Politika Kolektifi Türkiye’de tarikat cemaat ağlarının iktidarla kurduğu ilişki salt bir bürokratik kadrolaşma ya da inanç ortaklığı üzerinden gelişmedi. AKP, tarikat-cemaat ilişkisi de özellikle 1970’lerden itibaren palazlandırılan gerici yapılar üzerine inşa edildi. Cumhuriyet’in ilerici birikimleriyle birlikte kamusal alandaki yasal varlıkları sona eren tarikat ve cemaat yapılanmaları 70’ler itibarıyla antikomünist örgütlenmeler olarak faaliyete geçirildi. Milli görüş geleneği üzerinden yükseltilen bu ağlar, kaynak yaratmak amacıyla kullanıldı.
O dönemlerde öne çıkan Milli Türk Talebe Birliği ve İlim Yayma Cemiyeti gibi yapılarla gericilik konsolide edilmeye başlandı. 12 Eylül darbesi ise bu yapıların güçlenmesinde bir eşik olarak yer aldı. Neoliberal politikalar etrafında tarikat ve cemaatler sadece propaganda ve kadro araçları olarak kullanmaktan çıkarıldı.
İktidar ve sermaye ilişkileri içerisinde kuvvetlendirilen yapılar, şirketleşme, dernekleşme ve medya alanlarında görünürlük kazanmaya başladı. *** AKP iktidarının ilk on yılı da Fethullah Gülen Cemaati ile kurulan stratejik ittifakın gölgesinde geçti. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da sonrasında ‘Ne istediler de vermedik’ diyeceği Gülen Cemaati, ordu, yargı ve emniyetteki tasfiyeler üzerinden ‘eski rejimin’ bürokratik omurgasını ortadan kaldırmakta büyük bir pay oynadı.
Cemaat devlete “nitelikli insan kaynağı” ve operasyonel güç sağlayan bir ortak olarak konumlandı. Ancak bu ortaklık, mülkiyet ve rant paylaşımı krizine girdiğinde iktidar kavgası etrafında 15 Temmuz 2016 darbe girişimiyle sonuçlanan bir hesaplaşmaya evrildi. 15 Temmuz sonrası süreç, devletin cemaatlerden arındırılmasıyla değil tek bir yapının tekeline dayalı modelden “çoklu tarikat koalisyonu” modeline geçilmesiyle sonuçlandı.
*** Tasfiye edilen kadroların yarattığı devasa bürokratik boşluk, iktidara biatını tazeleyen, tabanı konsolide etme kapasitesine sahip ve kamusal kaynak aktarımıyla büyüyen farklı tarikat ve cemaatler arasında paylaştırıldı. Sosyal devletin dahi tasfiye edildiği, eğitimin ve barınmanın piyasalaştırıldığı koşullarda tarikatlar, yoksul kitleler için zorunlu bir “hayatta kalma ağı” olarak inşa edilmeye başlandı. Yurt bulamayan üniversite öğrencisi, tedavi arayan toplumun yoksul kesimleri, iş bulmak için referans arayan gençler kamusal hak olarak ulaşması gereken hizmeti tarikatın biat ilişkisi içinde bulmaya mahkûm bırakılacakları bir sistemin içerisine doğru çekildiler. Bu ağ, aynı zamanda vergi muafiyetleri, kamu arazisi tahsisleri, belediye bütçelerinden aktarılan kaynaklar ve holdingleşen ticari işletmelerle devasa bir rant çarkına oturtuldu. AKP iktidarı ve cemaatler arasında kurulan kazan-kazan ilişkisi ile gericiliği yaygınlaştırılması hedeflendi.
Vakıflar Genel Müdürlüğü, hazine ve iktidar belediyelerinin elindeki kupon araziler ve tarihi yapılar, sembolik kiralar veya doğrudan devirlerle cemaat vakıflarına aktarılan haberler gündemden düşmeyen, ülkenin normali haline getirildi. AKP iktidarı eliyle yaratılan yoksulluk dinsel bağımlılığa, devasa sosyal yardım bütçeleri ise ticari girdilere dönüştürüldü. *** İktidarın cemaat ve tarikat ağları ile kurduğu bu ilişki ise en çok eğitim ve sağlık olmak üzere iki ana kamusal alanda yaşandı.
Devletin KYK yurt kapasitesini niteliksel ve niceliksel olarak yetersiz bırakması, taşradan gelen yoksul üniversite ve lise öğrencilerini Süleymancılar, Menzil ve İlim Yayma gibi cemaatlerin özel yurtlarına mecbur bıraktı. MEB ve Gençlik-Spor Bakanlığı; TÜRGEV, TÜGVA, İlim Yayma, Ensar ve ÇEDES benzeri projelere imza atarak okulların kapısını dinsel yapılara tamamıyla açtı. Eğitim bütçesinden bu yapılara proje, teşvik ve taşınmaz tahsisi adı altında yüz milyonlarca lira aktarıldı.
