Can Tim Akıncı Berlin Meclisi seçimlerinde Sol , Türkiye kökenli baş adayı Elif Eralp ile açık ara birinci parti oldu ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in partisi Hristiyan Demokrat Birlik’geride bıraktı. Seçim sonuçları, Berlin siyasetinde belirgin bir yön değişikliğine işaret ediyor. Yıllardır yükselen kiraların, hayat pahalılığının ve toplumsal eşitsizliğin tartışıldığı kentte seçmen, sosyal sorunları kampanyasının merkezine yerleştiren Sol Parti’yi ilk sıraya taşıdı.
Seçimin en dikkat çekici sonuçlarından biri gençlerin tercihi oldu. 25-34 yaş grubundaki seçmenlerin yüzde 48’i, yani neredeyse her iki kişiden biri Sol Parti’ye oy verdi. Sonuç, Berlin’de barınma krizinden, güvencesiz çalışma koşullarından ve artan gündelik giderlerden en fazla etkilenen kuşakların siyasi arayışını da ortaya koyuyor.
Seçime katılımın yaklaşık yüzde 75’e ulaşması da bu hareketliliğin bir başka göstergesi oldu. 2023’te yapılan seçimde katılım yüzde 62,9’da kalmıştı. Aradaki belirgin fark, seçim yarışının geniş kesimleri sandığa taşıdığını gösteriyor.
Sol Parti’nin gençler arasında ulaştığı sonuç, Berlin’de kuşaklar arasındaki siyasi farkı da görünür kıldı. Konut bulmakta zorlanan, gelirinin büyük bölümünü kiraya ayıran ve geleceğe ilişkin güvence arayan gençler, kampanyanın sosyal vaatlerine en güçlü karşılığı veren kesim oldu. Böylece seçim, yalnızca partiler arasındaki bir yarış değil, kentin nasıl ve kimler için yönetileceğine ilişkin bir tercih haline geldi.
KİRA VE HAYAT PAHALILIĞI Sol Parti’nin kampanyasının temelini Berlinlilerin gündelik hayatını doğrudan etkileyen ekonomik sorunlar oluşturdu. Eralp, yüksek kiraları, artan yaşam maliyetlerini ve kentin dar ve orta gelirli kesimler için giderek ödenemez hale gelmesini seçimin ana konusu yaptı. Kampanya boyunca konutun bir yatırım aracı değil, temel bir hak olduğunu savundu.
Sol Parti’nin en çok tartışılan taleplerinden biri, elinde 3 binden fazla konut bulunduran büyük özel emlak şirketlerinin konut stokunun bedeli ödenerek kamulaştırılması. Bu adımla konutların kamu mülkiyetine geçirilmesi ve Berlin yönetiminin kira piyasası üzerindeki etkisinin artırılması hedefleniyor. Eralp’in kampanyası, bu talebi soyut bir ideolojik tartışma olarak değil, her ay gelirinin giderek daha büyük bölümünü kiraya ayırmak zorunda kalan Berlinlilerin somut sorunu olarak ele aldı.
Eralp aynı zamanda seçim kampanyasında en yüksek memnuniyet değerine ulaşan siyasetçi oldu. Infratest dimap araştırmasında katılımcıların yüzde 27’si Eralp’ten “çok memnun” ya da “memnun” olduğunu belirtti. Bu oran, araştırmada yer alan diğer baş adayların oranlarının üzerindeydi.
Eralp’in kişisel başarısı ile partisinin sosyal talepleri, kampanya boyunca birbirini güçlendirdi. Eralp’in memnuniyet oranının son araştırmaya göre yedi puan artması da kampanyanın son dönemindeki ivmeyi gösterdi. Buna karşın katılımcıların yüzde 43’ü Eralp’i tanımadığını ya da hakkında bir yargıya sahip olmadığını söyledi.
Dolayısıyla sonuç, hem kısa sürede elde edilen siyasi karşılığı hem de Eralp’in Berlin genelinde henüz tamamlanmamış tanınırlık sürecini birlikte ortaya koyuyor. ‘SEVGİ VE ADALET NEFRETİ YENDİ’ Sonuçların açıklanmasının ardından destekçilerine seslenen Eralp, seçim zaferini yalnızca partisinin başarısı olarak değil, Berlin’den dışarıya verilen siyasi bir mesaj olarak değerlendirdi. “Kentimizde sevgi ve adalet nefreti yendi.
Bugün bunu hep birlikte gösterdik. Bu mesaj Berlin’den bütün dünyaya yayılıyor” diyen Eralp, kampanyaya katılan parti üyelerine ve gönüllülere teşekkür etti. Eralp’in konuşmasındaki en dikkat çekici bölümlerden biri de kendi siyasi yolculuğuna ilişkin sözleriydi: “Senin ya da benim gibi birinin belediye başkanı olması öngörülmemişti.
