04 October 2026, Sunday
İşli işsiz gençlik
Ekonomi

İşli işsiz gençlik

Etki Can Bolatcan Bugün Türkiye’de gençlerden bahsederken ilk akla gelen kelimeler depresyon, geleceksizlik kaygısı, intihar, iş cinayeti oluyor. Henüz okurken çalışma hayatına girmek zorunda kalan gençler, mezun...

Etki Can Bolatcan Bugün Türkiye’de gençlerden bahsederken ilk akla gelen kelimeler depresyon, geleceksizlik kaygısı, intihar, iş cinayeti oluyor. Henüz okurken çalışma hayatına girmek zorunda kalan gençler, mezun olduktan sonra da bu döngüyü kıramıyor, işsizlik ile tercih etmedikleri işler arasında seçim yapmak zorunda kalıyor. Ev , işli işgibi yeni kavramlar, Türkiye’de bir istisna halinden çıkalı çok oldu.

İktidar, üniversiteleri artırırken, mezun istihdamını daraltarak gençleri geleceksizliğe itiyor.  Gençliğe sunulan yaşamla cebelleşen Ata, Sima ve Berrin gençliğin aktüel sorunlarını anlattı.  TÜKENME LÜKSÜM YOK Okurken çalışan 22 yaşındaki Ata:  Ders programınla çalışma saatlerini nasıl dengeliyorsun? Sabah derste, akşam ya da gece vardiyada olmak fiziksel ve zihinsel olarak seni nasıl etkiliyor?  En yoğun günümde dersim 10.00’da başlayıp 17.00’de bitiyor. Araya ulaşım da girince işe genellikle 19.00’dan önce gidemiyorum.

Okul döneminde bu durumu iş yerimle saatlik ücret üzerinden çözebiliyorum ancak bunun tamamen çalıştığım departmanla ilgili olduğunu düşünüyorum. Çünkü diğer departmanlarda böyle bir çalışma düzenine ya da part-time kabulüne rastlamıyorum; kabul edilse bile tam zamanlı bir çalışanın yarı ücreti teklif ediliyor. Normalde de geç uyuyan biriyim fakat işte harcanan sürekli eforla isteğe bağlı uykusuzluk bir olmuyor.

Sabah 09.00’daki derslere yarı uykulu ve geç kalarak gidiyorum; yoklama tamamen hocaların inisiyatifinde olduğu için dönemleri genellikle devamsızlık sınırında bitiriyorum.  Çalışan bir öğrencinin göze çarpan ilk fiziksel farkı yorgun görüntüsü oluyor. Çevremdekilerle selamlaşmam genelde «Dün yine geç mi uyudun, iş yoğun muydu?» sorularıyla başlıyor. Zihinsel yorgunluğu ise tarif etmeye gerek bile yok.

Günümün ortalama 6 saatinde gelecekte yapacağım mesleğin bilgilerini öğrenmeye çalışırken, 9 saatinde ise o anki geçimimi sağlayan işe odaklanmak zorundayım. Üstelik her iki süreç de ayrılan bu saatlerle sınırlı kalmıyor; bu koşturmaca hayatımdaki olumlu duyguları ve alışkanlıkları alıp götürdüğü gibi unutturuyor da.  KYK bursu ya da kredisi güncel yaşam maliyetleri karşısında ne kadar eridi, devletin sağladığı desteklerin yetersizliği seni iş gücü piyasasına hangi koşullarda itti?  Aldığım 4 bin TL’lik KYK bursunun varlığını, okulun olmadığı ve sadece kira giderimin bulunduğu yaz aylarında bile hissedemiyorum. İlk burs almaya başladığımda yalnız yaşıyordum ve doğalgaz hariç evin faturalarını bursla karşılayabiliyordum.

Şimdi ise bir ev arkadaşım var ve faturaları bölüşmemize rağmen kendi payıma düşen kısmı maaşımdan takviye yapmadan ödeyemiyorum; doğalgaz faturası ise doğrudan maaşıma bağlı durumda.  Eskiden yükümün bir kısmını burs hafiflettiği için ücreti düşük olsa bile bana mesleği öğretecek yerlerde çalışabiliyordum. Yaz aylarında giderlerin azalmasıyla yine bir nebze rahat bir iş seçebilsem de okul dönemi başladığında durum değişiyor. Yazın çalıştığım yerden ayrılıp istemediğim, geliri tatmin etmeyen ama okulla birlikte yürütebileceğim ve sadece hayatta kalmamı sağlayan işlere yönelmek zorunda kalıyorum.  Bu durum sende bireysel bir tükenmişlik mi yaratıyor, yoksa senin gibi binlerce çalışan öğrencinin varlığı sende bir hak arama ve dayanışma bilinci uyandırıyor mu?  Mevcut şartlarda bireysel tükenmişliğe kapılma lüksümüzün olmadığını düşünüyorum, çünkü çok daha ağır koşullarda çalışan insanlar var.

Üniversite geçmişimden daha uzun bir çalışma hayatım olduğu için, kendime yapılmasına izin vermediğim haksızlıkların öğrenci ve işçi arkadaşlarıma uygulandığını sıkça görüyorum. Benzer bir durumu yarın kendi başıma da gelmesin diye iş yerinde arkadaşlarımı her koşulda destekliyorum. Asgari ücret dahi alamayan öğrenci arkadaşlarım varken, hak arama ve dayanışma bilincini diri tutmayı bir sorumluluk ve görev olarak kabul ediyorum.  BİR GELECEK KURABİLMEK İÇİN BEKLENTİLERDEN VAZGEÇMEK GEREK Sima:  Mezun olduktan sonra günlerin nasıl geçiyor?