İktidarın ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’ adıyla kamu hastanelerini birer ticarethaneye, hastaları ise müşteriye dönüştürdüğü politikalar da bu gerici yapılara bahşedildi. Kamusal hizmetin öneminin kalmadığı ve performans sistemi gibi uygulamalarla nitelikli sağlık hizmetinin ortadan kaldırıldığı koşullarda cemaatler devasa sağlık holdingleri kurarak piyasanın en büyük aktörleri haline geldi. *** Cemaatlerin etkinliğinin artması, kamusal alandaki makbul yurttaş tanımının ve gündelik yaşam pratiklerinin de yeniden üretilmesine yol açtı. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), kendi asli görevlerini vakıf ve dernek adı altında örgütlenen cemaatlere yol vererek eğitim sistemini niteliksel ve içeriksel olarak bir dönüşüme soktu.
Bu kapsamda imzalanan ÇEDES gibi protokollerle beraber okul binaları, müftülük görevlilerine ve cemaat temsilcilerine açıldı. İmam hatipleştirme politikaları ve müfredatın bilimsel ve laik ilkelerden arındırılarak dinselleştirilmesi, cemaatleri kamusal eğitimin merkezine yerleştirdi. Bu politikalar, “dindar nesil” yetiştirme projesinin yapı taşlarından birisi haline geldi.
Karma eğitimin tartışmaya açılması, ders kitaplarından evrim kuramı gibi bilimsel başlıkların çıkarılarak yerine dinsel içeriklerin ve muhafazakâr aile rollerinin belirleyici kılındığı müfredat değişiklikleri de yine bu politikalar etrafında hayata geçirildi. Okul öncesi yaştaki çocuklar için açılan ve denetimi yetersiz olan sıbyan kursları ile taşradaki barınma krizinden faydalanılarak açılan kayıt dışı cemaat evleri ve yurtları bu yapıların örgütlenme faaliyeti olarak da kullanıldı. Ensar Vakfı skandalı ve Aladağ’da yanan yurt yangını ise bu gerici yapıların en can yakıcı örneklerinden birisi olurken toplumsal hayatın bütünü de bir dönüşüme sokulmak istendi.
Son dönem yayılmak istenen gericilik örneklerinden bazıları şöyle: Laiklik toplumsal yaşamın bütününde tasfiye edildi. Tarikat ve cemaatlerle imzalanan protokoller, Ramazan Genelgesi gibi gerici uygulamalarla hayatın tamamı hedef alındı. İktidarın İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme sürecinde cemaat ve tarikat yayımladığı bildiriler 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un mülga edilmesi veya zayıflatılması yönündeki sistematik talepler kadınların doğrudan yaşam hakkına yönelik saldırılar olarak öne çıktı. Leman ve Gırgır gibi mizah dergilerinin yayımladığı karikatürler veya kapaklar gerekçe gösterilerek cemaat-tarikat bağlantılı gruplar ve kitlesel yapılar tarafından hedef gösterilmesi, dergi binaları önünde saldırılar düzenlendi. Anadolu’nun çeşitli illerinde vakıf ve dernek adı altında örgütlenen cemaat platformlarının ortak bildiriler yayımlayarak gençlik festivallerini, müzik konserlerini ve bahar şenliklerini hedef göstermesi sonucunda valilikler ve iktidar belediyeleri eliyle çok sayıda etkinlik “kamu düzeni” veya “genel ahlak” gerekçesiyle iptal edildi. Feshane’de açılan Ortadan Başlamak sergisinde olduğu gibi, dinsel ve muhafazakâr grupların “milli ve manevi değerlere hakaret edildiği” iddiasıyla sergi alanlarını basma girişimleri ve sanatçıları hedef göstermesi, kamusal alandaki kültürel üretim alanlarını sınırlandırma çabaları olarak ortaya çıktı.
