Sertaç ÇELİK Şair ve yazar Halil İbrahim Özcan, yaşamı boyunca edebiyatı yalnızca bir ifade alanı olarak değil, aynı zamanda belleği, tanıklığı ve insan hikâyelerini taşıyan bir alan olarak gördü. 12 Eylül askeri darbesinin ardından yurt dışına çıkan, bir süre Suriye ve Lübnan'da yaşayan ve Türkiye'ye döndükten sonra tutuklanarak on yıl cezaevinde kalan Özcan; şiir, öykü ve romanlarında kişisel tarihinin yanı sıra yaşadığı dönemin toplumsal ve siyasal kırılmalarını da ele aldı. Uzun yıllar PEN Türkiye'de çeşitli görevler üstlenen Özcan, on bir yıl PEN Türkiye İkinci Başkanlığı, on beş yıl ise Hapisteki Yazarlar Komitesi Başkanlığı yaptı.
17 Ocak 2026'da PEN Türkiye Başkanı seçildi. Vapur Yayınları tarafından yayımlanan 'Gergin Bir Yay Gibi' adlı şiir kitabı da Özcan'ın yıllar içinde biriktirdiği hatıraların, yolculukların, kayıpların ve yaşanmışlıkların izini sürüyor. Ardahan'dan Şam'a, Rakka'dan Beyrut'a, Berlin'den Barselona'ya uzanan coğrafyada yalnızca şehirler değil; o şehirlerde karşılaşılan insanlar, yaşanan acılar ve bellekte iz bırakan hikâyeler de dizelere taşınıyor. Özcan, şiirinin kaynağını tek bir yaşanmışlığa değil, hayatın kendisine bağlıyor.
"Benim şiirimin ana rahmi hayatın kendisidir" diyen şair için zaman içinde süzülen hatıralar, günü geldiğinde yeniden sözcüklere dönüşüyor. Şam'da küçük bir kız çocuğunun mezarı başında belleğine düşen dizelerden, geride bırakılan coğrafyaların ve insanların şiirde yeniden yaşatılmasına kadar 'Gergin Bir Yay Gibi', kişisel tarihle dünyanın ortak acılarını aynı bellekte buluşturuyor. Ancak bu şiirlerin ardında yalnızca ağır bir hayatın ve tanıklıkların izleri yok.
Özcan'ın yıllara rağmen yazmayı sürdürmesini sağlayan başka bir güç daha var: “Beni yazmaya iten güç yaşama sevincidir” diyor. Dünyayı değiştirme isteğiyle, kuşağının kayıplarıyla ve yazmanın kendisine verdiği anlamla birlikte düşünüldüğünde 'Gergin Bir Yay Gibi', geçmişe bakan bir şiir kitabı olmanın ötesine geçiyor; yaşananları yeniden süzerek hayata tutunmanın da bir biçimine dönüşüyor. Halil İbrahim Özcan'la 'Gergin Bir Yay Gibi'yi, belleğin şiirdeki yerini, sürgün ve cezaevi yıllarının edebiyatına bıraktığı izleri, yolculuklarını, yaşanmışlıklarını, yazma tutkusunu ve PEN Türkiye Başkanlığı ile birlikte edebiyat dünyasında üstlendiği yeni sorumluluğu konuştuk.
- 'Gergin Bir Yay Gibi'yi eline alan okur, ilk sayfadan itibaren belleğin, yolculuğun ve tanıklığın iç içe geçtiği bir şiir dünyasıyla karşılaşıyor. Bu kitabın çıkış noktası sizin için neydi? Hayatın içinde süzülmüş hatıralarının ışıkta yansıyan dizeleri diyebilirim.
Özellikle yaşanmışlıkların kendilerini günümüzdeki bana el sallayışları olarak da ifade edebilirim. Şiir her zaman anda yaşarken yakalanılmayabilir. Üstünden zaman geçmesi ağırlığını yeniden hissettirip sözcüklere döküldüğü yerlerde yaşamaya devam eder.
