01 October 2026, Thursday
Hocamahmut Mahallesi, Kelefenin Dükkânı Ve Balıklı Şeker
Ekonomi

Hocamahmut Mahallesi, Kelefenin Dükkânı Ve Balıklı Şeker

​Hocamahmut Mahallesi’nin tozlu, eski sokaklarında, Kelefe’nin dükkânından içeri süzülüp de balıklı şekerleri aldığım o anlar... Kırmızıları, yeşilleri vardı; parmaklarımın ucunda birer mücevher gibi parıldayan,...

​Hocamahmut Mahallesi’nin tozlu, eski sokaklarında, Kelefe’nin dükkânından içeri süzülüp de balıklı şekerleri aldığım o anlar... Kırmızıları, yeşilleri vardı; parmaklarımın ucunda birer mücevher gibi parıldayan, özellikle o renkleri seçtiğim şekerler. Çocuk aklımın en saf neşesi, cam kavanozun dibindeki dünyaya saklıydı.

O balıklı şeker benim için yalnızca tatlı bir lezzet değil, hayatın ilk ve en masum oyuncak, en sadık yoldaşıydı. Bugün bile ne zaman önünden yorgun adımlarla geçtiğim bir oyuncakçı vitrini görsem, gözüm istemsizce o kaybettiğim düşü arar. Beyhude...

İnsan büyüdükçe anlıyor ki dünya, bir zamanlar ellerimizde parlayan o güzelim oyuncakları bir daha asla imal edemedi. ​O bozkır şehrinde, denizi hiç görmemiş bir çocuk yüreğiyle okyanusları özlerdim. Karaman’ın kuzeyinden sökün edip gelen sert kış; yolların çamuru, ayazı ve karlar altında kalan hayat, her şeyi dondurur; yaz ise kavurucu sıcağıyla ovadaki bütün otları, umutları sarartırdı.

Dört bir yanımız dağlar ve uçsuz bucaksız ovalarla çevriliydi; belki de bundandır, içimdeki o deniz sevdası bir yangın gibi büyürdü. Sonra kader yüzüme güldü; anneannemler İzmir Bornova’ya göçtü de nihayet o mavi mucizeyle, denizle tanıştım. Kırmızı ve yeşil balıklı şekerler ise o bozkırda asılı kaldı; onları bir daha hiç göremedim.

​İzmir’e vardığım o ilk gün, kulaklarımda bir vapur düdüğünün içli çığlığı çınladı. Sulara dalıp çıkan gümüş balığı gördüm. Kemeraltı’nın tarihi kalabalığında el ele tutuşup neşeyle yürüyen cıvıl cıvıl gençleri, Kordonboyu’nun ezgisini, körfezin sularında salınan gemileri, Saat Kulesi’nin gölgesinde güvercinlere atılan yemleri, Hisar Camii’nin serin şadırvanında soluklanan yorgun turistleri seyrettim.

Kültürpark’ın büyüleyici dünyasında; hayvanat bahçesinin kafesleri ardındaki tavus kuşlarını, aslanları, kaplanları, koca filleri, sinsi timsahları ve tahtadan yapılma yaramaz çocukları andıran neşeli maymunları tanıdım. Her şey oradaydı, rengarenk ve canlıydı; ama o kırmızı ve yeşil balıklı şekerler yoktu. ​Belki de sırf o kayıp çocukluk lezzetini, o gizli cenneti bulabilmek için gemici oldum.

Yedi denizi, üç okyanusu aştım. Köpekbalıklarının gölgelerini, yunusların neşeli danslarını, dev ispermeçet balinalarının okyanusun derinliklerindeki uykularını izledim. Martılar, albatroslar, uçan balıklar, ringa sürüleri, dev ahtapotlar, karanlık sularda fener yakan acayip balıklar, uskumrular, ıstakozlar, kılıçbalıkları, hamsi bulutları ve gagaları kırmızı ile sarı, gövdeleri siyahla beyaz deniz papağanları...

Ama o kırmızı ve yeşil balıklı şekerleri bir daha hiç göremedim. ​Yıllarca ben bir İskenderiye Feneri oldum; ıssız güverteli, rüzgarla söyleşen yalnız bir gemiydim. Sonsuz gökyüzünün altında, dalgaların ve okyanusların sırtında yollar kurdum, köprüler attım.

Yürüdüm, yürüdüm, okyanusun dibinden göğün katlarına kadar aradım; kırmızı ve yeşil balıklı şekerleri yine bulamadım, göremedim. ​Aradan uzun yıllar geçti; kader beni yeniden Karaman’ın topraklarına attı. Belki çocukluğumun gizli köşesinde duruyorlardır diye aradım, taradım.

Yoktular. Kırmızı ve yeşil balıklı şekerleri bir daha hiç göremedim. Çünkü o şekerler, Karaman’ın o acı tatlı eski güzel günleri gibi, zamanın delik deşik cebinden dökülüp ebediyen kaybolup gitmişlerdi.

İlgili Haberler