Kamusal alanda alkol satışına ve tüketimine yönelik getirilen mekânsal sınırlamalar, ramazan ayında açıkta yemek yiyen veya giyim kuşamı nedeniyle hedef alınan yurttaşlara yönelik mahalle baskısı ve fiziki müdahaleler gerici yapılar eliyle organize edildi. Cemaatlerin öncülüğünde örgütlenen “Büyük Aile Buluşması” gibi organizasyonlarla seküler ve farklı yaşam tarzlarına sahip bireylerin hedefe konulması, toplumsal nefret söyleminin kamusal alanda meşrulaştırılması amaçlanırken LGBTİ+ karşıtı mitingler ve nefret söylemleri artırıldı. Hastaneler ve kamu kurumlarında cemaat hiyerarşisinin beslenmesi ve Sağlık Bakanlığı gibi kritik kurumlarda Menzil gibi belirli cemaatlerin kadrolaşması neticesinde, hastanelerde veya kamu binalarında dinsel hiyerarşiler yönetimde söz sahibi kılındı. Bilimsel tıbbın yerine “hacamat”, “sülük” ve “sünnet üzere tedavi” gibi uygulamaların kamu hastanelerinde ve tıp fakültelerinde meşrulaştırılarak alan açılması, cemaatlerin bu alanda devasa bir pazar kurmasının önünü açtı. *** 12 EYLÜL’ÜN AÇTIĞI YOL AKP’YE ÇIKTI 12 Eylül darbesinin yarattığı en önemli dönüşümlerden biri; Amerikancı, her türden ilerici fikri boğmak isteyen bir Türk-İslam sentezini devletin resmî ideolojisi haline getirmek oldu.
Darbe öncesinde, ABD’nin kontrgerilla ve dolaylı savaş stratejisi çerçevesinde geliştirilen ülkücü ocakları ve Türk milliyetçiliği, esasen 1970’lerin ortalarından beri İslamcılık ile giderek daha fazla haşır neşir hale getirildi. Bu yakınlaşmanın temelini, ABD’nin yeşil kuşak projesi çerçevesinde Ortadoğu’da antikomünist ılımlı İslamcı bir yeşil kuşak oluşturma çabasıydı. Her ne kadar bu dönemde devrimcilere karşı saldırılarda ortaklaşsalar da ülkücü hareketin fikren İslamcılaşması, 12 Eylül sonrasını bulacak, eylem birliği fikir birliğine dönüşecekti.
Bunda, 12 Eylül öncesine kıyasla İslamcılığın marjinal bir ideoloji olmaktan çıkarılarak rejim dönüşümünün en önemli ideolojik dinamiklerinden birine dönüştürülmesi, İslamcı örgütlerin devlet eliyle önünün açılması gibi etkenler de önemli yer tutacaktı. 12 Eylül’ün “fikirleri iktidarda” olsa da içeri girdikten sonra yalnızlaşan ve hayal kırıklıkları yaşayan ülkücü kadrolar, Nurcu-Nakşibendi şeyhlerinin hapishane ziyaretleri, toplantıları, kitaplar ile henüz daha dışarı çıkmadan İslamcılaştırılmaya başlandı. Kadrolardaki bu dönüşüm, 12 Eylül’ün cumhuriyeti ve kurucu değerlerini dönüştürerek yıkmayı amaçlayan strateji doğrultusunda gerçekleşti. Aynı zamanda ülkücü kadrolar ve tarikatlar arasında yukarıdan kurdurulan bu ilişkiler, İslamcı örgütlerin siyaseten de daha fazla güçlendirilmesi amacı taşımaktaydı. 12 Eylül eliyle yürütülen İslamcılaşma yalnızca toplumsal hayatta sürmedi.
TSK’dan sivil bürokrasiye devlet kadroları tarikatçılarla dolduruldu. Kökü komünizmle mücadele derneklerine dayanan Fethullahçılar, 12 Eylül’ü izleyen Özal döneminde ilk kez yurtdışında okul açmaya, hileli sınav ve mülakatlar eliyle polis teşkilatı ve ordu içerisinde örgütlenmeye başladı. Geçtiğimiz yıllarda cenazesine tüm iktidar ve muhalefet partilerinin katıldığı Mahmut Ustaoğlu, İsmailağa cemaatini 1980 yılında, 12 Eylül’ün tarikatlara sağladığı elverişli ortam sayesinde kurdu. Yine bu yıllarda, Uğur Mumcu’nun ölmeden önce ortaya çıkardığı üzere, Suudi Arabistan’ın kurduğu Dünya İslam Örgütü Rabıta’nın Türkiye’deki tarikat ve cemaatleri desteklemesine, yurtdışındaki diyanet mensuplarını maddi desteklerle örgütlemesine imkân tanıdı.
Cemaat ve tarikatlara sağlanan imkânlar, kendisi de Nakşibendi tarikatı mensubu olan Özal ile birlikte katlanarak devam etti. Tüm bu gelişmeler, Ortadoğu’da olası SSCB etkisine karşı Müslüman Kardeşler, Taliban gibi yapıların doğrudan ABD eliyle örgütlendirilmesine paralel olarak gelişti. SSCB’ye karşı Amerikancı bir ılımlı İslamcı ülkeler kuşağı projesini, reel sosyalizm yıkıldıktan sonra Huntington’ın medeniyetler çatışması tezi ve Büyük Ortadoğu Projesi İzleyecekti. Önce 12 Eylül, sonrasında da Özal döneminde İslamcılaşma sürecinin bir diğer ayağını ise İmam Hatip Liseleri oluşturdu. Demokrat Parti döneminden beri aktif olan İmam Hatip Lisesi mezunlarına 12 yönetimi tüm üniversite bölümlerine girebilme imkânı tanıdı.