Gün içinde iş arama süreci kaç saatini alıyor?  Mezun olmadan önce de maddi durumlardan ötürü yarı zamanlı çalışıyordum. Mezuniyet sonrası da bir kafede çalışmaya devam ettim; tabii ki kendi alanım değil. Boş günlerimde ise arkadaşlarımla vakit geçirmeye ya da evde dinlenmeye çalışıyorum.

İş arama sürecine, çalışmaktan fırsat bulamadığım için ancak yeni yeni başlayabildim. Kafe işi günümün büyük bir kısmını kaplıyor. Boş zamanlarımda ilanlara bakmaya çalışsam da bu vakit verimli bir arayış için yeterli olmuyor; çünkü iş aramak ciddi bir çaba gerektiriyor.

  Yaşadıklarını nasıl değerlendiriyorsun?  Yaklaşık üç yıl öncesine kadar sorunun tamamen kişisel yetersizliğimden kaynaklandığını sanıyordum. İleride iş bulabilmek için öz geçmişimi çeşitli eğitimler, sertifikalar ve stajlarla donatmam gerektiğine inanarak yoğun bir stres altına girmiştim. Çünkü gençlere sürekli "En iyisi olmalısın, CV’ni doldurmalısın" baskısı yapılıyor.

Fakat benden önce mezun olan, öz geçmişi benden çok daha dolu bir arkadaşımın bile "tecrübesiz" denilerek işsiz bırakıldığını gördüğümde bakışım değişti. Ayrıca hem kamuda hem özel sektörde liyakat yerine torpilin belirleyici olduğunu, yüksek puanlar almasına rağmen elenen ve yerine tanıdık isimlerin atandığı gençleri gördükçe meselenin bireysel değil, yapısal bir kriz olduğunu anladım. Ekonomik boyutunu ise kamu personeli maaşlarının erimesiyle fark ettim.

Eskiden güvenceli görülen memurluk dahi geçinmeye yetmediği için insanlar özel sektörde günde 10-12 saatlik ağır mesailere mahkum ediliyor. İnsanların istedikleri alanda ve insani koşullarda çalışamaması, krizin ne kadar derin olduğunun en somut göstergesi.  Gelecek açısından neler söylersin?  Türkiye’de bir gelecek kurabilmek ancak hayattan beklentileri asgari düzeye indirmekle mümkün. Ev veya araba sahibi olmayı geçtim; insanca yaşanabilecek bir evde oturabilmek, ay sonunu getirebilecek bir gelire sahip olmak gibi en temel beklentiler bile karşılanamıyor.  Ekonomik krizin yanı sıra siyasetteki baskı, sansür ve yasaklar ortamı gençlerin nefes almasını engelliyor.

Çevremdeki pek çok insan için yurt dışı artık bir alternatif değil, zorunlu bir tek çıkış yolu hâline geldi.  BİREYSEL BAŞARISIZLIK DEĞİL DÜZEN KRİZİ Berfin:   Üniversiteden mezun olurken kurduğun kariyer planı ile bugün çalıştığın alan arasındaki fark ne? Bu farkın getirdiği yükler ve sorumluluklar ne oluyor?  Üniversiteden mezun olurken asıl planım, yüksek lisansa başvurana kadarki bir yıllık süreçte bölümümle ilgili bir iş bulmaktı. Günümüzde alan fark etmeksizin iş bulmanın ne kadar zor olduğunu bilsem de nitelikli bir eğitim aldığım için daha hızlı iş bulabileceğime dair bir umudum vardı.

Ancak alanımda beklentilerime uygun bir iş bulamadığımdan, geçimimi sağlamak adına şu an hizmet sektöründe çalışıyorum.n Mesain bittiğinde oluşan fiziksel ve zihinsel yorgunluğun ardından kendi alanında iş aramaya vaktin ve mecalin kalıyor mu?  Kafede çalışmaya başlamadan önce kendi alanıma yönelik çok daha aktif bir iş arayışım vardı. Ancak şu an günümün büyük bir kısmı iş yerinde geçiyor. Mesai sonrasındaki fiziksel ve zihinsel yorgunluğun üstüne evdeki sorumluluklar ve sosyal hayatı sürdürme çabası da eklenince iş aramak iyice zorlaşıyor.

Dışarıdan kolay bir süreç gibi görünse de sürekli güncel ilanları takip etmek, her ilana özel öz geçmiş hazırlamak ve mülakatlara hazırlanmak ciddi bir zaman ve motivasyon gerektiriyor.  Genç emeğinin ve eğitimin bu şekilde vasıfsızlaştırılması, nitelikli iş gücünün hizmet sektöründe eritilmesini ve iktidarın eğitim/istihdam politikalarını kendi yaşadıkların üzerinden nasıl yorumluyorsun?  Üniversite hayatımız boyunca belirli bir alanda uzmanlaşmak için birçok eğitim alıyor, çok fazla zaman ve emek harcıyoruz. Ancak bugün gelinen noktada kimsenin kendi niteliğiyle iş bulabileceğine dair bir umudu kalmadı. Liyakatsizlik giderek yaygınlaşıp toplumda normalleşirken torpilli olmak da utanılacak bir durum olmaktan çıktı.

İktidar, niteliğine bakmaksızın kendi yandaşlarına istihdam sağlarken üniversite mezunu gençler geçinebilmek için çoğu zaman düşük ücretli, güvencesiz ve ağır çalışma koşullarına sahip işlere yönelmek zorunda kalıyor. Bu durumun yarattığı ekonomik bağımlılık ve güvencesizlik ise geleceğe dair umutları zayıflatıyor. Yine de tüm bunların asıl nedeninin bireysel yetersizliklerimiz değil, emeğin ve eğitimin doğrudan sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirildiği bu düzen olduğunu unutmamak lazım. 

İlgili Haberler