13 October 2026, Tuesday
İnsanın En Sinsi Düşmanı
Ekonomi

İnsanın En Sinsi Düşmanı

Bir insanın en tehlikeli düşmanı kibirdir. Sinsi bir düşman gibi insan vücudunda zamanla dal budak salar ve güçlenir. Bir ağacın içine giren kurt gibi onu içten içe çürütür de çoğu insanın haberi olmaz. Büyüklük duygusu...

Bir insanın en tehlikeli düşmanı kibirdir. Sinsi bir düşman gibi insan vücudunda zamanla dal budak salar ve güçlenir. Bir ağacın içine giren kurt gibi onu içten içe çürütür de çoğu insanın haberi olmaz.

Büyüklük duygusu hemen hemen hepimizde vardır, kimimizde az kimimizde çok olarak bulunur. Şeytanın insanlığa bıraktığı en tehlikeli manevi miras kibirdir. Şeytanın mesleği ve ilahi huzurdan kovulma sebebi kibirdir.

Kibir şeytani, mütevazılık rahmanidir. Kibir, Rabbimizin hiç sevmediği, bizlerden kaçınmamızı istediği ve şiddetle yasakladığı büyük günahlardan biridir. “Kibirlenip de insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme!

Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.” (Lokman 31/18) “Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma!” (İsrâ 17/37) Peki, biz insanlarda ne zaman kibir hastalığı daha ziyade olmaya ve insanlarla Hak’la ilişkimiz bozulmaya başlar? Rabbimiz bizi ilimle varlıkla makamla imtihan etmeye karar verdiği güç, imkânı önümüze serdiği zaman çoğumuz bu imtihanı başarıyla veremeyiz ve bu imtihanın altında eziliriz. Yüz kitap okuyan bir kişinin kibriyle okuduğu kitapların sayısını bilmeyen bir kişinin kibri ve imtihanı aynı olabilir mi?

Hayatı boyunca beş, on imtihan kazanan biriyle girdiği bütün imtihanları kazanan bir kişinin kibri ve imtihanı aynı olabilir mi? Normal güzellikteki biriyle dünyalar güzeli birinin kibri ve imtihanı bir olabilir mi? Birkaç bahçesi, tarlası, arsası, evi, yatı katı olanla serveti dillere destan olan birinin kibri ve imtihanı bir olabilir mi?

Bir işçinin kibriyle bir işverenin kibri ve imtihanı bir olabilir mi? Bir köy muhtarının kibriyle bir valinin kibri ve imtihanı bir olabilir mi? Mazhar-ı feyz olamaz düşmeyicek hâke nebât Mütevazı' olanı rahmet-i Rahmân büyütüo kişiyi kulların gözünde değerli kılar.) Bugün kendimizi şöyle bir test edelim.

Gerçekten mütevazı bir insan mıyız yoksa kibir hastalığı bizde neşvünema bulmuş da bizim haberimiz mi yok? Mütevazı insan, konuşmak için kolay kolay adam seçmez; kibirli insan herkese selam vermez, muhatap alacağı insanı seçer. Mütevazı insan, gücü yönetebilir; kibirli insanı güç yönetir.

Mütevazı insanın çevresi geniş, seveni çok, sofrasının başı kalabalıktır; kibirli insanın ise seveni az ve yalnızdır. Mütevazı insan, anne babası eşi çocukları konu komşu akrabalarıyla iyi bir iletişim içindedir. Kibirli insan ise hem kendisiyle hem de yakın çevresiyle çatışma içinde, savaş halindedir.

Mütevazı insan, yüzü güleç ve parlak, dili tatlıdır. Kibirli insan ise soğuk ve donuktur. Çoğu zaman kalp kırar ve onarmak için bir mücadelenin içine girmez, özür dilemez.

Mütevazı insan, problemlerini saygı sınırları içerisinde alçak bir ses tonuyla konuşarak çözmek için mücadele verir; kibirli insan ise problemlerini öfke ve manipüle yoluyla çözmeye çalışır, her zaman haklı olduğuna inanır. Mütevazı insan esnektir, sabırlıdır; çözüm, iletişim ve dostluktan yanadır, hemen köprüleri yıkmaz; kibirli insan ise bir çırpıda insanları siler kolay kolay affetmez ve barışa yanaşmaz. Mütevazı insan, başarılarının arkasında kendisini yoktan yaratan Rabbini görür, başarıları kendinden ve çevresinden bilmez; kibirli insan başarıları kendinden bilir.

Mütevazı insan “biz, grubumuz, bu fakir” diye konuşur “ben” kavramını silikleştirir; kibirli insan ise “ben” diye söze başlar ve kurduğu cümleler, soğan yiyen kişinin ağzının koktuğu gibi “benlik, enaniyet, narsistlik” kokar. Mütevazı insan, aşkın bir ruh haliyle çevresini gözetir, fedakârlıktan kaçınmaz; kibirli insan ise kendisi, çıkarları için yaşar ve ölür. “Bahar mevsiminde bir taş yeşerir mi?

Toprak gibi mütevazı ol ki senden renk renk güller ve çiçekler yetişsin!” Bize gelen her nimeti, önce Hak’tan bilmek gerek ki, imtihanımız kolay, yolumuz açık olsun. Hz. SüSebe halkının güneşe taptıklarını duyunca bir mektupla onları Allah’a imana davet etmiş, Melike Belkıs da teslimiyetini ifade etmek üzere yola çıkmıştı.

Hz. Sükendi bilginlerine, Belkıs’tan önce onun tahtını getirmelerini söyledi. Kitaptan biraz ilme sahip olan bir âlim, “göz açıp kapayana kadar onu getiririm” dedi.

Hz. Sübaşını çevirip tahtı yanında görünce “Bu Rabbimin bana bir lütfudur.” diyerek Allah’ın kendisine verdiği nimetleri andı. Belkıs da Hz.

Süköşkünü ve kendi tahtını gördükten sonra Allah’a teslim olup iman etti. Bu, şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur.

Kim de nankörlük Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir. (Neml, 27/40) İlimle varlıkla makamla imtihana tabi tutulup da kendini kaybetmeyen, şöhrette kaybolmayan, bu imtihanı mütevazılıkla taçlandıran, bu imtihanın hakkını veren ve Hak’kın rızasını kazanan insan ne güzel, değerli, şerefli bir insandır. İnsanlar tarafından çok sevilen ve Yaratıcının yanında seçkin bir makama sahip olan bu bahtiyarlara selam olsun.

İlgili Haberler