Duygularda bazen bu bir şelale olur bazen de ısrarlı bir damla. - Kitapta baba, çocuk, dostlar ve kayıplar sık sık karşımıza çıkıyor. Özellikle Babamın Elleri, Hatıra Biriktirmek ve Sürgün Bir Kız Çocuğu Mezarı şiirlerinde bellek önemli yer tutuyor.
Şiirinizde belleğin yeri ve anlamı ne? Sürgünde olmanın yaşı, cinsiyeti olmaz hele ölüp oralarda kalmanın acısını duyanlar için durum bambaşka. 1981'di, ben de sürgünlerden biriydim.
Şam Üniversitesi'nde bir profesör tarihe meraklı olduğumu anladığında oturduğumuz yemek masasından beni kaldırarak oraya götürüp anlatmıştı. Şam’daki Selimiye Camisi olarak da bilinen Şeyh Muhyiddin Arabi Camisi’nin haziresinde, 49 mezardan biriydi yazdığım şiirin sahibesi. Küçücük bir kız çocuğunun mezarı.
Mezar başında öylece kalakalmıştım. Etkilenmiştim. İlk dizeler o zaman düşmüştü şiir belleğime.
Mezarlığı gezenler mutlaka görmüşlerdir. Bellek kaydediyor ve zamanı geldiğinde de bana yaz diyor. Bu, bende şiirde dizeler, romanımda bir bölüm, öyküde bir cümle olarak tezahür ediyor.
Zaman kendi ağır diliyle ve acıyla konuşuyor. Orada hayatın ruhu kişisel tarihle temize çekilir ve ömür denen zaman yaşanır. - 'Yolculuk Şiirleri' bölümünde Ardahan'dan Beyrut'a, Berlin'den Barselona'ya uzanan geniş bir coğrafya var.
Bir şehri şiire dönüştüren ne? Kitabi bilgiler bana yetmiyor. Çocukluğumda harita üzerinde çok yolculuklar yapardım.
Sonra hayatın rüzgârıyla dolaşmaya çalıştım etrafı. Her yolculuk geride bıraktıklarım için ölüm ya da ağır bir veda bende. Yolcusunuz artık sizi yol seçer, yaşayacaklarınızı belirleyen artık yoldur.
Yolda olmak yeniden doğmak gibidir ben de. Yaşarken biriktirdikleriniz size hatıra olarak yine dönüyor. Süzülmüş sözcüklerle yeniden kendini yaşatır.
Yolculuk şiirlerimde böyledir. Yaşadıklarımı yeniden süzülmüş sözcükler yaşamak ve yaşatmak. - Kendinizi daha çok kendi hayatından beslenen bir şair olarak mı görüyorsunuz, yoksa yaşadığı çağın tanıklığını şiirle kayda geçiren bir şair olarak mı?
Şiirlerimi yazarken dünyalı bir insanım ama doğup büyüdüğüm yaşadığım yerler, dert olan olaylar, hayatlar var. Şiirimin ana rahmi hayatın kendisi. Dert ve dava iç içe olduğunda insanın kuracağı dili kendisi belirler.
Susturulmaya çalışmak, ehlileştirmek için değişik yolları arayanları şaşırtmıştır her zaman tarih. Söyleyecek daha çok sözümüz, yazılacak şiirlerimiz var. - Şiirlerinizde savaşlar, sürgünler, cezaevleri ve toplumsal kırılmalar önemli yer tutuyor.
Buna rağmen dizeleriniz hiçbir zaman sloganın ya da doğrudan siyasal söylemin diline yaslanmıyor. Şiiri, gündelik siyasal tartışmaların ötesinde kalıcı kılan ne? Kişisel hayatım böyle geçti.
Başka ne olabilir ki? Sert hayatlar diyeyim. Çoğu zaman yaşadıklarım yazdıklarıma yansımaz, buralarda anlatmaktan utanıp geriye çekildiğim yerler de var.
