28 September 2026, Monday
​İnsanı Kimliğiyle Değil, Mücadelesiyle Konuşalım
Ekonomi

​İnsanı Kimliğiyle Değil, Mücadelesiyle Konuşalım

​Elif Eralp’in Berlin’deki seçim başarısı gerçekten içimizi ısıttı, sevindik. Hayatın bu kadar pahalı, ırkçılığın ve ayrımcılığın bu kadar tırmandığı bir dönemde, böylesine önemli bir başarıya imza atılması elbette çok...

​Elif Eralp’in Berlin’deki seçim başarısı gerçekten içimizi ısıttı, sevindik. Hayatın bu kadar pahalı, ırkçılığın ve ayrımcılığın bu kadar tırmandığı bir dönemde, böylesine önemli bir başarıya imza atılması elbette çok kıymetli. ​Fakat başarının ardından yapılan bazı paylaşımları okurken düşündürücü gelen bir detay vardı.

​Bir yandan “ayrımcılığa, ırkçılığa karşıyız” diye ses yükseltiyoruz; diğer yandan insanları hâlâ nereli olduklarıyla, kökenleriyle etiketlemeye, kutuplara ayırmaya devam ediyoruz. Ne gerek var? Açıkçası bir insanın kökeni veya ırkı mesele olmamalı; kime ne bundan?

İnsanları sürekli bir kimlik kalıbına sokmak, bunu bazen “bak ne güzel övüyoruz” diyerek olumlu bir anlamla yapsak bile, sonuçta aynı zihniyetin bir başka biçimi olmuyor mu? Irkçılığa ve ayrımcılığa karşı çıkacaksak, önce insanları etiketleme alışkanlığımızdan vazgeçmeliyiz. ​Almanya Berlin'de seçimlerde zaferle çıkan Elif Eralp’i kökeniyle değil; neyi savunduğuyla, hangi değerler için mücadele ettiğiyle ve nasıl bir dünya istediğiyle konuşmalıyız.

Çünkü mesele insanın nereden geldiği değil, neye inandığı ve ne için ter döktüğüdür. ​Zaten Berlin’deki seçim kampanyasına yakından bakıldığında asıl hikâyenin kimlik siyaseti olmadığı, tam aksine halkın en temel geçim ve barınma dertlerine çözüm arayan bir hatta kurulduğu açıkça görülüyor. Almanya’nın başkenti Berlin’de oyların büyük bir kısmını alarak öne çıkan Eralp’in arkasındaki rüzgâr; etnik kökeni veya kimliği üzerinden değil, fahiş kira artışları, derinleşen barınma krizi ve hayat pahalılığı gibi kentin en büyük yangınlarına karşı yürütülen halkçı siyaset sayesinde esti.

​Bugün dünyada da rüzgâr artık bu yönden esiyor. İnsanlar başını sokacak uygun fiyatlı bir ev bulamazken, faturalarını ödemekte zorlanırken siyasetin dili etiketlere hapsolamaz. Halkın temel taleplerine kulak veren bu tür çıkışlar, küresel ölçekte güçlü bir değişim dalgasının habercisi oluyor.

Artan enflasyon, dar gelirli aileleri şehir merkezlerinin dışına iten acımasız emlak piyasası ve özelleştirilerek niteliğini yitiren kamusal hizmetler; sadece Berlin’in ya da Türkiye’nin değil, tüm dünyada ezilen kesimlerin ortak çığlığıdır. ​Bugün ister Berlin’de, ister dünyanın herhangi bir metropolünde, ister Türkiye’de olun; siyasetçilerin laf kalabalığı yapma, halkı kimlikler üzerinden bölme lüksü yok. Siyaset; tam da bu geçim sıkıntısını bitirecek, kamusal hizmetleri güçlendirecek ve hayatı ucuzlatacak somut çözümler üzerinden kurulmak zorundadır.

Berlin’den yükselen bu halkçı söylemler ve değişim talebi, dünyada da artık siyasetin etiketler üzerinden değil, halkın ekmek ve barınma kavgası üzerinden yeniden şekilleneceğinin en net göstergesidir. ​Bizde de maalesef siyaset yıllardır hep kimlikler, kökenler üzerinden konuşulur; halkın tenceresi, yoksulluğu, barınma sorunu ise hep ikinci plana atılır. Oysa Berlin’den dünyaya yayılan bu değişim dalgası ve Elif Eralp örneği bize siyasetin nerede yapılması gerektiğini gösteriyor: Mesele kimlikleri yarıştırmak değil, halkın yaşam hakkını ve geçimini savunmaktır.

​Gerçek bir adalet ve eşitlik, insanları etiketlere bölmekle değil; Berlin’den Türkiye’ye, dünyanın dört bir yanına kadar nerede yaşarsa yaşasın herkesin insanca yaşayacağı bir düzeni kurmakla mümkündür. ​Ve sana gelince sevgili Elif Eralp: Tebrikler. Yolun açık, mücadelen güçlü olsun; başarılar diliyorum.

İlgili Haberler