İlk Ders: Geçim Derdi!
Ekonomi

İlk Ders: Geçim Derdi!

Yarın milyonlarca öğrenci, okul ziliyle birlikte sınıflarına, öğretmenlerine ve arkadaşlarına kavuşacak. 2026-2027 eğitim öğretim yılı başlarken resmî verilere baktığımızda karşımıza devasa bir tablo çıkıyor: Türkiye...

13 okuma

Yarın milyonlarca öğrenci, okul ziliyle birlikte sınıflarına, öğretmenlerine ve arkadaşlarına kavuşacak. 2026-2027 eğitim öğretim yılı başlarken resmî verilere baktığımızda karşımıza devasa bir tablo çıkıyor: Türkiye genelinde okul öncesinden lise son sınıfa kadar örgün eğitimde 19 milyon 242 bin 503 öğrenci ve bu sistemi omuzlayan 1 milyon 147 bin 441 öğretmen, yeni bir maraton için hazırlıklarını tamamladı. Kâğıt üzerinde büyük görünen bu ordu, ülkenin yarınlarını inşa etme iddiası taşısa da tablonun arka planında neşeli koridorlardan ziyade mutfaklardaki yangın ve evlerdeki derin bir çaresizlik hâkim.

Bir yanda milyonlarca çocuğun anayasal ve insani hakkı olan nitelikli eğitim talebi var; diğer yanda ise asgari ücretle veya yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi veren aileler. Kalem kalem hesaplandığında durumun vahameti, şehir merkezlerinde ve köylerde farklı ama bir o kadar acı şekilde kendini gösteriyor. En temel defter, boya, kalem ve çanta setleri bile kurdaki ve enflasyondaki artışla birlikte tek bir çocuk için sırtlanılması güç maliyetler doğuruyor.

Kaliteli bir çanta almak lüks kategorisine girerken her eğitim döneminin başında hazırlanan ve temel ihtiyaç niteliğindeki kırtasiye listeleri bütçeleri doğrudan deliyor. Gelişme çağındaki çocukların her yıl boy atması sebebiyle yenilemek zorunda oldukları üniformalar ve ayakkabılar da işin tuzu biberi oluyor. Birden fazla çocuğu okutmanın getirdiği bu devasa mali baskı altında aileler, bayramlık bile alamazken okul masraflarını denkleştirebilmek için esnafa veresiye yazdırmak ya da kredi kartı limitlerini sonuna kadar zorlamak zorunda kalıyor.

Mesele sadece kırtasiye ve kıyafetle de bitmiyor; işin içine coğrafi eşitsizlikler ve ulaşım girdikçe çember daha da daralıyor. Büyükşehirlerde bütçeleri ezip geçen, akaryakıt, bakım ve şoför maliyetleriyle katlanan servis ücretleri velileri bütçelerinden büyük ödünler vermeye iterken, taşımalı eğitim sistemindeki daralmalar ve kısıtlamalar yüzünden kırsal bölgelerde okullarına ulaşmaya çalışan çocukların yaşadığı çile de katlanarak artıyor. Bu tablo, yalnızca ekonomik bir krizin ötesinde, toplumsal geleceğimizi sarsan devasa bir adalet sorunu barındırıyor.

Öğretmenlerimiz sınıflarda imkânsızlıklar içinde fırsat eşitliği yaratmaya, çocukların eksiklerini kendi imkânlarıyla kapatmaya çalışırken dışarıda veliler, “Acaba bu ay hangi faturayı ödemeyip servis veya defter parasını denkleştireceğim?” sorusuyla boğuşuyor. Yarın okullar açılacak, kameralar bahçelerdeki neşeli çocuk yüzlerini çekecek, yetkililer “Geleceğimiz teminat altındadır.” demeçleri verecek. Lakin asıl mesele, o kameraların görmediği yerdedir: Şehirlerin beton yığınları arasında artan servis ve kırtasiye masraflarıyla belleri bükülenlerin, köy yollarında taşımalı eğitimin sıkıntısını çekenlerin ve pazar sepeti yerine okul listesini doldururken derin bir çaresizlik yaşayan anne babaların sessizliğindedir.

Bu ülkenin çocukları en iyisini hak ediyor. Ancak o çocukları borç harç içinde, servis kuyruklarını ve okul masraflarını kara kara düşünerek okutmaya çalışan milyonlarca aile, bu ağır tabloyla baş başa kalmış durumda.

İlgili Haberler