Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel il başkanları toplantısında bir dizi görevden söz etti. İlk sıraya “iktidar kapasitesini millete gösterme” görevini koydu. Konuşmasında bunu açmadı, ama zaten “iktidar” sloganı, bir zamandır Özgür Özel’le birlikte il, il, sokak sokak gezip duruyor.
İktidar kapasitesi nedir ve nasıl gösterilir, sorusuna yanıtlar üretmek, mücadele stratejisi geliştirmek anlamına da geleceği için, önemsenmelidir. Tartışmaya daha kışkırtıcı bir soru ile başlayalım: Bugünün Türkiye’sinde iktidar kapasitesini gerçekleştiren herhangi bir politik irade var mıdır? Devleti sevk ve idare eden politik iradenin -saray rejimi ya da Özgür Özel’in kafiyeli adlandırmasıyla “AK partinin KARA düzeni” – nicedir sergilediği, iktidar kapasitesi midir?
Siyasal iktidar kapasitesi ya da politik güç kapasitesi, korku ve şiddet yoluyla itaat ettirme potansiyeli olarak tanımlanabilir mi? Buna olumsuz yanıt vermek için Arent’gil naif iktidar kavrayışına sahip olmamız gerekmez. Arent’gil çözümlemede, şiddet ile iktidar arasında negatif bir ilişki söz konusudur; şiddetin artışı iktidar kabiliyetindeki aşınmanın bir göstergesidir, zira iktidar, paylaşılan güç, demektir. ARENT’İN KÖR NOKTASI Arent’in naif iktidar kavrayışının nedenlerinden biri, siyasal düzlemi ekonomik güç ve sömürü ilişkilerinden tümüyle bağımsız ele almasıyla ilgilidir.
Cumhuriyet söz konusu olduğunda, Arent’in yönetilenlerin rıza ve onayını, siyasal iktidarın tanımı gereği görmesi önemlidir. Arent’e bu çözümleyi yaptıran modern ulus-devletler artık dönüşmüş vaziyettedir. Artık sermayenin genel çıkarını toplumun/halkın/ulusun genel çıkarı olarak örgütleme gereksinimi duymayan ya da böyle bir kapasitesi kalmayan devlet biçimleri söz konusudur.
Uzun neoliberal dönüşümün ardından kapitalist devlet aygıtının sosyal boyutu budanmıştır. Türkiye özelinde bu tasfiyenin nasıl yaşandığı malumumuzdur; sonuç olarak memlekette de yurttaşlık, hak temelli bir statüden giderek boş bir hukuki kabuğa dönüşmüş durumdadır. BELEDİ HİZMETTEN YEREL İKTİDARA Belediyeler, özellikle de Özgür Özel ve arkadaşlarının 2024 seçim başarısıyla kazandığı belediyeler, halkçı belediyecilik ilkelerine uygun pratikleriyle büyük bir politik etkiye sahip oldu.
Devletin sosyal boyutu ve kamusal karakteri geriledikçe, halkçı belediyeciliğin Arent’gil anlamda siyasi iktidar etkisi yükselişe geçti. Özgür Özel’in “iktidar kapasitesini millete gösterme” ödevi için demek ki belediyeler, beledi hizmet gören birimler olmaktan çıkıp yerel iktidar pratiği sergilemek durumundadır. Bunun ilk şartı, hem kendi çalışanlarını hem de sorumlu olduğu mahaldeki yurttaşları -ilk grubu beledi işlerin hizmetlileri, ikinci grubu da edilgen hizmet alıcıları olmaktan çıkaran, her iki kesimin örgütlü katılımcılığını esas alan bir çalışma tarzının benimsenmesidir.
GÖSTERİNİN ÖTESİ Burada kritik ayrım şudur: iktidar kapasitesini “millete göstermek”, bir performans veya iletişim stratejisi meselesi değildir; teşhirle, mitingle, sloganla ölçülecek bir şey değildir. İktidar, paylaşılan güç ise, onun göstergesi de ancak paylaşımın fiilen örgütlendiği yerde bulunabilir -belediye meclisinde, mahalle komitesinde, sendika şubesinde, kooperatifte. Üstelik bugünkü süreç “kurtuluş-kuruluş” mücadelesinin gerektiği bir süreç ise ilkinden alınacak ders bellidir.
Mustafa Kemal ve arkadaşlarının kurtuluş-kuruluş iradesi boşlukta doğmamıştır: Trakya’da Edirne ve Lüleburgaz; Batı Anadolu’da Afyon, Alaşehir, Balıkesir, İzmir, Muğla, Nazilli; Sınır Doğuda Kars, Ardahan, Batum ve Erzurum; bunlara ilaveten Trabzon ve Pozantı’da Kemalist önderliğin oluşumundan önce yada eş zamanlı bir şekilde yerel kongre iktidarları oluşmuştu. Profesör Bülent Tanör’e göre adları ister cemiyet ister kongre olsun, sözü edilen örgütlerin tamamı “siyasal iktidar odağı” yada “kamusal otorite merkezi” kimliğine sahiptir. İşte Özgür Özel’in Partimizin ilk kongresi diyerek sahip çıktığı Sivas Kongresi, yerel kongre temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen ilk ulusal kongre idi.
CHP’li belediyelerin bugüne kadar sergilediği örnekler, yerel iktidar potansiyelinin kimi zaman gerçekleştiğini, çoğu zaman ise klasik bir hizmet belediyeciliğinin sınırlarında kaldığını gösteriyor. Yurttaşları ve belediye çalışanlarını karar alma süreçlerinin öznesi kılmayan hiçbir belediyecilik pratiği, olsa olsa iyi niyetli bir hizmet işletmeciliği olur. Dolayısıyla Özgür Özel’in Parti örgüt faaliyetinde ilk sıraya koyduğu “iktidar kapasitesini millete gösterme” ödevi, aslında muhalefetin kendi saflarında bir özeleştiriye işaret ediyor: iktidar, seçimlere kadar gösterilecek sabrın sonrasına ait bir hedef olarak kavrandığında, fakru zaruret içindeki geniş halk yığınlarının acil müdahale bekleyen ihtiyaçları, kendisine dışardan seçim vaadi olarak söylenen sözlere dönüşecektir; bu halk kendi çilesini, siyasetçi makamından kendine anlatanı neylesin?
Halkın acil ihtiyaçları, beledi olanakların örgütlü halk pratiği ile ve fakat hayırseverlik edasıyla değil dayanışmacı etik ile karşılayan pratik söz konusu olduğunda, iktidar kapasitesi görünür olacaktır. İktidar kapasitesi, yukarıdan aşağıya sergilenen bir görüntü değil, aşağıdan yukarıya inşa edilen bir örgütlenme ilişkisidir.