Acının terazisi yok ya ondan. Her acı dibine kadar anlatılmaz insan utanıp geriye çekilir böylesi anlarda, dil lal olur. Öyle yanlarım çok.
Yaşadıklarımızın ağırlığından kurtulmak için çoğu zaman edebiyata sarıldım. Hem de yaşarken ta dibinde. Yaşadıklarım, düşlerim, dünyanın acısı, haksızlığı, adaletsizliği, ezilmişliği ve yaşanılır kılınması gereken herkes için koca bir dünya.
- Şair, yazar, editör ve oyuncu olarak üretmeyi sürdürüyor, PEN Türkiye Başkanı olarak da görev yapıyorsunuz. Geriye dönüp baktığınızda sizi hâlâ yazmaya ve üretmeye iten en güçlü duygu ne? Dünyayı değiştirmek.
Beni yazmaya iten güç yaşama sevinci. Hep fazladan yaşadığımı düşünürüm. Kuşak olarak çok öldük.
Biraz da yaşayalım derken bunu anlamlı kılmanın yollarından birinin yazmak olduğunu keşfedip yazmaya devam edenlerdenim. Bizim kuşaktan edebiyat serüvenini sürdürenler azaldı. Heyecan devam ediyor bende ve edecek.
PEN'DE YENİ DÖNEM: ÖRGÜTLÜLÜK VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ - PEN Türkiye'nin öncelikleri neler olacak? Türkiye'de yazarların, şairlerin ve ifade özgürlüğünün karşı karşıya olduğu sorunları nasıl değerlendiriyorsunuz? Örgütlülüğe inananlardanım.
TYS, Edebiyatçılar Derneği, Besam gibi yazar örgütlerinde de etkin görevler aldım ve çalıştım. 20 yıldan fazla zamandır da PEN’e emek veriyorum. Genç yazarlar yazar örgütlerine ilgi göstermiyorlar.
Oysa eskiden böyle değildi. Çok şey hızla değişiyor. PEN olarak önceliğimiz düşünce ve ifade özgürlüğü minvalinde çabamızı daha da güçlendirerek devam ettirmek.
Yazarlarımızın hukuki sorunlarında yanlarında olacağız. Edebiyat etkinliklerimizi çoğaltmayı planlıyoruz. Türkiye'deki adalet terazisi şaştı.
Mizah bile suç sayılıp cezalandırılıyor. Seçilmiş Milletvekili Can Atalay, Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala içeride. Ülkenin en önemli sorunlarından biri düşünce ifade özgürlüğü üstündeki baskı.
İnsanlar, içinden geçenleri binbir güçlükle ve sansür uygulayarak yazıyor ve konuşuyor. - Her kitabın yalnızca yazılma değil, okura ulaşma sürecinin de ayrı bir hikâyesi var. 'Gergin Bir Yay Gibi'nin hikâyesini paylaşır mısınız?
'Gergin Bir Yay Gibi' şiir kitabım masada bekledi. bekleyen kitaplarım da var. Durduğu yerde “Hadi artık yeter” diyerek diğer kitapların önüne geçince yayımlamaya karar verdim.
Kitaplaşma aşamasında teşekkür edeceğim dostlarım var üstümde kalmasın, sevgili Baki Asiltürk, İbrahim Tığ ve sevgili Yiğit Kerim Arslan. - Halil İbrahim Özcan okurlarını bundan sonra nasıl bir edebiyat yolculuğu bekliyor? Üzerinde çalıştığınız yeni dosyalar ya da projeler var mı?
Masada yazılmayı bekleyen birikmiş dosyalarım bekliyor. Yazmak biraz daha fazla yalnızlaşmak demek. Yalnızlaştıkça yazıyorum.
Yayınevine gönderdiğim bir romanım var. Ardından yine bitti dediğim iki roman, bir şiir dosyam var. Yalnızlaştıkça yazıp bitireceğim ama itiraf etmeliyim ki PEN çok zamanımı alıyor.