Ardından Özal hükümeti döneminde, İmam Hatip Liselerinin şube açabilmesine imkân tanınarak, Anadolu’daki İHL sayısı kısa sürede 100’ü geçti. Eğitimde İslamcılaşmanın önünü açan bu uygulamaların diğer tarafında, resmî tarih üzerindeki değişikliklerle de tüm ilerici yönleri kırpılmış bir Kemalizm tarifleniyor, ilköğretim ve ortaöğretimde pekiştirilen bu devletçi-milliyetçi Kemalizm devletin görünür ideolojisi olarak ifade edilirken, arka planda laiklik gibi cumhuriyetin kurucu fikirleri dahil olmak üzere tüm ilerici fikirlere ve devrimciliğe düşman bir İslamcılık, devlet bürokrasisinden yoksul mahallelere rejimin esas ideolojisi olarak örgütlendirildi. *** TÜRKİYE’DE BAZI TARİKAT VE CEMAATLERİN GÜNCEL DURUMU Menzil Cemaati: Abdülbaki Erol’ölümünün ardından cemaat, miras ve iktidar kavgasıyla oğullar arasında bölünüp Semerkand ve Serhendi kolları arasındaki mal varlığı, vakıf mülkleri ve medrese paylaşımı krizi sokağa taşmış olsa da, taşra bürokrasisindeki ve ticari ihalelerdeki etkinlikleri devam ediyor. Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere İçişleri ve Enerji bakanlıkları, kamu ihaleleri, taşeron temizlik-güvenlik ağları başta olmak üzere çok sayıda sektörde faaliyet gösteriyorlar. Hak-Yol Ç: 1970’lerden bu yana siyasal İslam’ın bürokrat mutfağı olan İskenderpaşa geleneği, özellikle “Hak-Yolcular” olarak bilinen yargı ağı üzerinden kritik davalarda, terfilerde ve bürokratik atamalarda belirleyici güçlerden biri olmayı sürdürüyor. Cemaatin HSK, Danıştay, Yargıtay, Adalet Bakanlığı çevrelerinde çok sayıda kadrosu olduğu biliniyor.
İsmailağa Cemaati: Mahmut Ustaosmanoğlu’nun vefatı sonrası post kavgası, Cübbeli Ahmet ve vakıf yönetimi arasında sert bir tasfiye savaşına dönüştü. İktidarla doğrudan kurulan temaslarla, İstanbul- Fatih başta olmak üzere kentsel mekânlar üzerindeki ideolojik ve mekânsal denetimlerini sürdürüyorlar. Cemaat, Diyanet İşleri Başkanlığı, yerel yönetimler, kentsel dönüşüm rantı, vakıf arazileri ve sokak düzeyinde ahlak bekçiliği yapılmasıyla tanınıyor. Erenköy : Sermaye ile organik bağlarını en profesyonel yöneten, doğrudan siyasi çatışmalara girmeksizin sermaye birikimini ve Diyanet/MEB hattındaki ideolojik ağırlığını koruyan ana yapılardan biri.
Perakende sektörü, finans, özel eğitim kurumlarında etkileri ile tanınıyorlar. Cemaatin adı özellikle Balkanlar ve Afrika’da yaptıkları fon operasyonu ile de biliniyor. Cemaatin perakende sektörü, finans, özel eğitim kurumları ve yurt dışındaki fon faaliyetleri sürüyor. TÜRGEV, TÜGVA, İlim Yayma : Klasik tarikat formunun ötesinde, doğrudan Saray rejiminin kontrolündeki bu paralel yapılar kamusal binaların devri, yurt işletmeciliği ve kamuya personel alımındaki mülakat mekanizmalarının fiili onay makamı olarak anılıyor.
Gençlik ve Spor Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, üniversite rektörlükleri, kaymakamlık ve mülki idare atamalarında sık sık bu yapıların ismi gündeme gelmeye devam ediyor. Süleymancılar: Rejimin son operasyonu beraber gündeme bir kez daha gelen Süleymancılar, AKP ile zaman zaman mesafeli ve gerilimli bir ilişki yürütse de Milli Eğitim Bakanlığı protokolleri, barınma krizi yaşayan yoksul öğrencileri çeken kontrolsüz yurt ağları sayesinde kitlesel varlığını koruyor. Yurt ağları, pansiyonlar, yaygın din eğitimi ve kırsal/orta sınıf gençlik havzalarında etkin oldukları biliniyor.