Kendi vatanında, kendi toprağında hissetmek sadece coğrafya ile ilgili değildir; işittiğin sesle, duyduğun dil ile de ilgilidir. Ne yazık ki son yıllarda tatil beldelerimizden Anadolu’nun kalbindeki şehirlere kadar genişleyen, insanı kendi evinde yabancı hissettiren bir müzikal kuşatmanın ortasındayız. Bu yıl tatilimi Çeşme’de geçirdim.
Günübirlik Alaçatı gezimde en görkemli restoranların, en şık pastanelerin önünden geçerken kulağımı dolduran sesler ne yazık ki bu topraklara ait değildi. Yurt dışında yaşayan, vatan hasretini her an içinde taşıyan biri olarak elbette Türkiye’ye geldiğimde kendi dilimi, kendi ezgilerimi duymak isterim. Ancak meselenin sadece kişisel bir özlem olmadığını anlamak için madalyonun diğer yüzüne bakmak yeterli.
Fransa’ya, Almanya’ya ya da yanı başımızdaki Yunanistan’a gittiğinizde, girdiğiniz mekânlarda ağırlıklı olarak o ülkenin kendi kültürünü, kendi müziğini dinlersiniz. Kimse kendi kimliğini saklamaya ya da bir başkası gibi görünmeye çalışmaz. Bizde ise Çeşme veya Alanya gibi turistik bölgelerde abartılı şekilde yapılan bu durum, ne yazık ki Anadolu’nun ruhunu temsil eden şehirlere kadar sıçramış durumda.
Yıllar önce Kayseri’de, bir dondurma markasından yola çıkarak zincirleşen bir pastanenin şubesinde yaptığım bir buçuk saatlik iş görüşmesi boyunca aralıksız Fransızca şarkılar dinlemek zorunda kalmış, zihnen şişmiştim. Kayseri’de, Konya’da, Karaman’da bu yabancı müzik sevdası neden? Kendi kültürüne karşı duyulan bir aşağılık kompleksi mi, yoksa kulaktan kulağa yayılan yapay bir modernlik illüzyonu mu?
Oysa Türk müziği; Klasik Türk Sanat Müziği’nin derinliğinden Halk Müziği’nin samimiyetine, modern popun dinamizminden zengin enstrümantal yapısına kadar devasa bir yelpazeye sahiptir. Mekânlarımıza gelen yerli ve yabancı misafirlere sunabileceğimiz muazzam bir kültürel hazinemiz varken, kendi sesimize sırt çevirmek büyük bir kültürel sığlıktır. Müzik, bir milletin ruhunu ve dilini yaşatan en güçlü damarlardan biridir.
Dilimize ve Türkçemize nasıl gözümüz gibi bakmamız gerekiyorsa; milli değerlerimize ve Türk müziğimize de aynı kararlılıkla sahip çıkmak zorundayız. Çünkü kendi ezgisini unutan bir toplum, zamanla kendi kimliğini de kaybeder. Mekânlarımızda kendi sesimizi, kendi sözümüzü ve kendi ruhumuzu yeniden yankılatmanın vakti çoktan geldi.