Şimdi artık daha az konuşuluyor olsa da Eylül ayı, genellikle 12 Eylül 1980 askeri darbesini ve yarattığı toplumsal tahribatı hatırlatıyor. Darbeyi doğrudan yaşayan benim kuşağımdakiler için, herhalde hiç unutamayacakları hasarlı izleri düşündürtüyor. Zira yüz binlerce insanın hayatında kalıcı etkiler bırakmış kötü bir deneyimdir 12 Eylül.
Kendini ‘yetkili’ ve daha fazla ‘vatansever’ sayan bir grubun, milyonların hayatına kıyması ise sosyoloji ve psikoloji başta olmak üzere sosyal bilimlerin bile açıklamakta kifayetsiz kaldığı bir siyasal vak’adır. Ülke ölçeğinde olduğu gibi her yerelin de kendi ‘Eylül’ deneyimleri vardır ki herhalde 2 Eylül 1977 onlar içinde en çok bilineni olsa gerek. O gün İstanbul’un görece küçük yerleşimi olan 1 Mayıs Mahallesi’nde büyük gecekondu yıkımı olmuştur.
Gecekonduların yıkılması elbette pek çok kuşağın tanıklık ettiği bir kentsel vak’adır ama gecekonduyla birlikte insana da kıyılan deneyimler, bu ülkenin tarihinde istisnadır. İşte bir istisna olarak o gün gecekondularla birlikte on kişinin hayatına da kıyılmıştır. Tıpkı 12 Eylül gibi artık eskisi kadar yaygın-yoğun konuşulmuyor olsa da 1 Mayıs Mahallesi’nin yıkımı da, Türkiye’de toplumsal mücadeleler tarihinde kalıcı izler bırakmıştır.
Şimdilerde ne tarafa baksa beton yığını gökdelenleri gören ve onların kuşatmasına maruz kalan 1 Mayıs Mahallesi, sadece özgünlüğünü değil, sesini de yitiren bir mekâna dönüşmüş görünüyor. *** Toplumsal hafızanın yitimi, bu ülkede sadece kentlerin değil, her yerin/kurumun bir tür ortak özelliğidir. O kadar ki sadece bir kaç on yıl içinde mekânlar/kurumlar sanki bütün hafızalarını yitirip, bambaşka siluetlere dönüşüyorlar.
Üstelik bu yeni siluetler birbirlerinin kopyası gibi görünüyor. Hafıza ve öyküleri çok farklı ş, giderek bir kalıptan çıkmış gibi birbirine benziyor. Toplumsal-kültürel alanın tekçi zihniyetle dizaynı gibi, mekânlar da tek tip bir forma dönüşmüş bulunuyor.
Tüm şehirlerde kıyıda köşede kalmış ne kadar farklı öbek varsa, rutine dahil olmak için sanki sıra bekliyor. ‘Tek dil, tek millet’ gibi bu ülkenin kuruluşundaki hedeflerin alanı, fiziki mekânları da kapsayacak şekilde genişlemiş görünüyor. Çoğul alan ve buna işaret eden tüm geçmiş, artık bir askeri darbeye bile gerek kalmadan sessizce siliniyor, yok oluyor, yok ediliyor.
1 Mayıs Mahallesi, Türkiye’nin kentsel toplumsal mücadeleler deneyimi bakımından bugün dünyanın bazı akademik kurumlarında da biliniyor. Kentsel mekâna aşağıdan müdahalenin bir örneği olarak araştırmalara konu oluyor, öyküleri yazılıyor, anlatılıyor. Bir büyük yıkımın ve kıyımın ardından nasıl bir kaç gün içinde yeniden kurulduğu, öykünün kendi akışı içinde kaydedilmiş görüntülerle birlikte sunuluyor.
Bütün bu süreci, kendi inşa ettiği ve yönettiği adalet duygusu ile kuran özgün demokratik mekanizmaların bambaşka örnekleri yazılı-sözlü anlatılara konu oluyor vb. *** Gelgelelim sadece bu ülkede değil, şimdi artık birden fazla mahalleye dönüştürülmüş eskinin 1 Mayıs Mahallesinde bile, bu deneyimin mekânsal ve toplumsal hafızası her yıl biraz daha silinerek, görünmez hale geliyor. O kadar ki mahallenin sokaklarında, az da olsa var olmaya devam eden ilk gecekondular arasında ya da çeperinde o büyük yıkımın, kaybedilen canların ya da o sürece dair diğer öykülerin izlerini görmek artık pek mümkün değil.
Bu müstesna deneyimin görselleri, fotoğrafları, belgeselleri, kitapları, makaleleri bile genellikle görünür değiller. Mahalle sadece mekânsal değil, toplumsal ve kültürel olarak da hızla belleksizleşiyor. Tıpkı 12 Eylül askeri darbesinin yarattığı büyük yıkım ve hasarın görünmez hale gelmesi gibi.
Kısaca ‘iki Eylül’den kalan büyük hafıza kaybı ve geleceğin hafızasını kurmak, bugünün en önemli kentsel toplumsal ihtiyaçlarından biri olarak kendini iyice hissettiriyor. Herhalde yerel ölçek başta olmak üzere 1 Mayıs Mahallesiyle ilgili tüm kurumların, giderek silinen hafızayı yeniden kurmak gibi bir büyük görevi de olmalıdır. Tıpkı tüm ülkede silinen hafızayı yeniden kurmak gibi.
Zira unutmamak gerekir ki, geçmiş yoksa gelecek de belirsizdir.