Av. Gizem KARATAŞ Av sezonunun başlamasıyla Tarım ve Orman Bakanlığı yine ülkenin farklı yerlerinde ihaleler düzenlemeye başladı. Hayvanları Koruma Kanunu Kara Avcılığı Kanunu’nu zaten saklı tutar fakat bunun dışında da yabanda yaşayan hayvanlar için koruma kapsamı yok denecek kadar azdır.
Bu hayvanlara yönelik düzenlenmiş olan suç nesli yok olma tehlikesi altında olan hayvanı öldüveya bir hayvanın neslini yok . 2022 yılında Bakanlı’ğa yaptığım bilgi edinme başvurusu ile koruma altında olan türlerden öldüren kaç kişi ile ilgili adli sürecin başlatıldığını sorduğumda aldığım cevap ise “hayvanların neslinin yok olma tehlikesi altında olup olmadığının ve nesli yok olma tehlikesi altında ise müdürlüklere bildirilmesinin gerekip gerekmediğinin Genel Müdürlüğe sorulduğu” şeklindeydi. Bu durum Bakanlık yetkilileri ve personeli tarafından hiçbir başvuru yapılmadığını ve bu süreçte işlenen tüm suçların cezasız kaldığını gösteriyordu.
2021 yılının Temmuz ve Ağustos aylarında ülkede meydana gelen yangınlarda ölen hayvanların sayısının bildirilmesini de talep ettim. Bakanlık o zaman ilgili başvuruya “öldüğü tespit edilebilen hayvan sayısının 75 olduğu” cevabını verdi. Bu sayının neye göre belirlendiğini sorduğumdaysa “tespit edilebilen” ifadesi altı çizili hale getirilerek aynı cevap tekrar gönderildi.
Gerçekten de koruma altındaki yaban keçisi, kızıl geyik, Anadolu yaban koyunu gibi türlerin öldürülmesini konu alan av ihalelerinin iptalini talep ettiğimizde o zamanlar çoğunlukla olumlu sonuç alıyor, hatta yürütmenin durdurulması ile en azından bu hayvanların öldürülmelerini engelleyebiliyorduk. Bu kararlarda gerekçe, taraf olunan uluslararası sözleşmeler ve ulusal mevzuat gereğince bilimsel metotlarla elde edilmiş verinin olmamasıydı. Çünkü Bakanlık tarafından veri adı altında sunulan arazi inceleme raporlarında avcılarla bölgeye gidilip dürbünlerle izleme çalışması yapıldığı, hayvanların bıraktığı izlerden sayı elde edildiği yazıyordu.
İşlemin tamamına tek bir dava açıldığında dosya Danıştay’da görüldüğü için yürütmenin durdurulması kararı ancak bir yıl sonra veriliyor, bu yüzden tek tek tüm şehirlerde her bir ihaleye ayrı ayrı dava açmak ve açanlara yardımcı olmak için uğraşıyorduk. Verdiğimiz emeğe değen, en azından hukukun koruduğu hayvanlar açısından olumlu olan süreç nasıl tersine döndü, buna bir parantez açtıktan sonra dönmek istiyorum. ∗∗∗ Her yıl avlanmasına karar verilen türler bunlarla sınırlı değil.
Merkez Av Komisyonu Kararı ile çok daha fazlasının avlanmasına izin verilir. Bu hayvanların ölüm kararını alan yirmi beş üyeli komisyonun dokuzu avcı kuruluşlarından seçilir. 2022-2023 yılının kararına karşı Hayvan Hakları ve Etiği Derneği ile Türkiye Vegan Derneği’nin birlikte açtığı davalar daha yeni sonuçlandı.
Bakanlık avlanacak hayvan sayısını avcılara “sayı yeterli/değil” şeklinde form doldurtarak belirlediğini kayda geçirdi. Buna rağmen atmaca avında kullanılan kızıl sırtlı örümcek kuşu haricinde davalar reddedildi. Bakanlık kararı temyiz ederken rapor vermesi gereken uluslararası kuruluşa durumu raporladığını iddia etti.
Sunulan raporlarda bahsedilen kuşa ilişkin “yabani bitki” seçeneğini işaretlediklerini gördük. Dosya şu an temyiz aşamasında ve atmacacılıkta kullanılırken gözleri uhu ile yapıştırılan bu kuşlara zarar verilmediği yönündeki akıl almaz iddianın kabul görebileceğinden endişe duyuyoruz. ∗∗∗ Çünkü ihalelere dönecek olursak, genel seçimlerden sonra Danıştay birden her yıl verdiği karardan döndü ve Bakanlık’ın elinde gereken envanterin bulunduğu ve zararlı hayvanların tespit edilerek sadece bunların öldürüldüğü yönünde karar vermeye başladı. Gösterilen tek dayanak, önceki yıllarda da sunulan ancak geçerli kabul edilmeyen “Hasat Raporu” başlıklı belgenin uygunluğunun bir grup öğretim görevlisinin imzasından geçirilmiş olmasıydı.
Bu öğretim görevlilerinin hiçbirinin uzmanlık alanının rapor konusuyla uyuşmadığına yönelik temyiz sebeplerimiz dikkate alınmadı. Danıştay’ın bu kararı Bakanlık tarafından emsal gösterildi ve sonraki yıllarda da davalar kaybedildi. Hukuki güvenliğin kalmaması, hukukun sermayeye hizmet etmesi, doğanın ve hayvanların metalaştırılması gibi kalıp söz öbekleri, tekrarladıkça daha da soyutlaşabilen gerçekler, uygulamada tam olarak böyle somutlaşıyor. Bu yıl dava dilekçelerini düzenlemek yerine yine sadece sesimizi duyurmaya çabalıyoruz, o da çıkarları için birbirine giren siyasilerin günlük çekişmelerinin arasında duyuluyor mu şüpheliyiz.
Emin olduğumuz tek şey artık bir şeylerin değişmesi gerektiği.