadır.

Antrenmandaki çalışma içerikleri, soyunma odasındaki tutum, verilen taktiğin sahadaki karşılığı ve saha kenarındaki müdahaleler doğrudan maça ve sonuçlara etki eder. Oyuncuların sorumluluk alması ve disiplinli bir tutuma kavuşması da ancak bütün bu unsurların bir arada sonuç vermesine bağlıdır. Bu noktada en önemli ayrıntı iletişimdir.

Yani, yabancı kültürleri yönetme becerisidir. Bu becerinin temel dayanağı, entelektüel birikim ve küresel ölçekte bir vizyon geliştirebilmektir. Sezon başından beri, hazırlık kampı da dâhil olmak üzere, takımın çalışmaları sonucunda kadro bütünlüğü ile taktiksel bütünlüğün oturması; maça göre oyuncu tutumu ve yetenekleri üzerinden sonuç almaya çalışmak, zaman zaman başarılı görünse de istikrar ve sürdürülebilir başarı için yeterli değildir.

Bu iletişim sorunu ve koruma içgüdüsü, ister istemez oyuncular arasındaki farklılıklara yönelmeye ve antrenörün kendisini tanımlayabileceği oyuncular üzerinden bir konfor alanı yaratmasına neden olmaktadır. Kartal açısından asıl sorun da burada ortaya çıkmaktadır. Roma maçından sonra istifa etmesi, belki de başarılı bir oyunun ardından aldığı kararın sonuçlarının kendisi açısından koruyucu olacağını düşünmesinden kaynaklanmış olabilir.

Ancak Fatih Tekke örneğinde olduğu gibi, bu kapıyı bir kez açtığınızda, bir sonraki sorun karşısında da aynı kararı almak kaçınılmaz hâle gelir. Eğer kararı aldıysa ve bunun kendisi için doğru olduğuna inanıyorsa, buradan geri dönmemesi gerekirdi. İnisiyatifi kendi elinde tutması gerekirdi.

Başkan odaklı iletişim böylelikle bir kez daha teyit edilmiş oldu. Başarısızlık bazen başkanı da aşar. Başkan da çaresiz kalır.

Türkiye’de yerli antrenörlerin tamamına yakını yerel figürlerdir. Küresel ölçekte bir anlayışı ve bu anlayışın gerektirdiği kültür kodlarıyla birlikte olması gereken iş kurgusunu benimsemeleri kolay değildir. Bu donanımların süreç içinde tamamlanması gerekir.

Maalesef, bunu bir ihtiyaç olarak hissedebilecek Fatih Terim ve Şenol Güneş dâhil bir antrenörümüz yoktur. Bize sunulanın farklılığı, Avrupa kupalarında net olarak ortaya çıkmaktadır. Temel taktiksel prensipler yerine oyuncu yeteneklerine dayalı günlük çözümler, harcanan paralar ve haksız rekabet koşulları sayesinde Süper Lig için bir çözüm üretebilir.

Ancak Avrupa düzeyinde aynı yaklaşım hüsranla sonuçlanmaktadır. Antrenörlerin de futbolcular gibi gerçek bir rekabet ortamına girmeleri ancak Avrupa’da takım çalıştırmalarıyla mümkün olur. Asya veya Ortadoğu ülkelerinde değil.

Çünkü ancak gerçek rekabet doğruyu açığa çıkarır.

İlgili Haberler