Hakikat inadı
Geçen hafta, gazeteciliğin meslek mensuplarına ayrıcalık sağlayan bir unvan ya da kişisel bir tatmin alanı olmadığını dilim döndüğünce anlatmaya çalışmıştım. Basın özgürlüğünün de gazetecilerin keyfi için gerekmediğini,...
Geçen hafta, gazeteciliğin meslek mensuplarına ayrıcalık sağlayan bir unvan ya da kişisel bir tatmin alanı olmadığını dilim döndüğünce anlatmaya çalışmıştım. Basın özgürlüğünün de gazetecilerin keyfi için gerekmediğini, bu mesleğin doğrudan kamu adına, yani hepimiz adına yapıldığını vurgulamıştım. Gazeteci susturulduğunda, soru sormayı bıraktığında ya da hapse atıldığında, geriye denetlenmeyen ve hesabını kimseye vermeyen bir güç kalıyor. Yazı yayınlandığında, arkadaşımız İsmail Arı'nın birkaç ay arayla gerçekleşen ikinci tutukluluğunun ilk günleriydi.
Gazetesine ulaşabildi mi bilmiyorum; ancak koğuş koşulları nedeniyle haberlerden ne kadar uzak kaldığını anlattığı bir mesaj iletti. Kapasitenin çok üzerindeki bir kalabalıkta, yatak ve battaniye gibi en temel ihtiyaçlar dahi verilmediği için bunları kantinden parayla almak zorunda kaldığı bir ortamda tutuluyor. Şikâyet dilekçelerinin dahi günlerce işleme konulmadığı, en insani koşullar için bile mücadele edilen bir tablo bu. Önceki 75 günlük tutukluluk döneminde, dışarıdaki gelişmeleri en azından Halk TV üzerinden takip edebildiklerini söyledi.
Ancak bugün onun da kayyım yönetiminde olması, geçen hafta sonu gazetecilere özgürlük için yapılan yürüyüşlerin dahi içeriye ulaşmasını engellemiş durumda. Kalabalık koğuşta tek bir televizyonun bulunması ve ana akım medyanın iktidar bültenine dönüşmesi, dış dünyayla bağı tamamen koparıyor. İsmail'in de belirttiği gibi, dışarıda yaşananların içeriye ulaşamaması başlı başına bir tecrit yaratıyor.
Kendisi, tüm bu abluka altında dışarıdaki meslektaşlarına ve dayanışma gösteren herkese selamlarını iletiyor. İsmail bugün, yedi ay içinde ikinci kez kapatıldığı cezaevinde 11. gününü geride bırakıyor. İfade vermek üzere gittiği emniyette gözaltına alınan arkadaşımızı yeniden dört duvar arasına koyan süreci anlamanın en hızlı ve kolay yolu İsmail’in son zamanlarda imza attığı dosyalara bakmak.
Deprem günlerinde holdingleşen Kızılay’ın çadır sattığını bu toplum onun haberiyle öğrendi. Menzil Cemaati’nin kamu kurumlarındaki kadrolaşmasını, kamu ihalelerinin tarikat bağlantılı şirketlere verilmesini, Kızılay yöneticilerinin "huzur hakkı" adı altında aldıkları maaşları belgeleriyle yazdı. AKP’li belediyelerin arsa ve ihale kıyaklarını, kamudan aktarılan milyonları deşifre etti. Eski RTÜK Başkanı ve Türk Telekom Genel Müdürü Ebubekir Şahin’in şikâyetiyle başlatılan soruşturmada da İsmail, çağrıldığı gibi avukatlarıyla emniyete gitti.
Kendi ayağıyla gitmesine rağmen tutanağa "kaçma şüphesi" yazıldı; internette herkesin erişebildiği paylaşımlar "delil karartma" iddiasına gerekçe yapıldı. Dosyadaki en somut hukuksuzluk, İsmail’in haber yapmak amacıyla Ebubekir Şahin’e attığı WhatsApp mesajı.Gazeteciliğin temel kuralı olan "muhataba söz hakkı tanıma" çabası, soruşturma dosyasında suç deliline dönüştürüldü. Mesajda ne bir tehdit ne de bir hakaret vardı; sadece haberin muhatabına yöneltilen rutin sorular yer alıyordu. Ancak soruların yanıtlanması ve haberin yapılması istenmediği için bu kamusal görev tutuklama bahanesi yapıldı. Sosyal medya paylaşımlarında da durum farksız.
Fon soruşturmasında adı geçen bir bürokratın haberini ve Ebubekir Şahin’in o kişiyle geçmişteki bir fotoğrafını alıntılamak, "halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak" suçlamasına dayanak gösterildi. Sulh ceza hâkimliğinde avukatların savunma süresinin kısıtlanması ve sözlerinin kesilmesi de tesadüf değil. Amaç; Kızılay çadırlarından kamu kurumlarındaki kadrolaşmaya ve fon iddialarına uzanan ilişkiler ağının sorgulanmasını, mahkeme tutanaklarına girmesini engellemek. Yolsuzluk ve nüfuz iddialarının odağındakiler serbestçe dolaşırken, kamu kaynaklarının hesabını soran gazetecilerin içeri atılması, karşı karşıya olduğumuz adalet tablosunu net biçimde özetliyor. İsmail 16 Kasım’da hâkim karşısına çıkacak.
O duruşma salonunda sadece bir gazeteci değil; halkın haber alma hakkı ve kamu kaynaklarını sorgulama iradesi yargılanacak. Hakikatin üzerini örtme çabalarına karşı bizler de sormaya, aramaya ve yazmaya devam edeceğiz.