Kentimizde hep birlikte tarih yazdık.” Türkiye’den Almanya’ya siyasi nedenlerle gelmiş bir ailenin kızı olan Eralp’in bu sözleri, seçimin temsil boyutunu da öne çıkardı. Ancak ortaya çıkan başarı yalnızca adayın kökeniyle açıklanabilecek bir sonuç değil. Eralp’in göçmen kökenli Berlinlilere ulaşan kimliği, kira ve geçim sorunlarını merkeze alan programla birleşti.
‘SAĞA KAYIŞ DURDURULABİLİR’ BirGün’e konuşan Sol Parti Federal Genel Müdürü Janis Ehling, sonucu Berlin’in ötesine geçen bir mesaj olarak değerlendirdi. Ehling, “Elif Eralp bütün ülkeye, hatta uluslararası alana bir işaret gönderiyor. Sağa kayışın durdurulabileceğini ve biz Sol Parti olarak bir umut işareti ortaya koyabileceğimizi gösteriyor” dedi.
Ehling, başarının temelinde geniş kesimlerin hayatına dokunan taleplerin bulunduğunu söyleyerek “Her şeyden önce kira ve hayatın karşılanabilir olması talepleriyle bu kentte bütün yaş gruplarını ve insanları meşgul eden sorunlara son derece yakın durdular” dedi. Bu değerlendirme, genç seçmenlerin Sol Parti’ye verdiği desteğin yanı sıra kampanyanın neden farklı toplumsal kesimlere ulaşabildiğini de açıklıyor. Parti, konut sorununu tek başına bir piyasa meselesi olarak değil gelir dağılımı, emek ve kentte kalabilme hakkıyla bağlantılı bir toplumsal çatışma alanı olarak tarif etti.
GÖÇMEN SEÇMENLER Sol Parti bu seçimde göçmen kökenli seçmenlere özellikle ulaşmaya çalıştı. Eralp’in farklı dillerde ve mahallelerde yürüttüğü kampanya, göçmenlerin yalnızca kimlik ve temsil sorunlarına değil, ekonomik koşullarına da odaklandı. Türkiye İşçi de seçim kampanyasında Eralp ve Sol Parti’ye destek verdi.
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, seçim akşamı Sol Parti’nin Neukölln ilçe örgütünün seçim partisinde görüldü. göçmen seçmenlere ilişkin sorumuzu Ehling, göçmenlerin ekonomik krizden neden daha sert etkilendiğine de dikkat çekti. Ehling, “Almanya’daki göçmenler ekonomik duruma özellikle bağımlı ve fiyat artışlarından güçlü biçimde etkileniyor.
Bunu en erken onlar hissediyor. Çünkü çoğu zaman insanların ağır ve fiziksel olarak çalıştığı işlerde çalışıyorlar” dedi. Bu sözler, Sol Parti’nin göçmen seçmene yönelik stratejisinin temelini de ortaya koyuyor.
Parti, göçmenleri yalnızca kültürel bir topluluk olarak değil kiracı, işçi ve hayat pahalılığından doğrudan etkilenen bir toplumsal kesim olarak ele aldı. Böylece temsil meselesini sosyal haklar ve sınıfsal taleplerle birleştirdi. KOALİSYON SINAVI BAŞLIYOR Seçimi birinci tamamlamak, Eralp’in otomatik olarak Berlin Eyalet Başbakanı olması anlamına gelmiyor.
Eralp’in Berlin’i yönetebilmesi için Sol Parti’nin Yeşiller ve Sosyal Demokrat ile bir hükümet kurması gerekiyor. Seçimin ardından başlayacak görüşmelerin en zor başlığını ise büyük konut şirketlerinin kamulaştırılması oluşturacak. SPD’nin baş adayı Steffen Krach, seçim kampanyası sırasında birçok kez kamulaştırmanın önkoşul haline getirildiği bir koalisyona katılmayacağını söyledi.
Sol Parti ise büyük emlak şirketlerinin konutlarının kamu mülkiyetine geçirilmesini temel hedeflerinden biri olarak ilan etti. Bu nedenle seçimin ardından asıl siyasi mücadele, sandıkta verilen sosyal değişim mesajının koalisyon masasında ne kadar korunabileceği üzerinden yürüyecek. Berlin’deki sonuç, yüksek kiralara, hayat pahalılığına ve sağa kayışa karşı kurulan bir kampanyanın geniş bir toplumsal karşılık bulabileceğini gösterdi.
Ancak Eralp’in seçim gecesi sözünü ettiği “tarih”in gerçek bir yönetim değişikliğine dönüşüp dönüşmeyeceğini, SPD ve Yeşillerle yapılacak görüşmeler belirleyecek.